Okumadığım ya da okuyamadığım kitapları sırf tanıtım olsun veya katkım olsun diye yorum yazıları yazmam! Yazma yeteneğimi kendim de beğenmesem bile okuyup beğendiğim eserler ile ilgili çal kalem bir şeyler yazarak sizlerle paylaşmayı da ayrıca çok severim!

Yazarımız sayın Mehmet Ulusoy insanlığın üretim ve tüketim ilişkilerini tarih öncesi Avcı-toplayıcı topluluklardan başlatmış, bu toplumlardaki üretimi, doğada var olanları sadece türün neslini sürdürmesi için yaptıklarını belirtmiştir!

Tarihe geçiş sürecinde ise toprağa yerleşme, tarımı öğrenme, hayvanları da evcilleştirme ile hem çeşit hemde aşırı üretimi başarır.

İşte üretimin çeşitlenmesi ve aşırı artması özel mülkiyet sorununu, toplumsal sınıfların, bu da devletin ve uygarlığın doğuşunu yaratır...

Diğer yandan “tüketicilikten üreticiliği geçiş de insanın çok yönlü üretim etkinliği ile doğanın kör, yıkıcı yasalarının esiri olmaktan kurtulup onu, kendi gelişmesi, yetkinleşmesi ve özgürleşmesi yönünde değiştirmesi, dönüştürmesi demekti...”

“Uygarlığa geçişle birlikte insanlığın bugüne kadarki tarihini ve gelişimini belirleyen dinamik; ihtiyaçlar ile üretimin sınırlılığı arasındaki çelişmenin çözülmesi için yürütülen mücadeleydi. İşte tarihi ilerleten insanlığı, toplumları yetkinleştiren bu mücadelenin adı sınıf mücadelesidir.”

Görüldüğü gibi, “UYGARLIK sürecinin, insanı özgürleştiren ve yetkinleştiren bütün temel değerlerinin; bilimin, tekniğin, aklın, ahlakın, sanatın, dinin, hukukun temelinde üretim ve bu üretimi gerçekleştiren üretici güçler(emek, sermaye vs.)vardır.”

İnsanlığın tüm bu bilgi ve değerleri beşbin yıl öteden Sümer damgası ile Mısır, Yunan, Roma, İslam(Arap, Fars ve Türk) ve en son Yahudi-Hıristiyan Avrupa kimliği ile günümüze kadar taşınmıştır...

Rönesans ve Reformla birlikte Humanizm, arkasında aydınlanma, bilim ve sanayi devrimi ile girilen Modern Çağda, Kapitalizm dünyayı tek Pazar’a dönüştürür. Buna bağlı olarak da 19. yüzyılla birlikte hiçbir toplumun, kültürün yerküremizde, dış etkenlerden kopuk kendi dinamikleriyle bağımsız gelişmesinin mümkün olmadığı tarihsel bir sürece girilmiş olur!

Gelişen devrimci bir sınıf olan burjuvazi Avrupa’da, İngiliz(1648)ve Fransız(1789) Devrimleri ile Feodalizmi tasfiye eder. “Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik” ideal ilkeleri ile sonlanır. Böylece ortaya çıkan Ulus ve Ulusal Devletler çerçevesinde örgütlenen insansoyu bağımsız Millet kimliğine kavuşarak Modern Çağa da girilmiş olur.

19. Yüzyılda liberal, rekabetçi, sanayici ve üretici kimliği ağır basan devrimci burjuvazi (1789-1871)ilerici niteliklerini yitirip(1870) emperyalist ve gerici bir sınıfa dönüşür! Emperyalist tekelci burjuvazinin en önemli özelliği sanayi sermayesi ile tefeci banka sermayesinin bütünleşmesi, evliliği idi.

20. Yüzyıl boyunca dünyayı paylaşmak İÇİN iki cihan savaşı çıkartan Batı kapitalist Emperyalizmi krizler yaşayarak 1990’lara ulaştığında Atlantik Sisteminin önderliğinde, neoliberal piyasa düzeninin de doruğuna ulaşır! Sovyetler Birliğinin de yıkılması ile tek başına Küresel egemenliğini ilan eder...

1980’lerden itibaren ivmelenen küresel emperyalizmin temel toplumsal-siyasal hedefi; merkezileşme ve ulusal devletlerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan, aydınlanmanın, modernitenin, bilimin, ahlakın reddedilmesinin adı postmodernizmdir.

Maddi ve manevi bütün değerlerin kültürün, sanatın, edebiyatın, estetizmin piyasa için üretildiği “tüketim toplumu”nun, medeni batıda ulaştığı tüm çürüme ve kokuşmamın adı postmodernizmdir.

“Tarihin sonu”, “ideolojilerin bittiği”, “çok kültürlülük”, “çok kimlikçilik”, “savaşma seviş”, “sınırların yok olması”, “dünya vatandaşlığı” gibi kavram ve söylemlerin patlamasının uygar Batı dilindeki adı postmodernizmdir.

Eşcinsellik, lezbiyenlik, çocuk yapmaktan kaçınmak, yaygınlaşan ruhsal hastalıklar, gelecek konusunda derin umutsuzluk, bireylerin aşırı yalnızlığı ve bencilleşmesi... soysuzlaşma, sapkınlaşma, kadın kadına, erkek erkeğe evliliğin yasalaşması, ensest ilişkilerin, sübyancılığın, pornonun meşrulaşması Batı’da istisnai değil günlük yaşamın olgulardır artık...

İşte mafyalaşan, asalaklaşan, çürüyen kapitalist emperyalizmin ulaştığı neoliberal piyasacı düzenin medeni Batı dilindeki adı artık postmodernizmdir.

Yukarıdan beri özetlemeye çalıştığımız insansoyunun Avcı-toplayıcı tomlumları da dahil yaşam mücadelesini ve sınıfsal evrilme süreçleri boyunca acıklı serüvenindeki olay ve olgularını okuyacaksınız. Ancak ağırlıklı olarak incelenen batı toplumunun yaşantısının son durağı olan postmodernizmin dayandığı köklerinin teorisyen ve ideologlarının söylemlerini; ülkemizdeki temsilcilerini bir bir tanıyıp, öğreneceksiniz sayın Mehmet Ulusoy’un Çürümenin Estetiği adlı eserinde...

Mehmet Kaplan

GERCEKEDEBİYAT.COM


ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)