Melez Zamanların Tunç Aynasında Bir Cümle / Nadire Sönmez
Şiir, güzelliğin soluk alışıdır.
Ferruh Tunç’un Melez Zamanlar kitabı için Ethem Akçelik, “Ferruh, yitirdiğimiz aklımızı ve hafızamızı arıyor; çünkü kendini ve bizi orada bulacak. Bu arayış aynı zamanda aranan insanlara kendini var etme şevki de veriyor” der.
Kitap, Behçet Necatigil ve Ceyhun Atıf Kansu şiir ödüllerini almıştır.
İlk şiiri "Araya Reklam Girmeyen Söz Hükümsüzmüş" adını taşır.
"Aşılar vardı, sakız ağaçlarında dağlarda/Elbet sulak ovalara tohumlar da serptiniz
Fakat gelmeden buraya/Siz gördünüz mü mezarını Bergen’in"
Seksenli yıllarda “Acıların Kadını” olarak ünlenen Bergen’in yüzüne1982 de kocası tarafından kezzap atılmış, 1989 yılında da öldürülmüştür. Mezarı Mersin’ de demir bir kafes içindedir.
Şairin zihin sıçramaları bizi Istanbul’dan alıp Bostona, Cannes’a, Orta Asya’ya, Afrika’ya götürür, dünya yolculuğuna çıkarır adeta. Şiirini en işlek, en duru sözcüklerle konuşma dili kurgusu ve düzyazı sıcaklığı ile kurgular.
Asuman Kafaoğlu Büke, Yazın Sanatı adlı eserinde insan zihninin sürekli bir makine olduğunu ve bu makinenin çağrışımlarla çalıştığını belirtir. Ferruh Tunç da kitabında iç monologlara yer verir... Sorularla okuru düşünmeye davet eder, şiirini interaktif hale getirir:
ŞEHİRDE NE VAR
Şehirde ne var...soruyor./Süslü, altın haçlar var
Geceleri sokup gündüzleri çıkarmak için.( Şair burada günahları kastediyor)
"Şehirde Ne Var? /Göbeklerden söz etmiştik göğüslerden/upuzun bacaklardansa hiç söz etmeyelim…"Bu dizeler Cemal Süreya’nın erotizm kokan dizelerini anımsatır. Şiir, son derece trajik bir bölümle biter:
Bir gün telefon çalar. Arayan Cengiz’dir
“Antalya ya kış geldi nerde kaldın./Ölmedin ya!...Kan’dayım
Döndüm; ölmüş...(Cengiz Bulut, 6 Fen c den arkadaşıdır.)
Şair, liseden sınıf arkadaşı Cengiz Bulut’u ve diğer ölen bir başka arkadaşını anarken, vefanın vefasızlığın özeleştirisini yapar bize.
BAUDELAİRE,( Le Voyage), Yolculuk, şiirinde şunları söyler:
Ah! Ne büyüktür yeryüzü lambanın aydınlığında!
Belleğin gözlerinde ne küçüktür yeryüzü.
Melez Zamanlar, bir yol kitabıdır. Doğu ile batı, dün ile şimdi, içteki ile dıştaki, sokak ile ev, varlık ile yokluk, yaşam ile ölüm gibi zıtlıkların dilimizde donup kalan tortularının rendelendiği, bir dönme dolap gibi kâh aşağılara kâh yukarılara savrulduğumuz, ruhumuzun derinliklerine nüfuz eden, bilinçaltımızın ırmaklarından taşınan şiirlerin kitabıdır.
DELEGE şiirinden:
“Ne muhteşem bir yurdum olacaktı Afrika’yı yağmalamasaydım” diye inleyecek org. En kalın sesiyle.
Sahiden zengin olacaktım, Güney Amerika’yı anlasaydım”
Diye cevap verecek koro en tiz perdesinden.”
Asya Pasifik’te, Hindiçin’de ne arardım” diye yakınacak yaşlı bir delege mırıldanarak kendi kendine.
Şair, sözcüklerle oynamayı sever. Kimi şiirleri bulmaca tadındadır.
KAKAFONİ
Al Ma!!!/N’olacak ,yılın bir günü nefsini terbiye et!
Savaş Ma!!!/Lütfen üç gün olsun ateş kes…/ULLAH Fur Estağ/Ullah Fur Estağ
Lett Mil-İ-Miz-İn!(in,in…)/Cee:YÜ:Din:İ:Miz:İn!(in,in…) (estağFURULLAH/EstağFURULLAH/MiLLettİMizİn..in..in.. /YÜCee DinİMizİn..in in…)
Melez Zamanlar’ın üçüncü kitabı olan Başak; kısa, aforizma niteliğinde şiirlerle karşılar okuru.
“aklından geçenlerdir sana armağanım/ sana bütün kötülüğüm de bundan ibaret.(GİDENE NOT)
Ferruh Tunç’un şiirlerinde alttan alta bir ironi, bir özeleştiri yatar. Kendisiyle dalga geçer kimi dizelerinde.
KOMEDYEN
Dalga geçiyor…/Espriyi yükseltiyor,/hatayı azaltıyor.
Bir de, düşse yakasından şiirin! der.
Şairin bir diğer kitabı Behçet Aysan şiir ödülünü alan Tunç Ayna’dır.
Şiir yüreğin zekatıdır.
Şair Tunç’un ÇÖKÜŞ şiirinden:
Elmasın sınadığı camı, şimdi kurşun sınamaktadır/Saraydan bahçe duvarlarını yıkamayan devrimden sonra.
Gönül köşkü yıkılmış muktedirlerin ne çok garsoniyeri var.
Ferruh Tunç; Madem, insanlar ölünce ardında bir isim bırakır diyerek, yazının ehil, vahşi insanlarından, içi boş kavuz yıllardan kaçarak yollara düşer. Mülkü bırakır. Zift, kereste ve bildiklerinden bir gemi yapar.
Ambarı şiir dolu, aşk dolu, şarap doludur. Kendi içine, tunç aynanın sırlarınadır yolculuğu. İzini sürer binlerce yıllık yaşanmışlıkların. Bazen bir tarih kronolojisinden bazen bir coğrafya atlasından seslenir şiirleri. Kendinin çobanı, kendinin muhafızı, kendinin kölesidir.
Borçlusuyum, gökler kadar borcun./Denizler kadar servetin koruyucusuyum. Oğluyum. der OĞULTÜRK şiirinde.
O, gerek Anadolu Halk şairlerinin beslendikleri kaynakları, gerekse Garip ve İkinci Yeni şiirinin kulvarlarını özümsemiş bir şairdir. Günlük şiir dili ve ironi şiirlerine sıcaklık katar. İmgelerin, çağrışımların ve toplumcu şiirin enstrümanlarını kullanarak günümüz şiirinin özgün örneklerini verir.
Ferruh Tunç’un son kitabı Bir Cümle Olmaya Geldim Ekim 2017 de Everest Yayınlarından çıkmıştır.
“Pusulanın göstermediği bir yer var; oraya benim yolum.” diyen şair, görünmez kumaş, işlemez iğneyle isteklere giysiler diken bir terzidir bu kez.
GELİŞME şiirinde:
Resimle tarihten, resimli tarihe geçtiler.
Sonra, resmi tarihte karar kıldılar
diyen şair, okurun zihninde ilk çağ mağaralarını, kaya resimlerini canlandırır. Günümüz toplumunun tarih bilincini ironik bir dille ele alır.
Onun tek dizelik şiirleri de adeta bir makalenin, bir öykünün başlığı niteliğinde dolu dolu şiirlerdir.
ACI şiiri:
Saçmalık, kuşun etine saplanmıştı.
Ve başka bir şiiri de şöyledir:
"Guarnica’nın dile getirdiklerinden daha değerli olmasından başlayalım…"
Şiir, Picasso’nun İspanya iç savaşını betimlediği Guarnica tablosundan söz eder.
Guarnica, İspanya da küçük bir şehirdir. İspanya iç savaşında, Almanlar ve İspanyollar yeni savaş uçaklarını denemek için şehri yerle bir etmişlerdir.
Picasso, savaşın yarattığı vahşeti, acıyı, yıkımı izlenimci dışavurumcu bir üslupla betimlemiş ve 3.5 metre yükseklik ve 7.8 metre enindeki tabloyu 2 ay gibi kısa bir sürede bitirmiştir. Kübizmin en iyi örneklerinden birisi olarak kabul edilir. Avrupa’da bir sergide Alman General hazır cevaplılığı ile de bilinen Picasso’ya sorar:” Bu tabloyu siz mi yaptınız.” Picasso cevap verir:” Hayır siz yaptınız. “Tablo, savaş karşıtı olan en ünlü eserlerden birisidir.
Ferruh Tunç, günümüzde bir eserin anlatmak istedikleri ile değil de maddi ederi ile öne çıkmış olmasına eleştirel bir yaklaşım getirir.
Toledo şiirinde de şair İspanya’nın eski başkentine götürür bizi. Yaptığı yolculukların tarihsel izleklerini, geçmişle olan bağlantılarını sorgular…Beni koruyan ırmak ..Beni doyuran zeytin, beni söyleten servi …Ve göz yaşım döken bulut/ Minareden dönme /bir kule, göğü deldiğinde.
Kitabın Uzun Hava bölümü ırmak şiir niteliğindedir. Kaybedenlerin, çöküşün ,umutsuzluğun umuda döndüğü şiirlerden oluşuyor.
Bizden kopup gidenlere/ Bize henüz katılmamışlara/ Ve hâlâ bizimle olanlara.
Bu nakarat:
Beni salla ölesiye sesinin beşiğinde/beni salla öyleyse dünün eşiğinde
Yolculukların vedasıdır GRANADA şiiri:
Hoşçakal…Hançereme sığmayan ama/ kulağımda uyuyakalmış seslerle…Bir kuş, ben nereye ev yapsam oraya yuva yapar.
Bertolt Brecht” Okuyan Bir İşçinin Soruları” şiirinde der ki:
Kim yaptı yedi kapısını Thebai kentinin/Kralların adlarını veriyor tarih kitapları/krallar mı taşıdı koca koca taşları…
Ferruh Tunç da YERLEŞEN şiirinde: O gün taşı düşündüm yerleşen bir şey olarak der. Kuşu değil de o gün neden taşı düşündüğümü bilmiyorum./katılığını, serinliğini ama onun, doyasıya bastım bağrıma.
Ferruh Tunç’a, sonuna kadar gidersen bir cümle olursun demişlerdi. O da şarabın, resmin, incirin ve şiirin içinden geçerek bir cümle olmaya gelmiştir şiir dünyamıza.
Nadire Sönmez
GERCEKEDEBİYAT.COM
YORUMLAR