Kenan Hulusi Koray: Bir Yarasa Bir Kıza Âşık Oldu
Geçen yüzyılın başında (1906) doğmuş ve 37 yıllık kısacık yaşamına pek çok eser sığdırmış bir yazar Kenan Hulusi.
Ölüm nedeni de 1943-44 yıllarında İstanbul’da yaşanan tifüs salgınından nasibini alması. Tıpkı tüberküloz gibi ilaç, gerekli tedavi ve bakımla iyileşebilecek bu salgın hastalık nedeniyle ölümü, bu değerli yazarın yaşadığı dönemde, ne yazık ki tedavi olanaklarına erişimden yoksun kaldığını söylüyor bize. “Bir Yarasa bir Kıza Âşık Oldu” [1]adlı öykü kitabıyla tanıştım Kenan Hulusi’yle. Kitabın girişinde Serdar Soydan’ın makale denebilecek nitelikte bir tanıtım ve takdimi var. Ünlü Türk film yönetmeni Metin Erksan’ın “Sazlık” filminin bu yazarın bir öyküsünden senaryolaştığını ve çekildiğini öğreniyoruz. Konu üzerinde çalışan akademisyenlerin işaret ettiği üzere, hiç tanık olmadığı, kulaktan duyma köy ve köy hikâyelerini bu kadar derin soyutlamalarla ve etkileyici bir dille yazabilmesi, yazarın düş gücünün zenginliği ve edebi yeteneği hakkında iyi fikir veriyor bize. Kitapta yer alan öyküler gerçekçi ortamlarda ve oluşturulan gerçekçi karakterlerle yazılmış olmasına rağmen, öykülerin gerçek mi yoksa düş ürünü mü olduğunu okuyucunun düş gücüne ve yargısına bırakması da okumaya ayrı bir lezzet katıyor. Tekinsiz düşler görmeye eğilimli ve buna zihni açık okuyucu için, çarpıcı ve birbirinden çok faklı temalar işlemiş yazar öykülerinde. Yazarın 2. Dünya Savaşına girmese de savaşın zorluklarını yaşamış bir Türkiye’de kendinde ya da çevresindeki kişilerde gözlemlediği saplantıları öykülerin kahramanlarına taşıyarak kurguladığı imgesel dünyalarla bize aktarması, günün acıtan gerçekleri karşısında bir tür yabancılaşma yaşadığı kanısını uyandırıyor okuyanda. Yazarın öykülerinde zihinlerde son derece belirgin imgeler oluşturabilecek betimlemeler var: “Kâtip, yuvarlanan bir taş gibi uzaklaştı” “yapraklar arasına saklanmış binlerce ses kulaklarına bir şeyler fısıldar gibi oldu” “her taraf esmer bir gün parlaklığı içindeydi” bunlara verilebilecek örneklerden. Kadın vücudunu tanımlarken yarattığı “Bir nisan bulutu gibi parlak ve taze bir meyve gibi nemli olan bu vücudu tanıyor muydu acaba?”, ya da yine bir kadının ölüm anını kullandığı “Dudakları fildişi yüzü üstüne pembe bir çiçek açtı” betimlemeleri bellekte iz bırakacak, görsellik yaratan hatta şiirsel boyutta imgeler. Kapılarını açtığı tedirginlik duygusu veren iç dünyasında, bizleri bazen hayret, bazen şüpheye düşüren, çokça da gerçekliği sorgulamamıza yönelten bu yazarı tanımak – henüz tanımayanlar için tabi – çok keyifli olacak. [1]İthaki Yayınları 2021 “Bizim Hikâye-1” dizisi Serap Zuvin
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR