Türkiye, bir haftadır Mersin’de katledilen Özgecan Aslan kızımızı konuşuyor. Sokağı, basını, sosyal yayınağları Özgecan için ayakta. 
 
17 Şubat 2015 tarihli bir gazetenin manşetinde beş fotoğraf var. Fotoğrafların altında o kişilerden alıntılar. Alıntılarda, o kişilerin kadına bakışları somutlanmış. Yani siyasal erkin dünyasından bir Türkiye kesiti sunulmuş. Bu gazete manşetinden yola çıkarak onların düşün ve algı dünyalarını, bir de biz somutlayalım:
 
“Makyaj yapan kadının kaportası bozuktur. Kadın mıdır, kız mıdır bilemem. Kadın erkek eşit olamaz, fıtrata ters. (RTE)"
 
Tümcedeki üslup, her şeyin özeti. Kadına bir kaportacı gibi bakan gözle karşı karşıyayız. Sormak gerekmez mi? Kadın olsa ne olacak, kız olsa ne olacak? Bu soruyla akla geliveren o halk türküsü: “Kiremitte buz musun, gelin misin kız mısın” Bu türküdeki rendeden geçmiş halk erotizmi bu sözlerde arasan da yok. Evet, insan yok, yalnızca cinsiyet var. Bu nasıl fıtrattır?
 
“Kadın iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.  (Bülent Arınç)"
 
Görülüyor ki kadının çağrıştırdığı tek sözcük “cazibe”. Tümce vurgusu “namahrem”de. Kadın yaşamın içinde olmayacak; dansta, sporda, sanatta olmayacak. Kadının adı, kimliği değil; cinsel varlığıdır önemli olan var. Bu nasıl bir hukukçu ahlakıdır?
 
Yılda 100 000 kürtaj 100 000 cinayettir. Anası olacak kişinin hatası için suçu niye doğacak çocuk çekiyor. Anası kendisini öldürsün. (Melih Gökçek)"
 
Kimdir Melih Gökçek? Her şeyi bilen, ajitasyon ehli o bıçkın başkan. Mehmet Aksoy’un  heykeli için “Ben böyle sanatın içine tüküreyim, buna sanat diyenlerin de…” diyen adam.
 
Altınpark'taki iki heykel için de, “Orgazm halinde bunlar.” demişti. O, İslamiyet’in de bir bileni. Ressam - Halife Abdülmecit’in bilmediğini de bilenlerden. Abdülmecit’in “Avludaki Kadınlar”ını görse ne derdi bilmem? Heykellerde, resimlerde bulamadığı ar ve haya, kendisinde var mı? Örneğin,  “anası olacak  kişinin” sözünün altında, Anadolu’nun o kalıp söz nefes alıp vermiyor mu: “anası olacak o.rospu.” Peki, kürtaj yaptıran kadın, “kendisini öldürürse “cenin”i de öldürmüş olmayacak mı? Onun kafası, doğacak çocukta falan değil, tamamen kadında. Kadın taş olsa bile alanlarda olmamalı.
 
“Medya Olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet sadece seçicilikten ibaret. (Fatma Şahin)"
 
Kimdir Fatma Şahin? Dünün aileden sorumlu bakanı, bugünün Gaziantep Belediye Başkanı. Kamer Genç’in o haklı sorusunda, ortalığı velveleye veren kişi. Laiklik olmasa, bakan ya da belediye başkanı olabilecekti sanki. İtaate koşullu olmak kendine yetiyor.
 
“Tecavüzcü kürtaj yaptırandan, tecavüz kurbanından daha masumdur. (Ayhan Sefer Üstün)”
 
Kimdir A. Sefer Üstün? İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı. İnsan ve kadın hakkı konusundaki anlayışa bu. Böyle biri, TBMM adına söz sahibiyse tuzun koktuğu yerdeyiz kuşkusuz.
 
Bu etkili ve yetkililerin yanında, bir de taraftarlar, amigolar var. Şu birkaç örnek de onlardan:
 
“Siz de mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca da bas bas bağırmayacaksın. (Nihat Doğan)”
 
Kimdir Nihat Doğan? Devlet sofralarının itibarlı sanatçısı. O sofralarda, bu anlayışa hep ye var. Ama Muzaffer İzgü’ye, Cengiz Bektaş’a, Ataol Behramoğlu’na, Fazıl Say’a… hiçbir zaman yer yok. Çünkü ancak “Padişahım çok yaşa!” diyecek adamlarla, sorgulayan sesler bastırılabilir.
 
 “Kadınlı erkekli horon haramdır. (Hayrettin Öztürk)”
 
Kimdir Hayrettin Öztürk? “Ulemaya sormak lazım” buyruğuna uygun yanıtlar vermeyi görev sayıp, kendini fetvada yetkili gören Samsun Müftüsü. Yüzlerce yıldır doğusundan batısına ne günahkâr toplummuşuz meğer! Dinimizi de ancak bu iktidarla öğrenecekmişiz meğer!..
 
“Annen de de olsa, diz kapağının üstü tahrik eder. İslam gerçeği konuşuyor, hayal âleminde değil İslam… (Alpaslan Kuytul)”
 
Kimdir Alpaslan Kuytul? Furkan Vakfı’nın lideri. Cinsel azgınlığın bu kadarına da pes doğrusu!
 
Evet, bu ülkede “altı yaşındaki bir kızın, yirmi beş yaşında bir erkekle nikâhının kıyılabileceği”ni söyleyen Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız gibi adamlar var. Evet, bu ülkede sorguya aldığı öğretmene: “Kuran’da cin suresi var. Kuran’a inanmıyor musunuz?” diyen savcılar var. Ne diyelim; bu da Cumhuriyet’ten dine evrilmenin en somut örneği.
 
Evet, bu ülkede, “Ben kalkıyorum kadının Allah'ın erkeklere bir emaneti olduğunu söylüyorum. Bu feministler filan var ya. ‘Ne demek diyor kadın emanetmiş, bu hakarettir!’ diyor. Ya senin bizim dinimizle medeniyetimizle ilgin yok ki.” demeyi, yeminindeki  “laiklik”e aykırı bulmayan bir cumhurbaşkanımız var. 
 
Laiklik, tam da bunun için gerekli. Yasalara, Anayasa’ya karşın bütün referansı “din” olan insanlara fren yaptırabilmek için. , Hz. Ali’nin ne “Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!” çağrısı, ne “En çok akıl alan kim ise, en akıllı olan odur.” uyarısı, hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü “üstün akıl”a “itaat” odaklı bu demokraside fazla “söz”e gerek yok!
 
Bütün bu saptamalardan sonra, şu Çin atasözü daha bir gerçeklik kazanıyor: “Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir.”
 
Güneş batmadan sorulacak soru çok. 
 
Tecavüz haritasında onca, onca tesettüre,  “idam”a karşın, en koyu renk, niye Ortadoğu’dadır?  Çünkü Ortadoğu’da “insan” yok; orada, sadece erkek ve “eğe” kemiği gibi hep eğri bilinen kadın var. 
 
Türkiye niçin, Dünya Ekonomik Forumu Küresel Cinsiyet Ayrımı Raporu’nda 135 ülke içinde 124. Sıradadır? 
 
Niçin bu siyasi erk döneminde kadın cinayetleri yüzde 1440 artmıştır? Bu rakamların oluşmasında, bu siyasi iklimin hiç mi etkisi yoktur?
İtilip kakılanlar, dövülenler niye daha çok imam nikâhlılardır? 
 
Laiklik tam da bunun için gereklidir. Kadını güvencesiz bırakmamak için. Kadını kadın olarak, kadını insan olarak görmek için.
İsrail bir yana, Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın (Türkiye, Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Sudan, Fas…)  başka bir özelliği daha var. Bu coğrafyanın okuma haritası da kapkara. Kitap üretimi ve dağıtımı ancak yüzde 0.9; kitap okuma Türkiye’de on binde 1. Japonya’da yüzde 14, ABD’de yüzde 12. 
 
Şimdi soralım, Ortadoğu’da herkes “Fatiha” okumayı biliyor mu; biliyor. Demek ki kitap okumayı, dans etmeyi, sergi gezmeyi de bilmek gerekiyor. Yani “din dersi”nin yanında, estetik, felsefe, mantık da gerekiyor.
 
“Gerçekten güzel bir kadın gören Tanrı’yı görmüştür.” diyen Mevlana, bu duruma göre bir sapkın mıdır? O halde Şebi-i Arus törenlerinde boy göstermeye niye o denli meraklısınız?
 
Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk, Milli Eğitim Bakanlığı’na getirdiği Necati Beye, “Eğer bu halkı okutacaksan tam okut, yoksa bırak kendi halinde kalsın, onun ilkelliği yarı okumuşluktan daha iyidir.(Geçmişin Geleceği, Melih Cevdet Anday)” 
 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)