Kişi Kültü / Nikita Krusçev
Nikita Krusçev’un 1956’daki ünlü ‘Gizli Konuşma’sı
Yoldaşlar! 20. Kongre’nin Parti Merkez Komitesi raporu delegelerin Kongre’ye yaptığı bir dizi konuşmada, kişi kültün bunun zararlı sonuçları hakkında çok şey söylendi. Stalin'in ölümünden sonra Parti Merkez Komitesi, bir kişiyi yücelterek, Tanrıninkilere benzer olağanüstü özelliklere sahip bir süpermene dönüştürmenin, Marksizm-Leninizmin ruhuna yabancı ve müsaade edilemez olduğunu az ve öz ve durmaksızın açıklama politikasını uygulamaya başlamıştır. Böyle bir adam sözde her şeyi bilir, her şeyi görür, herkes adına düşünür, her şeyi yapabilir, davranışlarında yanılmazdır. Bir adam ve özellikle Stalin hakkında böyle bir inanç, uzun yıllar aramızda işlenip durdu... Öncelikle size Marksizm-Leninizm klasiklerinin kişi kültünün her tezahürünü ne kadar şiddetli bir şekilde kınadığını hatırlatmama izin verin... Engels şunları yazmıştır: “Hem Marx hem de ben, önemli bir amacı olduğu durumlar haricinde, kişilere yönelik her türlü aleni tezahürata karşı olduk ve yaşamımız boyunca şahsen bizimle ilgili bu tür tezahüratları en güçlü şekilde karşı çıktık.” Devrimin dehası Vladimir İlyiç Lenin’in büyük alçakgönüllülüğü bilinmektedir... Lenin, tarihin yaratıcısı olarak halkın, yaşayan ve yaratıcı bir organizma olarak Parti'nin yönlendirici ve örgütsel rolünü ve ayrıca Merkez Komitesi’nin rolünü her zaman vurgulamıştır... Azimli bir Marksist-devrimci olan ve ilkesel konularda hiç boyun eğmeyen Lenin, görüşlerini hiçbir zaman meslektaşlarına zorla dayatmamıştır. İkna etmeye çalışmış, fikirlerini sabırla başkalarına açıklamıştır… Stalin, insanlarla ilişkisinde ikna, açıklama ve sabırlı işbirliği yoluyla değil, görüşlerini dayatarak ve fikrine mutlak itaat talep ederek hareket etmiştir. Bu yaklaşıma karşı çıkan veya kendi bakış açısının ve tutumunun doğruluğunu kanıtlamaya çalışan herkes, liderlik kadrosundan ayrılmak zorunda kalmış Ve bilahare maddi ve manevi yokluğa mahkûm edilmiştir... Stalin, “halk düşmanı” kavramını icat etmiştir. Bu terim, kendisiyle münakaşaya giren bir insanın veya insanların ideolojik hatalarının ispatlanmasını kendiliğinden gereksiz kılmıştır. Bu terim, Stalin’le herhangi bir şekilde aynı fikirde olmayan herkese, sadece düşmanca niyet taşıdıklarından şüphelenilenlere, kötü şöhretli olanlara karşı, devrimci hukukun tüm kurallarını ihlal eden en acımasız baskının uygulanmasını mümkün kılmıştır... Binlerce insanın kitlesel olarak tutuklandığı ve sınır dışı edildiği, normal soruşturma ve yargılama yapılmaksızın infaz edildiği bir güvensizlik, korku ve hatta çaresizlik ortamı yaratmıştır. Bu, elbette Parti saflarının ve tüm emekçi kesimlerin birliğine katkıda bulunmamış, tam tersine, sadık ama Stalin için sakıncalı olan emekçilerin partiden ihraç ve bertaraf edilmesine yol açmıştır… 17. Kongre’de seçilen 139 Parti Merkez Komitesi üye ve üye adayının 98’inin (yüzde 70’inin) tutuklanarak kurşuna dizildiği (çoğunlukla 1937-1938’de) belirlenmiştir... Sadece Merkez Komite üyeleri değil, aynı zamanda 17. Parti Kongresi delegelerinin çoğunluğu da aynı kaderi yaşamıştır. Oy kullanma veya istişare hakkına sahip 1966 delegenin yarısından fazlası olan 1108’i devrim karşıtı suçlardan tutuklanmıştır... Bu, Parti kadrolarına karşı kitlesel terör kullanmaya başlayan Stalin’in gücünü kötüye kullanmasının sonucuydu... Stalin çok vesveseli, hastalıklı bir şekilde şüpheci bir adamdı... Her yerde ve her şeyde “düşmanlar”, “ikiyüzlüler” ve “casuslar” görüyordu... Stalin şu ya da bu herhangi bir şahsın tutuklanması gerektiğini söylediğinde, onun “halk düşmanı” olduğunu sorgusuz sualsiz kabul etmek gerekiyordu. Bu arada, devlet güvenlik organlarını yöneten Beria’nın çetesi, tutuklananların suçluluğunu ve tahrif ettiği materyallerin doğruluğunu kanıtlamakta kendini aştı. Ve hangi kanıtlar sunuluyordu? Tutuklananların itirafları; soruşturma hâkimleri bu “itirafları” kabul etti. Ve bir kimsenin işlemediği suçları itiraf etmesi nasıl mümkün olabilir? Sadece bir şekilde; baskı uygulanması, işkence yapılması, bilincinin kaybettirilmesi, muhakemesinin çökertilmesi, insanlık onurunun ayaklar altına alınması gibi fiziksel yöntemler uygulanarak… Daha da korkuncu, Stalin’in başlattığı bu eylemlerin, Sovyet devletinin milliyet politikasına ilişkin temel Leninist ilkeleri vahim biçimde ihlal etmesidir. Bütün ulusların kendi anavatanlarından topluca sürgün edilmesinden bahsediyoruz... Karaçayların tamamının yaşadıkları topraklardan sürülmesine ilişkin karar alındı ve uygulandı… Özerk Kalmuk Cumhuriyeti’nin tüm nüfusu da bundan payını aldı… Tüm Çeçen ve İnguş halkları yerlerinden sürüldü ve Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti tasfiye edildi… Balkarların tamamı uzak yerlere sürüldü… Sağduyusu olan hiçbir insan, kadınlar, çocuklar, yaşlılar dâhil olmak üzere ulusların tamamını düşmanca faaliyetlerden sorumlu tutmanın nasıl mümkün olduğunu kavrayamaz… Yoldaşlar! Kişi kültü, bu denli canavarca bir boyut kazandı, çünkü bizzat Stalin’in kendisi, akla hayale gelebilecek tüm yöntemleri kullanarak, kendi kişiliğinin putlaştırılmasını destekledi. Sayısız gerçek bu olguyu doğrulamaktadır. StaIin'in kendisini putlaştırmasının ve temel tevazu eksikliğinin en tipik örneklerinden biri, 1948’de yayımlanan “Kısa Biyografi” kitabının basımıdır. Bu kitap, en rezil pohpohlama örneğidir. Bir insanı tanrılaştırmanın, onu yanılmaz bir bilge, “en büyük lider”, “tüm zamanların ve ulusların yüce stratejisti” haline dönüştürmenin bir örneğidir. Stalin’i göklere çıkartacak başka hiçbir söz kalmamıştı. Bu kitabı dolduran iğrenç dalkavukluk örneklerini burada anlatmamıza gerek yok. Eklememiz gereken tek şey, bunların tamamının Stalin tarafından şahsen onaylandığı ve üzerlerinde kalem oynatıldığıdır... Bir lider nerede ve ne zaman kendini bu kadar övebilir? Bu, Marksist-Leninist bir lidere yakışır mı? Hayır…
Lenin’in, kitlelerin tarihi milyonlarca, on milyonlarca insan tarafından yaratıldığının bilincinde olduğu için Sovyet devletinin güçlü olduğuna ilişkin bilge sözlerini çok iyi hatırlıyorsunuz. Tarihî zaferlerimiz, Partinin ve birçok taşra teşkilâtının örgütsel çalışmaları ve büyük milletimizin fedakârca çalışmaları sayesinde elde edilmiştir. Bu zaferler, bir bütün olarak ulusun ve Parti’nin büyük gayretlerinin ve faaliyetlerinin sonucudur; kişi kültü döneminde resmedildiği şekilde kesinlikle Stalin’in liderliğinin meyvesi değildir… Yoldaşlar! Kişi kültünü ilelebet ortadan kaldırmalıyız... Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi, Partimizin sarsılmaz birliğini, Merkez Komitesi etrafındaki insicamını, komünizmi inşa etme yönündeki büyük görevini yerine getirme konusundaki kararlı iradesini yeni bir güçle ortaya koymuştur… 20. Kongre'nin tarihî kararlarıyla donanmış Partimizin, Sovyet halkını Leninist yolda yeni başarılara, yeni zaferlere taşıyacağından kesinlikle eminiz. Yaşasın Partimizin muzaffer bayrağı -Leninizm! * Lavrenti Beria 1889’da Gürcistan’da doğmuş, 1917’de Boşeviklere katılmış, 1920’den itibaren Bolşeviklerin Gizli Polis gücü Çeka’da çalışmıştır. 1934’te kendisi gibi Gürcü asıllı Stalin tarafından KGB’nin başına getirilmiş, Stalin’e en yakın kişi olarak, Stalin dönemindeki bütün tasfiye, işkence, katliam, sürgün politikalarında başrolde yer almıştır. 1943 yılında Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne (Politbüro) seçilmiştir. 1953’te Stalin’in ölümünden sonra, bir süre Başbakan Yardımcılığı yapmış, ancak Hruşçov ve İkinci Dünya Savaşı’nın efsane komutanlarından Mareşal Jukov'un işbirliğiyle tutuklanmış ve öldürülmüştür. Beri suçlarını itiraf etmiş, suçlayıp öldürttüğü komünist önderlere işkence yaparak sahte ifadeler aldığını kendi ağzıyla anlatmıştır. (Çeviren: Ferhat Balekoğlu, Tarihi Konuşmalar-1, s. 228, DOĞUBATI YAYINLARI) Nikita Kruşçev YAYINCININ NOTU: 14 Şubat 1956’da Moskova’da elli altı ülkeden yaklaşık 1500 Komünist liderin katıldığı ve dört yılda bir düzenlenen Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi yapıldı. Sovyet temsilcilerinin yabancı delegasyonlara kapalı olan özel bir oturumunda Nikita Hruşçov, uluslararası komünist liderlere bir açılış konuşması yaptı. Konuşmasında, selefi Joseph Stalin’in politikalarını ve aşırılıklarını beklenmedik ve benzeri görülmemiş bir şekilde kınadı. Hruşçov uzun bir süre toplantıda vereceği mesaja yönelik hazırlık yapmıştır. Parti Kongresi’nden önce Sovyet hükümetinde bir yürütme organı olan Yüksek Sovyet Başkanlığı’nda, Stalinist politikaların ve Stalin’in mirasının ne ölçüde alenen eleştirebileceği hakkında iki aylık bir tartışma yapılmıştı. Hruşçov’un “gizli konuşması”, Parti Kongresi’ne katılan temsilcileri tam anlamıyla “şok” etmiştir. Sovyetler Birliği ve bir bütün olarak uluslararası komünist harekete karşı olanlara malzeme vermeden ama Stalin’in sosyalist ideolojiden saptığı alanları kınayarak, yıllarca süren baskı ve Stalinci tasfiyeler nedeniyle durgunluk tehlikesi altında olan Parti’yi canlandırmak istemiştir. Konuşması boyunca, Stalin rejiminin gaddarlığını, özellikle bazıları tamamen masum, sadık parti mensuplarına işkence yapılmasına ve idam edilmelerine yol açan tasfiyeleri kınamıştır. Stalin’in yanlış yorumladığı Marksist-Leninist düşünceyi iktidarda kalmak için paranoyak bir kararlılıkla nasıl yanlış uyguladığını anlatmış ve Stalin’i “kişi kültü” kurmakla itham etmiştir. Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR