Sanat yapıtını yalnızca duvarda asılı, sınırları çizilmiş durağan bir nesne olarak değil, soluk alan, her bakışta izleyiciyle "geçişerek" yeniden üreyen bir eyleyiş olarak düşünelim.

Özge Kahraman’ın MERKUR Galeri'de (12 Mayıs - 20 Haziran 2026) izleyiciyle buluşan "ARKHE: Karanlık" sergisi, tam da böyle bir geçişmenin, karanlığın ve derinliğin olanaklarıyla yeniden kurgulandığı bir ontolojik araştırma alanı olarak biçimleniyor.

Sanatçının yaklaşık on beş yıllık profesyonel mağaracılık deneyimi, bu uzamı salt bir sergileme mekânı olmaktan çıkarıp, yeryüzünün görünür sınırlarının ötesindeki tekinsiz ve potansiyel dolu bir yeraltı belleğine dönüştürmekte.

BEYAZ KÜPTEN İLKSEL MAĞARAYA

Modern yaşamdaki karanlığın olumsuz bilinişi, bellenişi, Kahraman’ın yapıtlarıyla tersyüz edilmekte.

Bu kez izleyicinin içine adım attığı yer, sanat ortamının kanıksadığı o geleneksel, aydınlık galeri ortamı beyaz küp değil. Sergi için antrasit renge boyanmış duvarlar ve yalnızca yapıtları görünür kılan cılız ışıklar, bir yerüstü mağarası tasarısı ve mekânsal bir geçiş algısı kuruyor.

Böylece izleyici, sürekli ışıltılar saçan kent yaşantısının keşmekeş görüntülerinden kopmakta.

Orası artık salt bir galeri ortamı değil, gözün karanlığa uyum sağlamaya çalıştığı, görsel uyaran saldırısından uzakta, algının yavaşlayıp keskinleştiği bir derinlik odağı.
KURUCU İLKE OLARAK KARANLIK
Bilincin henüz dille örülmemiş arkaik katmanına bir iniş önerisi sunan “mutlak karanlık”, Sokrates öncesi doğa düşünürlerinin su ya da ateşle açıkladığı o ilk ilkeyi, "Arkhe"yi kökeninde arar.

Kahraman da kendi deneyimleri üzerinden kurucu ilkenin karanlık olduğunu saptıyor. Bu karanlık, o ürkütücü yokluk değil, olumsuzluk içermiyor.

Dölyatağını, ölümü ve doğumu eşzamanlı barındıran, ışığa kavuşmadan önceki o ilksel tohumun ve enerjinin saklandığı çoğaltıcı yer. Tüm olasılıkların yeşermeyi beklediği verimli, doğurgan bir başlangıç alanı.


TEKNOLOJİK VERİDEN JEOLOJİK TORTUYA
Üretim sürecinde bilimsel yöntemler ile sanatsal eyleyiş eşgüdümle ilerliyor. On beş yıllık mağaracı olan sanatçı, Türkiye'nin derin oluşumlarını iPad ve LiDAR teknolojisiyle haritalandırıyor.

Lazer ışınlarının yarattığı matematiksel veri bulutu, tuvaller üzerinde sanatçının duyusal noktalama yöntemine dönüşüyor. Kask ışığının nemli kayalara vurduğu anlardaki o küçük parlamalar, tuvalin yüzeyinde milyonlarca nokta olarak birleşiyor.

Bu son derece sabır gerektiren yöntem, tıpkı su moleküllerinin birleşerek yeraltı dikitlerini oluşturması gibi, tuval yüzeyinde bir jeolojik tortu izlenimi oluşturuyor.

Zaman ise burada doğrusal bir çizgi gibi akmıyor, noktalardan oluşan dağınık bir yığın, hem yerleşen hem de her an dağılacak.
ÇAĞRI
Özge Kahraman bizi, özgün işleri ve önerileriyle, çağımızın dayattığı, her şeyi bir çırpıda görmek ama sürekli görünmek isteyen tüketim odaklı yaşam anlayışına karşı yavaş, dikkatli, özenli, özümseyen ve doğurgan bir var oluş olasılığına çağırıyor.

Sanata evet.

Nurduran Duman

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)

REKLAM

ÜCRETSİZ ABONE OL

REKLAM