Karacaoğlan bir filozoftu! 'Şu dünyada sevdiğine sarılan / ahrette sual olunmaz imiş.'

Türkler yalnız İslam dinini değil, tarihsel süreçte tecrübe ettikleri bütün dinleri aposteriori yöntemle algılamış ve anlamışlardır. Apsoteriori din anlayışı, 'hayatın koşullarına ve ortaya çıkan ihtiyaçlara' dayalı bir din felsefesidir. Bu yüzden Türkler, tüm dinlere aposteriori yaklaşmışlar; yaşamlarına katkı verdiği ölçüde onlarla mesafelerini belirlemişler, bu nedenle hep seküler yorumdan yana olmuşlardır.

news-details
Haberler

Bundan önce incelediğimiz Türk filozoflarında gördüğümüz gibi Karacaoğlan ile ilgili bilgilerimizde de fazlasıyla eksiklik vardır.

Tarihte pek çok Karacaoğlan adı geçmektedir. Bunun sonucunda bütün Karacaoğlanlar birleştirilerek anonim bir Karacaoğlan yaratılmıştır. İşte bu Karacaoğlan’ın şiirleri bugüne kadar okunmaktadır.

Yazımızda belirli bir Karacaoğlan’dan değil birçok Karacaoğlan’ın bir araya geldiği tinsel bir üst Karacaoğlan’dan bahsedeceğiz. Bu Karacaoğlan artık anonimleşmiştir. Türk halkının yüreğinde bütün tinselliğiyle, varlığıyla Türk kültürünü şiirlerinde yansıtan, şiirlerinde felsefi bir derinliği olan bir Karacaoğlan’ı anlatmamız en doğrusu olacaktır.

Karacaoğlan’ın 16. Yüzyıl’da yaşadığını öğrenmekteyiz. Genellikle Karacaoğlan’a çok farklı bölgeler sahip çıkmaktadır ancak büyük ölçüde Kozan’da doğduğu ve orada yetiştiği hususunda yapılan rivayetler daha güçlü gözükmektedir.

16. ve 17. yüzyıl ‘ın başında Kozan’dan ayrıldığını da öğrenmekteyiz. Bunu sebebi olarak Kozan oğullarıyla Karacaoğlan’ın ailesi arasında bir ihtilaf çıkmıştır. Başka bir sebep ise kendisini zorla çirkin bir kızla nikâhlamak istedikleri için oradan kaçmıştır ve diyar diyar güzelleri aramıştır. İlk önce İstanbul’da ünü yayılmıştır. Karacaoğlan’ın her bölgede karşılaştığı güzellerle ilgili son derece sanatkârane şiirler terennüm ettiği söylenmektedir. 1

Karacaoğlan’ın doğa ve aşk hakkında şiirleri didaktik, bazen uyarıcı bazen etik mesajlar veren, bazen Osmanlılar ile ilgili sitemkâr dörtlüklerin yer aldığı büyük bir külliyattan oluşmaktadır. Onun karakterini yansıtan doğa ve aşk şiirleridir.

Mersin’in Mut ilçesinde bulunan Karacaoğlan ve Karacakız anıtı 

Elimizdeki yazma eserlerinin temiz, arı, duru bir Türkçeyle yazdığını bilmekteyiz. Türkçeye girmiş olan yabancı sözcükleri Türkmenlerin söyleyiş tarzına göre çevirerek bugüne kadar şiirlerinde yaşatmıştır. Yunus Emre’den sonra Türkçeyi en iyi kullanan ve Türk dilinin ruhuna en fazla işleyen ve etki eden büyük Türk halk edibidir.

Aslında bir Türk filozofudur.

Sadece şiirleri olan bir şair nasıl filozof olur, bir sistem kurmuş mudur diye soracak olursak; filozofların genelde sistem kurmadığını bilmekteyiz, sistem kuran filozoflar tarihte çok az karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bir kimsenin filozof olması için sistem kurmasına gerek yoktur. Bu sebepten Karacaoğlan’ı felsefi temaları şiir diliyle anlatan bir Türk filozofu olarak görebiliriz. Türk diline en büyük katkıyı sağlamış olan şairlerimizden olduğu gerçeği su götürmez. Karacaoğlan her anlamda doğa ve aşk şiirleriyle tam bir filozof olarak adlandırılabilir.

Tarihsel sürece baktığımızda yine menkıbelere ve Karacaoğlan’ın kendi şiirlerine bakarak bilgiler edinmekteyiz. Menkıbelerde hangi kızı nasıl sevdiği, nerede karşılaştığıyla ilgili pek çok anlatı vardır. Her gittiği yörenin insanları bu güne kadar Karacaoğlan’ın öz yaşamıyla ilgili bir takım menkıbeler ileri sürmektedirler. Menkıbelerin tarih süreci içinde bir değeri vardır. Belki bilimsel anlamda somut bir tarihsel bilgi olarak kabul edilmese de tarih yazımında menkıbeler olumlu ya da olumsuz yönlendirici niteliktedir. Bu bakımdan düşünüldüğünde menkıbeleri bir iz, bir işaret olarak kabul etmek gerekir. Kaldı ki menkıbeler dışında Karacaoğlan’la ilgili diğer bilgilerimiz şiirlerindeki ipuçlarına baktığımızda ortaya çıkmaktadır.

Şiirlerine baktığımız zaman Kozanlı olduğu, nasıl yaşadığı, kime aşık olduğu, şiirlerini nasıl yazdığı, hangi temalara özellikle vurgu yaptığı görülmektedir. Doğa ve aşktan söz ederken aslında aradığı, isimlerini tek tek gördüğümüz farklı yerlerdeki sevgililer değildi.

Her bir kadında şahsında doğa ve aşkı arıyordu, ama bu kadınlar yalnız cinsiyeti bakımından bir kadın değillerdir. Sebebi şuydu: doğa ve aşk şiirlerine dikkatle baktığımızda, bir Türkmen obasındaki günlük yaşamın ayrıntılarını resmettiğini görürüz. Türkmenlerin yaşayışı, kültürü, geleneği, Türkmen kızlarının yapısı, endamı, güzellikleri, Türkmenlerin bir yerden bir yere göçerken karşılaştıkları yaşam koşullarına ilişkin bu şiirler aynı zamanda antropolojik anlamda büyük bir hazine olarak görülmelidir.

Bir Türkmen antropolojisi yaratılacaksa eğer, Karacaoğlan’ın bu şiirleri son derece önemli ipuçları sunmaktadır.

Kadın ile erkek arasındaki eşitliği Karacaoğlan’ın şiirlerinde görebiliyoruz. Çünkü kadınlarla erkekler konargöçer yaşam sürecinde sürekli beraberdirler. Dolayısıyla kadın- erkek cinsiyet olarak ayrılmazlar. Kadınlar rahattırlar, kendinden emindirler. Türkmen kadınını, erkeği karşısında nasıl özgüvenli, rahat, kendinden emin ve gerçekten iyi yetişmiş karakter sahibi ve aynı zamanda Tanrı’nın vermiş olduğu güzelliğini saklamayan, kendi güzelliğinden emin olan hiçbir milletin kadınına benzemeyen bir kadın figürü olarak Karacaoğlan’ın şiirlerinde görmek mümkündür. Karacaoğlan şiirlerinde Türkmen kızlarını resmederken özel bir yaşamdan söz etmemektedir.

Burada bir şeyi özellikle vurgulamak gerekirse büyük şairler ve edebiyatçılar bir dile kendi tinselliğini ve öznelliğini katarlar. Yani bir dil büyük şairler ve ediplerin katkılarıyla büyür ve gelişir.

Şiir dili gerçeğin nasıl olduğuyla ilgilenmez, gerçeği duygusal yollarla sanatsal bir ifadeye dönüştürür. Şairlerin duygusal sanatkârlıkla ördüğü gerçeği bulmak düz yazı yazanların işidir. Hiçbir şair Türkmenlerin nasıl yaşadığı ya da halkın yaşam koşulları içerisinde nasıl bir mücadele verdiğini anlatmaz. Çünkü şairler bire bir gerçeklerle uğraşmazlar. Nasılla uğraşmak bilimin işidir. Şiir ise bilimin dilini kullanmaz. Manzumdur. Dörtlükler halinde yazıldığı için şiir dili sanatkârlık yaratır. Bu duygusal dilin altındaki gerçekliği şairler araştırmazlar. Türkmen kadının erkeğine nasıl eşit olduğunu, zaman zaman erkeğini yönettiğini, elindeki yetkiyi kullanabildiğini ve erkeği karşısında ezilmediğini, emir komuta ilişkisi olmadığını Karacaoğlan’ın her bir ifadesinde şiirlerini okurken o sanatkârane ifadelerinde bulmak mümkündür.

Din ile ilgili temalarına bakalım. Şiirlerinde çok az dini kavramlar vardır. Bu kavramları ise sevgili ile ilişkisi bağlamında kullanır. Bazı şiirlerinde Azrail’e “var git Azrail bir başka zaman gel, ben sana şu anda can verecek durumda değilim”, der. Bazı şiirlerinde ahretten söz etmektedir. Der ki; “insan eğer sevdiğine sarılırsa, öte dünyada da kendisine ceza yoktur”. Tanrı, ahret, cennet, cehennem gibi ifadeler Karacaoğlan’ın dilinde sevgiliyle birlikte sıradanlaşmıştır.

Türkmen yaşamıyla dince kurgulanan yaşama bakacak olursak; aslında 16 Yüzyıl‘ın Osmanlı şehirlerinde İslam dini bütün ağırlığıyla toplumsal yapıya egemen görünmekteydi. Fakat Türkmen obalarında henüz daha İslam’ı katı yorumlayan bir bilgi veya bir yaşam biçimi etkin değildir. O yüzden Türkmenler İslam’ı da bir kültürel renk olarak almışlardır. Aslında Türklerin İslam dinini algılayış biçimleri de böyledir. Türkmenler dini kendi doğal yaşam süreçleri içerisinde bir ton, bir renk, bir kültürel zenginlik olarak ele alırlar. Bir egemen güç, siyasal bir iktidar, baskıcı bir mekanizma olarak görmezler. Bu yüzden Türkmen yaşamında kadın-erkek ilişkisi son derece insancıl, son derece medenidir. Bunu bozan, İslam’la ve kadın-erkek ilişkisi ile ilgili yapılan yorumların katılığıdır. Bu yorumlar katılaştıkça, köylere, obalara kadar indikçe köylerde de kadın-erkek ilişkisi bozulmaya başlamıştır.

Türkler yalnız İslam dinini değil, tarihsel süreçte tecrübe ettikleri bütün dinleri aposteriori yöntemle algılamış ve anlamışlardır. Apsoteriori din anlayışı, “hayatın koşullarına ve oratya çıkan ihtiyaçlara” dayalı bir din felsefesidir. Bu yüzden Türkler, tüm dinlere aposteriori yaklaşmışlar; yaşamlarına katkı verdiği ölçüde onlarla mesafelerini belirlemişler , bu nedenle hep seküler yorumdan yana olmuşlardır.

Daha önce belirttiğimiz gibi Karacaoğlan’ın sanatında doğa ve aşk şiirleri vardır. Doğa ve aşk şiirleri içerisinde etik değerlere ve ahlaki değerlere vurgu yapmaktadır. Karacaoğlan’ın bazı şiirlerine müstehcenlik içermektedir gibi yorumlar yapılmıştır.

İlçe merkezi batı girişinde Karacaoğlan heykeli, Feke, Adana - Türkiye.

Şiirlerinde kadının hangi betimlemesini yaparsa yapsın Karacaoğlan’ın betimlemeleri, sanatsal ustalığı ve şairane yöntemiyle müstehcenlikten uzaktır. Üstelik sanat, müstehcen kabul edilen şeyleri de kendi örgüsü içerisinde etik bir inceliğe kavuşturur. Karacaoğlan en müstehcen görülen bir şeyi rahatlıkla, sanatın ince üslubuyla dinlenir, etkilenilir hale getirir. Bundan dolayı büyük bir edip, büyük bir ustadır. Karacaoğlan’ın aradığı etten kemikten bir sevgi değildir. Aradığı şey doğa, aşk ve insandır. Bu üçü arasında kurmuş olduğu şairane bir üslupla örmüş olduğu bir dünyadır. Karacaoğlan, sanatçı dehası ile yarattığı bu dünyayı bize sunmaktadır ve ortak bir dile kavuşturarak şiirleştirmektedir.

Karacaoğlan’ın şiirleri Türkçe için ortak bir tin vermektedir. Her dilin kapsamlı bir tini, bir çekirdeği, bir özü vardır. Türkçenin ortak ruhunun oluşmasında Karacaoğlan’ın şiirleri son derece etkilidir. Şiirleri doğa ile birleşmemizi, aşkla tanışmamızı öğütleyen, buna özendiren, sevgilinin ve sevmenin ne anlama geldiğini en yüksek düzeyde dile getiren bir sanat eseridir. İnsan sanatla terapi olmaktadır. Yani biz, şiir sanatıyla kendimizi iyileştiriyoruz. Hatta çoğu zaman Karacaoğlan’ın şiirlerinden aldığımız temalarla birbirimize sesleniyoruz. Bir sevgiliye nasıl hitap edilebileceğinin, doğaya nasıl sevgi gösterileceğinin ince sanatkarane dilini Karacaoğlan’dan öğreniyoruz. Sevginin değerini, dostun kıymetini, kötülüğün değersizliğini, Türkçenin güzelliğini, Türkçenin kudretini ve şiirin o iyileştirici büyüsünü ve gizemini Karacaoğlan’dan öğreniyoruz. Şiirdir insanı terapi eden. Sanatla terapinin alfabetik terennümü şiire tercüme edilmiştir.

İşte Karacaoğlan’da bizim en büyük sağaltımcımız ve en büyük şair-filozoflarımızdandır.

Karacaoğlan Türk’ün Friedrich Hölderlin’i (1797-1856), Rainer Maria Rilke (1875-1925)’sidir.

Bu Alman ve Çekyalı şairlerden eksik kalan yanı, bizim tarihsizliğimizden doğan talihsizliğimizdir.

1 https//www.turkedebiyati.org/sairler/karacaoglan.hrml (erişim Tarihi: 11.09.2018).

Şahin Filiz
(veryansintv.com)
Gerçek Edebiyat

 

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..