İktidar, 12 yıldır hem iktidar, hem de muhalefet. Bu, temelinde Köylü İsyanı’nın bulunduğu bir muhalefet. Köylülüğün yüzlerce yıllık sömürülüşünü, savaştırılışını, özellikle de son 30 yıla damgasını vuran kirli savaşta -kirli savaş nedeniyle köylülüğün acımasızca kullanılışını- harcanışını istismar eden bir muhalefet. Köylülük, neoliberal politikalar öncesi dönemde destekleme alımları, kentlerin ucuz işgücü ihtiyacını karşılamak üzere köyden kente hatta doğrudan (Türkiye’de bir kent bile görmeden) yurtdışına göçe ve gecekondulaşma adlı talana dayanılarak sakinleştirilmeye çalışıldı. Neoliberal politikalarla birlikte -‘bizim’ oğlan- kirli savaş başlatıldı, köylerden kentlere göç -daha fazla ucuz işgücü için- hızlandırıldı, gecekondulaşma yoluyla köylülere kentlerde talan yapma olanağı artırıldı.

Aynı dönemde yerli tarım ve hayvancılık neoliberal politikalar gereği baltalandı, bu alanlarda ithalata yönelindi. Köylü, kente gelip çalışacaktı, boğaz tokluğuna bir deliğe tıkılıp sömürülecekti, kirli savaşta asker olarak harcanacaktı. Köylülüğün, tepkisini sınıfsal olarak dile getirememesi için de elden gelen her şey yapıldı. Çok az sayıda sözcükle düşünmesi, duygulanması, konuşması sağlandı: etnik, dinsel, mezhepsel. Neoliberal politikaların, kimlikleri öne çıkarmasının anlamı buydu. İçine doğulan ortamdan kaynaklanan, sonradan kazanılan ekonomik, toplumsal, kültürel ve politik niteliklere dayanmayan bu kimlik tanımı, köylülüğün, -ve bu arada işçi olsa da köylülükten çıkmamış olan- bu yığınların, sınıf bilincine erişememesi için tasarlandı. Bugüne kadar da başarısız olduğu söylenemez.

Egemen yapı, köylülüğe ölümü gösterip onu sıtmaya razı ediyordu. Ölümü gösterme -şehit cenazeleri, kolu bacağı kopartılıp ailelerinin kucağına bırakılanlar, psikolojik durumları tahrip edilerek işe yaramaz hale getirilenler- eylemini, sıtmaya razı etme; önceleri gecekondu edinebilme, ardından ucuz konut sahibi olabileceğine inandırma, taksitle cep telefonu ve diğer tüketim mallarını alabileceğini düşündürtme ve bu arada da bir aylık oldukça yetersiz bir eğitimden sonra savaşa gönderilme, sömürülmeye devam eylemi izledi.

Kanımca, Köylü İsyanı’nın en güçlü nedeni, ekonomik ve toplumsal nedenleri unutmayarak, politik. Politik, ülkesinin çıkarları için hayatını feda ettiğini düşünenlere ve onların ailelelerine vurulan en büyük darbe, savaşın kirli oluşu oldu. Vatanım için kendimi, oğlumu, kardeşimi, ailemi feda etmiyorsam, ne için ölüyorum, ölüyoruz? Ve tabii, cenaze törenlerinde neden varlıklı kesim yer almıyor, egemenlerin çocukları neden şehit olmuyor? Neden televizyonlarda bana gösterilen kişilerden bir teki bile bu savaşta ölmüyor?

Bu zulüm, Türkiye değil de başka herhangi bir ülkede yapılsaydı, ardından gelecek isyan, ekonomik, toplumsal, politik tüm yapıları yerle bir ederdi. Çok önemli dönüşümlere yol açardı. Söz konusu ülke Türkiye olduğu için ve bu coğrafyada devlete isyan (komutan, yani devletin başındaki aynı zamanda talanın da örgütleyicisi ve sağlayıcısı olduğundan) insanların genlerinde yer almadığı için, Köylü İsyanı’nı, gerici karşıdevrim görünümü altında yaşıyoruz.

Kirli savaş, komşunun yeraltı zenginlerinin oluşturduğu iştahın -ki bu aynı zamanda kirli savaşın en önemli başlatılma nedenlerinden de biriydi- karşılanma olasılığının ortaya çıkması üzerine sona erdirilecekmiş gibi görünürken, bir başka şovenizmin kışkırtılmakta olduğu sanırım görülüyordur. Bu şovenizmin, savaşçılığı bu kez bir başka açıdan tahrik ettiğini, Anadolu’dan binlerce köylü çocuğunun bu kez -şimdilik komşu ülkelerde- cihatçılara katıldığını alo vesaire medyası bile yazıyor.

Şimdi,  bu yazımızın başlığındaki konuya geldik. İslamcılık, bir kez siyasal tutum olarak benimsendiğinde ve dolayısıyla yaşamın tüm alanlarını kapsayan, doğasındaki totaliterliğe ulaşıldığında ya da böyle düşünülmeye başlandığında sorunlar, görüldüğü gibi, bitmiyor, hatta bazı çok önemli sorunlar yeni başlıyor. Çoğunluk, bir kez kendi düşünsel duygusal varsayımlarının gerçekleştiğini gördüğünde ve muhalefet yapma durumu da bitmediğinden, bitmeyeceğinden dolayı, muhalefeti de Batı Avrupa’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde gördüğümüz muhalefet gibi değil, kendi düşünce ve duygu ortamlarından kaynaklanan bir muhalefet olarak yapmaya başlıyor. İslam içinde.

İslamcıysan, İslamcı gibi muhalefet edersin. Cihatçılığa kadar giden yola böyle girilir. Anadolu’dan da, binlerce kişinin Cihatçılara katıldığını biliyorsak, neoliberal politikalara sıkıca angaje olmuş İslamcılığın en önce, şapkasını, takkesini, serpuşunu, sarığını, kepini, artık başında ne taşıyorsa onu, önüne koyup iyi bir düşünmesinde yarar var. Cihatçılıktan, faşizmin en koyusuna ulaşılır, metropollerin önerdiği şu anki neoliberalizme değil, demokratikleşmeye, özgürleşmeye hiç değil. Neoliberalizmle faşizmin ilişkisine daha sonraki yazılarda değineceğiz, bu iki kavram ve olgunun kardeşliğini unutmayarak.

Cihatçıları, gecekondu vaad ederek silahsızlandıramazsın. Cihatçıları, cep telefonu vesaire tüketim ürünleri ile oyalayıp sakinleştiremezsin. Amerika Birleşik Devletleri bunu denedi, başaramadı. Masaya oturduklarında ABD eyaleti olma sözünü verenlerin, gücü ellerine geçirdiklerinde kendi bildiklerini, Cihat yolunda, yapmaya başladıklarını acı acı gördü. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapamadığını, sen, yapabileceğini, yani Cihatçıları önce kendi çıkarların için kullanabileceğini, sonra da onları neoliberalizmin emrine verebileceğini düşünebilirsin, ama bu düşüncenin hiçbir geçerliği, büyük olasılıkla, olmaz.

Köylü İsyanı’nın, bazılarınca beklenmedik başlayışı gibi yine beklenmedik, umulmadık bir biçimde bitebileceğini ve hatta kendisini en çok kullanana karşı da yönelebileceğini geçen yazımda belirtmiştim; bunun zamanını bilebilmek ve de sınıfsal bilinç düzeyi hiç denecek bir seviyede olan köylülüğün bu dönemin ardından nasıl bir yönelişe girebileceğini önceden kestirebilmek kolay değil.

Talancılığın, Köylü İsyanı’nın ‘bilinç’ doğrultularında yer aldığını vurgulamıştık. Paradoksal, anakronik bir biçimde, talancılığın, Cihatçılıkla ayrışabileceği koşullarla karşılaşılabilir. Çıkar için, talan için bile olsa, ölümü göze almanın geçerliğini yitirdiği düşüncesine varabilir Köylü İsyanı. Toplum bilimciler, bu konuya kafa yorarlar mı, bilemiyorum. Şunu biliyorum: kirli savaşa, öldüğü, sakat bırakıldığı, toplum dışı bırakıldığı için isyan etmişti köylüler.Yani ölümü o kadar da büyük bir iştiyakla karşılamaktan vazgeçtikleri varsayılabilir.

Ölüm yerine yaşamı, oldukça eksik de olsa, minicik bir bilinç kırıntısıyla da olsa seçmesi Köylü İsyanı’nın, bir umut ışığı sunuyor. Bu umut ışığı, o ışığa körükle yaklaşmayı zorunlu kılıyor gibi, bildiklerimizi yanımızdakilere usanmadan, bıkmadan anlatmayı yani.

Şimdilik, umutsuzluğa kapılmadan; sömürüye, baskıya ve savaştırılmaya karşı mücadeleyi yükselterek ve yanımızdakileri aydınlığa çekerek uğraşmamız zorunlu gibi görünüyor.

Selim Yalçıner

(Yeniharman dergisi, Temmuz 2014)

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)