Az sonra otobüs kuzey istikametine doğru, suda kayar gibi hareket etti. Kayda alınmış bir ses, tüm ciddiyetiyle havayı doldurdu ve yolculuk kuralları hakkında bilgi verdi. Kısa sürede şehirden çıkıldı, camlardan görülen cetvelle düzenlenmiş parklar tüm otobüsü yeşile boyadı. Sevgi, ellerini kucağına bıraktığı kitabın üzerinde kavuşturmuş, yanındaki kadınla başlatmak istediği sohbetin ilk cümlesini düşünüyordu. Derken kadının, “Siz de mi K.’e gidiyorsunuz?” sorusuyla sevindi, başını ona çevirip yanıtladı. “Evet, ben de orada ineceğim.”

Kadın, Noel tatili için geldiği bir akraba ziyaretinden evine dönmekteydi. Parti çok güzel geçmişti, yakın dostları onu çok güzel ağırlamışlardı. Emekli bir öğretmendi, 30 yıl çalışmıştı. İki kızı vardı. Maalesef eşini iki yıl önce kaybetmişti. Ama onunla çok güzel bir ömür geçirmişlerdi. Özellikle, hep yapmak istedikleri dünya turuna çıkmışlar, gezmedik şehir bırakmamışlardı. Zaten seyahati çok severdi. Yaz gelsin, arkadaş grubuyla o ünlü ada turuna katılacaktı.

Kadın, Sevgi’nin gözlerinin içine bakarak durmadan anlatıyordu. Anlatırken gözleri parlıyor, gülümsüyor, incecik parmaklı ve damarları seçilen ellerini oynatıyordu. Sevgi, bu, yaşına rağmen dinç kadını izlerken, elinde olmadan şen sesinin arkasında yatan mutlu hayatı düşünüyor, anlattığı heyecanlı hikâyeleri gözünde canlandırıyor, aklından kovmaya çalışsa da üç yıl önce kaybettiği kendi anneannesini anımsıyordu. Anneannesinin de gözleri maviydi ama hiç böyle ışıl ışıl olmazdı onlar. Bazen, bayramlarda bütün torunlarını o uzak köydeki eski evlerinde bir arada gördüğü zamanlarda, belki…

Kadının sorularına karşılık Sevgi, kazandığı burs sayesinde güneydeki kentte devam ettiği okulundan, kendi ülkesinden, ailesinden kabaca söz etti. Kadın aynı güler yüzle dinliyor, arada bir başını sallıyor, yorum yapıyordu. Bir aralık, gözü ayağının dibindeki karaltıya takıldı. Derken, otobüsün sarsıntısında dengesini yitirmemeye dikkat ederek öne doğru eğilip ince uzun sağ işaret parmağını yavaş hareketlerle aşağı doğru uzatmaya başladı. Sevgi bir an duraksayarak, anneannesinin hareketlerini yapan kadını ve o uzun parmağı izledi. Kadın, yerdeki bozuk para ya da ufak bir kapak gibi duran koyu lekeye ulaşınca, hareket edip etmediğini anlamak için hâlâ havada olan işaret parmağıyla lekeyi kazır gibi yaptı. Lekenin yere sabit bir vida parçası olduğunu anlayınca aynı yavaş hareketlerle doğrulup arkasına yaslandı, nefes aldı ve gülümseyerek “Benim bir gözüm görmez de, anlayamadım ne olduğunu” dedi.

Sevgi, şaşkınlığını gizleyemeden, “Bilirim nasıl bir şey olduğunu az çok, benim de anneannemin…” diyerek yanıt vermeye çalışırken, kadın mahzunlaşan yüzüyle anlatmaya devam ediyordu. Hastalığın teşhisinden sonra tedavi süreci uzun sürmüştü. İki kızı da evliydi, büyük kızı ile aynı şehirde oturuyordu. Ama kızı, tedavi sırasında da sonrasında da kendisiyle hiç mi hiç ilgilenmemiş, diğer kızı bir süre yanına taşınmak zorunda kalmıştı. Bu durumda iki kardeşin arası da açılmıştı. Muhtemelen büyük kızının kocasıyla da sorunları vardı ama hiçbir şey anlatmıyordu. Bu kadar zaman olmuştu, kendisi eşini kaybettikten sonra yalnız başına koskocaman evde yaşıyordu, kızı bir gün olsun yanına uğrayıp hatırını sormuyordu. Ama kadın inanıyordu, bir gün gelecek kızına da çocukları aynı şeyi yapacaklardı.

Otobüs durdu. Yolcular hep birlikte ayaklanıp ön kapıya yöneldiler. İhtiyar kadın ve Sevgi, arka arkaya dar koridorda ilerlediler. Aşağı indiler, bagajlarını alıp vedalaştılar. Valizlerinin kolunu çekerek iki farklı tarafa doğru yürüdüler.

Zeynep Duran

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)