ÖZET

Halk ozanları, Anadolu’nun sözlü kültür geleneğinde geçmişle gelecek arasında köprü kuran önemli kültürel taşıyıcılardır. Bu yazı, 19. yüzyılda Gülnar (Mersin) yöresinde yetişmiş olan Âşık Cemali’yi  hayatı, sanatı, şiir anlayışı ve halk kültürü içerisindeki yeri bağlamında ele almaktadır. Çalışma, akademik bir mesafeden ziyade kültürel tanıklık, alan bilgisi ve sözlü kültür belleğine dayanan bir yaklaşımı benimsemektedir. Âşık Cemali’nin destanları, taşlamaları, güzellemeleri ve koşmaları üzerinden halk şiirinin kültürel mirasın korunmasındaki rolü değerlendirilmekte; unutulmaya yüz tutmuş yerel değerlerin kayıt altına alınmasının önemi vurgulanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Halk Ozanı, Âşık Cemali, Kültürel Miras, Halk Şiiri, Gülnar

 

GİRİŞ

Bir milletin sesi, onun kelimelerle kurduğu köprüdür geçmişten geleceğe. Bu köprünün taşları, bazen bir türküde, bazen bir destanda, kimi zaman da yürekten kopup gelen bir dörtlükte gizlidir. Anadolu toprakları, nice medeniyetin izini taşıdığı gibi, binlerce yıldır halkın içinden doğan ve yine halka seslenen ozanların da yurdu olmuştur. Çünkü bu topraklarda her dağın bir efsanesi, her derenin bir türküsü, her köyün bir hikmeti vardır. Ve halk ozanları, bu hikmetleri sözle taçlandıran gönül erleridir.

Ozanlık, sadece sazla sözü bir araya getirmek değil, aynı zamanda milletin ruhunu yoğurmak, onu geleceğe taşımak demektir. Âşık, halkın hem gözü hem dili olur. Acısına ağıt, neşesine ezgi, savaşına destan, aşkına güzelleme yazandır. Onun şiiri yalnızca yazılmak için değil; yaşamak, yaşatmak, anlamak ve anlatmak içindir. Âşıklar, zamanın tanığıdır; halkın içinden doğar, halkla büyür ve halkla bütünleşirler.

İşte bu kutlu geleneğin taşıyıcılarından biri de Âşık Cemali’dir. Torosların eteklerinden çıkan bir ses olarak, yalnızca yöresinin değil, Anadolu halk şiirinin de önemli bir neferidir. Sözünü doğadan, halktan, aşktan ve vatan sevgisinden alan Cemali, yaşadığı coğrafyanın güzelliklerini, acılarını ve hayallerini dizelerinde işlemiştir. Onun şiirinde sade bir halk dili, içten bir lirizm ve zamana meydan okuyan bir duyarlılık vardır. Kimi zaman bir keklikten, kimi zaman bir serdengeçti askerden söz ederken, aslında hayatın kendisine dair bir şeyler anlatır. O, sesiyle geçmişin içinden yükselen, bugüne uzanan ve yarına kalacak bir sedadır.

Âşık Cemali, halk kültürünün taşıyıcı damarlarından biridir. Onun şiirleri, bir devri anlatmanın ötesinde, bir millete ait olmanın, bir toprağa kök salmanın da ifadesidir. Bu yüzden onun türkülerini anlamak, sadece bir halk ozanını tanımak değil  aynı zamanda kendi kültür kodlarımızla yeniden buluşmaktır. Ve bugün bizlere düşen, onun bu sesini işitmekle kalmayıp, gelecek nesillere de duyurabilmektir.

HALK KÜLTÜRÜ, HALK OZANLARI VE ÂŞIK CEMALİ

Halk kültürü, kültür varlığının önemli bir yapısını oluşturur. Bunlar, yüzyılların birikimi ve deneyiminden süzülerek gelmiş, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmış değerlerdir. Aynı zamanda, insanlar bu kültürleri benimser ve ortak biçimde bunlarla yaşar. Halk kültürü, insanların kendi kültürüyle yabancılaşmasını da önler. Halk ozanları ve şiirleri de bu kültürün önemli değerlerindendir.

Halk ozanları, toplumun değerlerinin kuşaklar boyu tanıtılmasında önemli görevler üstlenmiş ve bunları kalıcı kılmışlardır. Halk ozanlarının doğaçlama saz çalıp, türkü söyleme yetenekleri de vardır. Geleneğin koruyucusu ve aktarıcısıdırlar. Sümerlerdeki gelecekten haber veren kişi anlamına gelen “Uzu” ile de yakından bağlantılıdır.

Halk ozanı veya âşık; yaşadığı toplumun öncüsü olmuş bir gelenek, halka mal olmuş bir kültür ve sazıyla sözüyle halkın sesidir. Geleneklerinde doğa sevgisi, halk sevgisi, vatan sevgisi vardır. Halk ozanları halkın gönlünde taht kurmuşlardır. Halk ozanlığı, kültürümüzün önemli işaretlerinden biridir ve bu özelliklerini de değişen koşullara rağmen günümüze taşımışlardır.

 

Kültürel yönden tarihi köklü temellere dayanan Gülnar Orta Asya’dan bu yana getirdiği gelenekler, görenekler, halk öykücülüğü, maniler ve Şaman Kültürü’nün izlerini taşıması yönünden de oldukça zengindir. Gülnar tarihi ve kültürü ile ilgili kaynak arayanlar, Ali F. Bilir ve Saadet Bilir’in yapıtlarından yararlanabilir.

 

Çocukluğum babaannem, halam, babam ve annemden dinlediğim Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, Yunus Emre ve Âşık Cemali’nin şiirlerini dinlemekle geçti. Âşık Cemali’nin köyü Örenpınar, komşu köyümüz olduğu için daha bir ilgimi çekerdi. Bana çocukluğumda şiiri sevdiren, Âşık Cemali ve Karacaoğlan şiirleri olmuştur.

 

Mersin İl Kültür Müdürü olduğum dönemde, Müdürlüğümüzde görevli araştırmacı Öznur Tanal’ı Âşık Cemali ile ilgili araştırma yapmak üzere Örenpınar Köyü’ne görevlendirdim. Öznur Tanal, “Köy halkından Âşık Cemali hakkında bilgi verecek insan bulamadım” diyerek geri döndü. Çok üzülmüştüm. Bu geleneğin şiirlerini kuşaktan kuşağa aktaracak insan sayısı giderek kayboluyor, diye. İyi ki, kaybolmaya yüz tutmuş kültür değerlerimizi geleceğe aktarmaya çalışan, halk ozanlarımızla ilgili araştırmalar yapan yazarlarımız var. Onların sayesinde bizler de hafızalarımızı tazeliyoruz.

 

Birçok halk ozanımız eğitim görmediklerinden, Divan Edebiyatından etkilenmezler. Dilleri sadedir ve yöresel özellikler de taşır. Hece ölçüsüne bağlıdırlar. Geleneksel şiir anlayışını sürdürürler.

 

Âşık Cemali’nin, 1811 veya 1812 tarihlerinde Gülnar’ın Örenpınar köyünde doğduğu birçok araştırmacının eserlerinde yer alsa da Mut İlçemizin önemli araştırmacılarından Neşri Atlay’ın makalelerinde 1830’lu yıllarda doğduğu yazılır. Bazı yakınlarının da 19.yüzyılın ortaları ve 20.yüzyılın başlarında yaşadığını ifade ettiklerini okumaktayız. Asıl adı Ahmet’tir. Şiire başladıktan sonra Cemali adını almış ve Ahmet adını kullanmamıştır.

Âşık Cemali, Anadolu’nun pek çok yerini gezmiş, asker olarak Romanya’ya gitmiş, Rusçuk ve Yerkök savaşlarına katılmıştır. Bu savaşları anlatan destanları günümüzde de söylenmektedir. Şiirlerinde sıla özlemi geniş yer tutar. Cemâli, 1871 tarihinde vefat etmiştir.

 

Âşık Cemali, Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün eserlerine de girmiş değerli bir halk ozanımızdır. Saz çalmamıştır. Âşık Şiir geleneğinin önemli bir temsilcisidir. Halk şiirinde Âşıkların şiirlerini dörtlük düzenine göre söylemesi gelenektendir. Yine dörtlük düzeninde hece ölçüsünü ve bu ölçünün yedili, sekizli, on birli olanlarını kullanmaları geleneğin belirgin örneklerindendir. Âşık Cemali şiirlerini dörtlük düzenine göre söylemiştir. Âşık Cemali’nin şiirlerinde sade bir halk dili ve lirizm vardır.

 

Âşık Cemali’nin Hasan Paşa Destanı, Bükreş Destanı, Güzeller Destanı ve

Keklik Destanı adında destanları bilinmektedir.

 

HASAN PAŞA DESTANI

 

Devlete sıtkınan hizmet eyleyen
Vezirler içinde bir Hasan Paşa
Vaadinde hilafı yok, sözünde sadık
Emsali bulunmaz bir Hasan Paşa

Ordunun içinde beraber gezer
Heybetin görenler ederler nazar
İnşallah kâfirin mezarın kazar
Kılıcı kadife şu Hasan Paşa

Bir zaman koç gibi meydana çıktı
Top tüfek sedası cihanı yıktı
Kâfirler ordusun Tuna’ya döktü
Kalma arkasından var Hasan Paşa

Arap’tan Acemden askerler geldi
Rusçuk içine ordu cem oldu
İnayeti hak ile yeri göğü aldı
İçinde bir zaman dur Hasan Paşa

 

Halk ozanlarının doğayı iyi tanıdıklarını, insani sıfatların üst düzeylerine eriştiklerini düşünüyorum. Türkülerimize, şiirlerimize konu olan doğa ve hayvan betimlemelerinin bizleri ne denli büyülediğini biliriz.

Âşık Cemali, en iyi kafes kekliğinin Ermenek Barcın’dan çıktığını öğrenir, arkadaşı Ermenekli Mahmut Bey’e şöyle bir şiir yazar:

 

KEKLİK ŞİİRİ

 

Sabahleyin kalktım çıktım evimden

Ortalık kış günü ayaz olmalı

Bir palaz isterim Mahmut Beyimden

Nüfus kayıtları beyaz olmalı

Gönül müpteladır bilmem nesinden
Misli görülmedik palaz olmalı
Üç dirhem od yakan tüfenk sesinden
Aklı ayrılmadık palaz olmalı

Barcın yaylasından olmalı nesli
Çifte hıncırıklı, kabaca sesli
Gedik Paşa ünlü, devlet nefesli
Gönlü yorulmadık palaz olmalı

Bozdoğan mıdıklı şahin suratlı
İngiliz marifetli, Moskof inatlı
Seyrecik alalı, sarkık kanatlı
Eşi bulunmadık palaz olmalı

Palazın gerdanı yassıca olsun
On beşten fazlaca benler bulunsun
Her ayakta çifte topuk görülsün
Akıp durulmadık palaz olmalı

Cemali'nin derdi cümleden aşkın
Hem çatal imanlı, kaşları düşkün
Gözleri gücücük, kendisi coşkun
Keklik vurulmadık palaz olmalı

 

Mektubu alan Mahmut Bey, Cemali’nin istediği gibi bir palaz bulup gönderir. Palazı Örenpınar’a götürmek için gönderdiği kişi, Gezende Köyü’nde Molla Mehmet’in evine konuk olur. Molla Mehmet, palazı çok beğenir ve konuğu uyuyunca değiştirir. Konuğu sabah erken kalkar ve palazı Âşık Cemali’ye götürür. Palaz dişidir, bunu gören Cemali bir mektup daha yazar.

 

Benim böyle tecellimden olmalı

Göndermişler sarı saçlı bir gelin

Kendim gidip bir erkeğin bulmalı

Yine geldi ince kaşlı bir gelin

 

Erkek derler hem temeli binası

Yumurtadan kız doğurmuş anası

Daha bozulmamış ellerinin kınası

Cins yerinden ağır başlı bir gelin

 

Aslını sorarsan Kuşutaşı’ndan

Dişi tülektir, şüphe etmem yaşından

Birkaç nikâh geçmiş başından

Boyu usul kaşı kara bir gelin

 

Âlem bize hile etmiş yerinden

Cemali’nin ateş tuttu serinden

Bir dişiyi ayırmışlar erinden

Durmaz ağlar gözü yaşlı bir gelin

 

Cemali sözünde haklıdır haklı

Söylemez sırrını sözünde saklı

Tam turunç memeli elma yanaklı

Bana geldi ebru saçlı bir gelin

 

Bu mektubu alan Mahmut Bey, palazı gönderdiği kişiyi çağırır ve nerede konuk olduğunu öğrenir. Gezende köyüne gider, Molla Mehmet’ten palazı alır ve Âşık Cemali’ye götürür ve dostluğunu pekiştirir.

 

Âşık Cemali doğaçlama şiir yazma yeteneği olan bir halk ozanıdır. Cemali taşlama türünün güzel örneklerini de vermiştir.

 

“İlimsiz kürsüde vaaz olunmaz

Beş saat camide hapis kalınmaz

Karnını yarsan bir vav bulunmaz

Hemen bakışları ayıya benzer 2

 

Harman zamanı, deli deli esip harmandan samanı götüren poyraza şöyle seslenir;

 

Yüksekten esersin görmen dereyi

Cemali götürmez böyle bereyi 

Mülk sahibi isen gel al cereyi (landtenure)

Samandan (straw, hay) ne isten hey deli poyraz” 3

 

Âşık Cemali feleğe sitem eden taşlamalar da yazmıştır:

 

Şu yalan dünyaya geldim geleli

Anlamadım birile derdimi

Ölüp kurtulamadım elin dilinden

Götürdüm serimde bile derdimi

 

Çekeyim alnımda böyledir yazı

Kar etti bağrıma illerin sözü 

Dert için yaratmış yaradan bizi

Yükletsem file götürmez derdimi

 

Oklandı felekten sinem de yaşlı

Azgın yârelerim saran olur mu?

İki eller kınalı, gözler yaşlı

Anıp ardımızdan soran olur mu?

  

Felek sen düşürdün beni dillere

Bülbül arzu çekip kaldı güllere

Yeşil turna indi bizim göllere

Yâd avcı uğrayıp vuran olur mu?

 

Cemâli bağlandı yârin alına

Hiçbir tamah yoktur dünya malına

Nice ben gibi bir dostun yoluna

Canını bahşedip veren olur mu?

Âşık Cemali, güzelleme türünde de şiirler yazmıştır:

 

Nasıl methedeyim kaşı kemanı

Zülfü Karadeniz dalgası gibi

Beni bu dertlere giriftar eden

Yaman şu yavrunun sevdası gibi 

 

Bülbül olup bahçenize girmedim

El uzatıp gonca gülün deremedim

İçel'de ben böyle civan görmedim

Gürcistan elinin yosması gibi

 

Bülbül figan eder civan elinden

Göz kamaşır yanakların al'ından

Seni gören geçer dünya malından

Acem kirazının meyvası gibi 4

 

Âşık Cemali’nin koşması da sade ve anlaşılır bir dille yazılmıştır. 

 

Bir selam geldi cananım elinden

Sılamıza hasret düşürdün felek

Gözü siyahımı aldın elimden

Dünyaya hasret düşürdü felek

 

Bizim Leyla’mızın şirindir dili

Gerdana sokarlar kırmızı gülü

Yüzü çifte benli deste ka’kili

Sunama hasiret düşürdün felek5

 

Cemali Mut'un Beci (Çamlıca) Köyünden Menteş Hoca'ya ziyarete gelir. 1908 meşrutiyetini kastederek;

 

Hürriyete aklı eren gülüp oynamaz

Belki de dünyanın son nefesidir 6

 

Bu veriler, Cemali'nin 19.Yüzyılın ikinci yarısı ile 20. Yüzyılların başlarında yaşamış olduğunu gösteriyor. Yakınları, torunları, Cemali'nin zamanın okullarında epeyce okuduğunu, sonradan askerliğe intisap ederek uzunca bir süre askerlik yaptığını, başçavuşluğa (sergeant) kadar da yükseldiğini, katıldığı bazı muharebelerden (Selma Aktan, Rusçuk ve Yerkök savaşlarına katıldığını yazar) sonra Zeyne Köyü’nde bir süre karakol komutanlığı da yaparak askerlikten ayrıldığını, hacca gittiğini ve hac dönüşü Cidde de öldüğünü söylemişlerdir.7

 

1972 yılında, Âşık Cemali’nin heykelini yapmak için Ankara Müzesi müdürlüğü tarafından gönderilen bir heyet Örenpınar Köyü’ne gelir. Gelen heyet Mekke’de vefat edip, oraya defnedildiğini öğrenince Ankara’ya geri döner.8

 

Halk şiirlerimiz, günden güne değişerek unutulup, kaybolup gitmeye yüz tutmaktadır. Bu şiirleri, hafızalarımızdan kaybolup gitmeden, edebiyatımıza kazandırıp kurtarabilirsek, görev ve sorumluluğumuzu bir nebze de olsa yerine getirmiş oluruz.

 

Âşık Cemali, halk dilini çok iyi kullanan, Karacaoğlan geleneğinin takipçisi ve yaşadığı yörenin güzelliklerini şiirleriyle dile getiren önemli bir halk şairimizdir. Daha birçok şiiri olan Gülnarlı halk ozanımızın bazı şiirlerini sizlerle paylaştım.

 

Onun şiirlerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlamak gibi bir sorumluluğumuz olduğunu da unutmayalım.

 

Âşık Cemali, şiirleriyle gönüllerimizde yaşıyor.

 

Sonuç

 

Zaman, her şeyi unutturan bir rüzgâr gibi eserken; geriye kalan, sözün izidir. O iz, yüzyılları aşan türkülerde, dilden dile dolaşan manilerde, köy odalarında yankılanan dörtlüklerde yaşar. Âşık Cemali, işte bu izlerin en berrak, en içten ve en kalıcı olanlarından biridir. O, saz çalmamış olabilir ama sözüyle sazın en güzel nağmelerini dile getirmiştir. O, halkın acısını da sevincini de kendi yüreğinde yoğurmuş, dizelerine taşımış bir gönül adamıdır.

 

Her şiirinde bir hasret, her destanında bir direniş, her taşlamasında bir uyarı ve her güzellemesinde bir sevda gizlidir. Bu yüzden Âşık Cemali, yalnızca bir şair değil; aynı zamanda halkının vicdanı, belleği ve duygularının tercümanıdır. Onun şiirlerini okudukça, sadece bir ozanın izini sürmeyiz; aynı zamanda kendi geçmişimizin, kültürümüzün ve değerlerimizin de farkına varırız.

 

Bugün yaşadığımız çağda, sözün bu kadar hızla tüketildiği, derinliğin yüzeysellikle yer değiştirdiği bir zamanda; Âşık Cemali gibi ozanların şiirleri bizlere hem bir duruş hem de bir bilinç kazandırır. Onun doğayı anlatan dizelerinde bir tabiat sevgisi, vatanı anlatan destanlarında bir bağlılık, aşkı anlatan dörtlüklerinde bir zarafet buluruz. Bu şiirler sadece okunmakla kalmamalı; korunmalı, aktarılmalı ve yaşatılmalıdır. Çünkü bu türkülerin içinde bir milletin kaderi, bir yörenin hafızası ve bir insanın iç sesi vardır.

 

Âşık Cemali’yi tanımak, sadece bir halk ozanını tanımak değildir. Onunla birlikte Torosların sisli yamaçlarını, Anadolu’nun yüzyıllık hasretini, halkın en derin duygularını tanımaktır. Onun sesi, geçmişte kalmış bir ezgi değil; hâlâ gönlümüzde taze bir çiçek gibi solmayan bir hatıradır. Bu nedenle onun şiirleri, kitaplarda ya da arşivlerde değil, bizim gönüllerimizde yaşamaktadır.

 

Âşık Cemali, sazsız bir ozan olarak sözün kudretini bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Ve bizler de biliyoruz ki, söz unutulursa, halk unutulur; halk unutulursa, tarih susar. Bu yüzden Âşık Cemali’yi yaşatmak, bir kültür nöbetidir. O, şiirleriyle gönüllerimizde yaşamaya devam edecek; bizler de onun sesini yaşatmaya devam ettikçe, kültürümüzün kökleri daha da derinleşecektir.

 

Yazıyı, Âşık Cemali için yazdığım bir şiirle bitiriyorum:

 

Sazsızdı belki ama sözü saz gibi çaldı

Toros’un yamaçlarında bir gül gibi kaldı

Her dörtlüğü bir yürek her sözü bir yangındı

Âşık’tı o adı Cemali’ydi halkın dilinde

 

Gönlünde sevda vardı dilinde vatan yeli

Çiçekle konuşurdu kuşça söylerdi dili

Dertliyle dertleşirdi garipten alır hâli

Sözünde derman olurdu şiirinde emanet

 

Kimi zaman keklik olur dağlarda öterdi

Kimi zaman yiğit olup cephede biterdi

Taşlaması tokat gibi destanı kaderdi

Mazlumun yanındaydı her bir mısra her niyet

 

Sustu şimdi sazsız ozan lakin sesi sürer

Bir yürekten bir yüreğe türküsü yürür

Anadolu’nun bağrında bir hatıra büyür

Âşık Cemali ölmedi halk yaşarsa o da yaşar

 

KAYNAKÇA

 

1. Yurt Ansiklopedisi 1982: 3355 İstanbul; Anadolu yayınları

2. KANDEMİR Birol, Âşık Cemali makalesinden

3. KANDEMİR Birol, Âşık Cemali makalesinden

4. KANDEMİR Birol, Âşık Cemali makalesinden

5. Yurt Ansiklopedisi (1982). C. 5. İstanbul: Anadolu Yay. 3355. 

6. BOZYİĞİT A. Esat, Halk Kültürümüzde Keklik Motifi ve Çukurova'dan

   Örnekler, “Bizde Adet Böyledir”    

  http://turkoloji.cu.edu.tr/CUKUROVA/sempozyum/semp_2/bozyigit.pdf,

   Ürün Yayınları, Ankara,1995, s. 18-207

7. KÖPRÜLÜ M. Fuat, Türk Saz Şairleri IV, Milli Kültür Yayınları, Ankara, 1964, s.  676-677

8. Kara Mehmet, Türk Folkloru, Sayı:54

 

Yusuf Ziya Ak
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)