Jürgen Habermas öldü
Ünlü Alman filozof Jürgen Habermas öldü. 2002 yılında AKP’nin iktidara geleceği Kasım seçimlerinden üç beş ay önce Türkiye’ye gelmiş ve Ankara'da iki konferans vermişti. Konferanslarının temel konusu AKP iktidarının programına uygun konulardı: Dinsel ve Dilsel tolerans!
Jürgen Habermas 22 Nisan 2002 Pazartesi günü Ankara'daydı. Pazartesi ve Çarşamba günü iki konferans verdi. T.C. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün (Aydın Sezgin'in katkıları) ve Türkiye Felsefe Kurumu'nun (İoanna Kuçuradi'nin katkıları) ortaklaşa düzenlediği toplantılarda konuşan Jurgen Habermas Türkiye için ve Avrupa için güncellik taşıyan acı iki temel başlık altında konuşmasını sundu. İngilizce olarak konuşan Habermas ağzına kadar dolu salonda nasıl duygular içindeydi bilemeyiz. Ne var ki Frankfurt Okulu'nun aydınlık yüzünden sadece “aydınlık” kalmıştı sanırım. İnsan “iyi olan her şeyin sonu geliyor” gibi değişik duygular içinde kalıyordu. İlk günkü konuşmasının başlığı “Tolerans ve Ayrımcılık”tı. Konunun başlığının yakıcılığı dikkat için yeterlidir sanırım. Habermas 18 Haziran 1929'da Almanya'da doğdu. Scheling üzerine yazdığı doktorasının ardından 1956'da Heidelberg Üniversitesinden Frankfurt Üniversitesi'ne Adorno'nun asistanlığına davet edildi. Böylece “Frankfurt Okulu” na katılmış oldu. Bilindiği gibi Marksizme “açılım”lar getiren çalışmalarla tanınan Frankfurt Okulu zamanla psikoanalizi de kapsayan çalışmalar yapan “grup” Nazilerin iktidarı yaklaşınca İsviçre'ye, sonra Amerika'ya taşındı. 1950 yılında tekrar Almanya'ya döndü. Sol'un “Halk Savaşı” temalarıyla antiemperyalist ulusal hareketlerle bütün dünyayı kasıp kavurmaya başladığı yıllarda, zamanla genç kuşağın desteğini yitirdi. 1973'te Habermas'ın Frankfurt’tan Stranberg Üniversitesi'ne dönmesi üzerine son bulmuş oldu. Ankara'da Tübitak salonundaki söyleşisindeki soru-yanıt bölümünde belirttiği gibi Adorno, Benjamin taklitçisi, etkilenicisi değil, kendisine ait görüşleri olan bir “eleman”dı. “Burjuva demokrasisi” üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. “Kamuoyu oluşması”, “Teknoloji ve kapitalist toplum”, “İletişim sorunları” üzerine çalışmalarıyla tanındı. “Tolerans ve Ayrımcılık” başlıklı konuşması, özellikle konuşmanın sonundaki dinleyicilerle diyaloglar, kuramsal konuşmanın pratik bir dökümü halini aldı ki bu Habermas'ın kapitalist toplumun hücrelerine yaydığı gözlem ve tespitlerinin billurlaşmış klasiğiydi. Burjuva toplumunda dinsel azınlıklar ve dilci azınlıklar üzerine odaklandı. Biz de kalemimiz elverdiği ölçüde konuşmayı Edebiyat ve Eleştiri okurları için not ettik. (Bu arada basına ayrılmış koltuklarda koltuğu sırayla paylaşan Tanıl Bora-Ulus Baker “tayfa"sını ve orayı şenliğe çeviren Murat Yetkin'i, sonuna kadar dinleyen ve oradan derin düşüncelerle ayrılan Ahmet Çiğdem'i de analım.) JÜRGEN HABERMAS’IN ANKARA KONUŞMASI …Tolerans için bir tartışma etiği oluşması gerekiyor ilkin. Böyle bir etik'in olmadığı bir toplumda zaten toleranstan söz etmek olanaksız. Çünkü tartışma toleransın, tolerans da demokrasinin yolunu açıyor. Tolerans kavram olarak ilk kez 16. yy.da Latince'den Almanca'ya geçti. Almanya'daki reformasyon sürecinde de anlam daralmasına girip başka dinlere gösterilen hoşgörü anlamında kullanılmaya başlandı. İngiltere'de de devletin hukuki olarak dinlere gösterdiği davranış biçimi-hoşgörü anlamını aldı. Almanya'da, diğer dinlerin varlığını güvence altına alan hukuk kavramı ve bir normatif beklenti süreci olarak kaldı. Tolerans başkalarına ve yabancılara karşı bir “tolerans” değil, kendimize yani diğer vatandaşlara karşı bir “erdemli davranış"tır. Ancak bu işbirliği anlamında daraltılıp kullanılmamalıdır. Çünkü toleransın olabilmesi için çatışan iki gerçek gerekmez yalnızca. Birbirlerini reddeden gerçekler arasında böyle bir kavrama gereksinim olur ancak. Dinsel tolerans sonraları başka türlü düşünenlere karşı tolerans halini alarak bugünki burjuva demokrasisinin temel çatısını oluşturdu. Ancak burada reddetme öğesi önemlidir. İlgili taraflar reddetmeyi bir tartışma etiği içinde çatışmaya döktüklerinde tolerans olur. Bu şu anlamdadır: Bir ırkçının tolerans göstermesi değil, ırkçılığı aşmasıdır önemli olan. Öyleyse ırkçıların önyargılarını adlandırmayı bize veren nedir? Bu adlandırma bütün vatandaşların siyasi eşitliği için göze alınmış bir şeydir. Dinsel özgürlüklerin dinsel taraflar, vatandaşlar tarafından oluşturulmasının yolu böylece açılmıştır. Ne var ki Batı toplumlarında bile daha bu tam anlamıyla yerleşmiş değildir. Bavyera eyaletindeki bütün okullara haç koyma mahkeme kararı örneğindeki gibi. (Bunu da yüksek mahkeme Batı kültürü’nün simgesi artık haç olmuştur, dinsel temeli kalmamıştır olarak yorumlamıştır.) Yada bir müftünün Batı toplumları içine misyoner göreviyle hocalar göndermesi, onların hıristiyan ailelerin çocukları içinde çalışmaları ne kadar kabul edilebilir bir edimdir? Tolerans yine de bir sınır çizer. Bir sınır çizmeli. Bilindiği gibi sınır bir şeyleri dışarıda bırakan çizgidir doğal olarak. Burada karşılıklı tolerans gereklidir. Dinler de kendilerini değiştirmeye başlamalı, tavizler vermelidirler. Toleranstan yararlanmaya bakmalı kendileri de buna uymalıdırlar. Eğer gelecekteki kötü şeylerden etkilenmek istemiyorlarsa - o toplumdaki bütün dinsel çeşitler bu görüşte uzlaşmalılar. Bu da demokratik anayasayla mümkündür. Böylece demokrasinin gelişimi adım adım gerçekleşir. Birden olması zordur. Ancak, dinsel toleransın yayılması bu sorunu çözer. Edebiyat ve Eleştiri, N. 61, Haziran 2002 Bilindiği gibi her dinin kökeni bir dünya görüşüdür. Bir yaşam doktrinini kapsar dinler. Dinler yaşamın her yanı. Ona hükmetme iddiasından vazgeçmelidirler. Çoğunluğun siyasal düzeni dinsel etos'a boyun eğmeyince dinsel cemaatlerin bu özgür iradeye baş eğmesi kabul edilmiş olur. Dinsel öğretiler de politize olma zorunluluğunu kavramalılar. Bir akıl dini imgesi etrafında birleşmeliler, birbirini dışlayan dinsel imgeler o toleransın radikal anlamını daraltmaz. Misyoner dinlerinde inançsızlar cehenneme gidecek görüşü egemense ebedi kurtuluş düşüncesiyle birlikte şiddet uygulamaları akıllarına yatabilir. Burada önemli olan bilgisel bir bağ kurarak uzlaşmaz fikir ayrılığının toplum tarafından absorbe edilmesidir. Her birey bir dinin parçası ve bir toplumun parçasıdır. Dinsel ethos-demokratik anayasa ahlaki özlerine uygun bilgisel bağlılığı gerektirir. İkna olacak biçimde meşru laştırılmalıdırlar ki sadakat tartışmaları sürüp gitmesin. Başörtüsü ve istavroz kolye arasında bir fark yoktur. Amerika ve İngiltere'de Sihler hançer ve türbanla dolaşma hakkını elde ettiler örneğin. Anadil eğitiminde de bu böyledir. En azından formel bir eğitim gereklidir kendi dillerinde, Türk Anayasası'nın 40. maddesinde bu konuda bir çelişki söz konusudur. Çok kültürlü vatandaşlık kavramının gelişmesi için zemin hazır olmalıdır. Evrensel görüşler ile notürleştirilmelidir ayrılma istekleri. Farklılıklar, bölgesel düzeye inip birbirlerini kabul edilemez olarak tanımlarlarsa evrenselleşemezler. İnsanların eşitliğe dayanarak yan yana var olmaları entegrasyonun alt kültürel kimlikleri karşılıklı olarak tanımasını gerektirir. Vatandaşlığa dayalı toleransın erdemi önemlidir. Ben çatışma ayrılığını savunuyorum. 1980'lerde çok sevdiğim Foucault ile günlerce tartıştım. Uzun tartışmalarım oldu. Anayasal demokrasi ve insan hakları konusunda. Hukuki ve ahlaki bir evrenselciliği savunuyordu. Bence küresel kapitalizmin bu evresinde ulusal devletler, modern bürokratik kapitalizm için ticarileşme bağlamında geçerli değildir. Tolerans kötü niyetlilerce sömürülebilir mi? Bence tolerans dini savaşları engellemeye yarayan yegâne şeydir. Hükümetler bunu gösterme büyüklüğünde olmazlarsa radikal gruplar ortaya çıkar ki çok daha kötüdür. Avrupa'da ırkçı eğilimler güçleniyor. Dün akşam Fransa'da olup bitenlerden Le Pen'in oy oranına ben de çok üzüldüm. Fransa demokrasiyle işliyor, absorbe edecektir. Ama büyük bir oy oranıdır. Tek umudum böyle bir başbakan ya da Cumhurbaşkanıyla karşı karşıya kalmamamızdır temennim.” Görüldüğü gibi sanki küresel hegomonyanın neoliberal döneminin kuramsal kökleri Habermas'ın söylediklerinde yatıyor. Fazla yorum getirmek istemiyoruz. Kasım 2002 seçimlerine birkaç ay kalmış olduğunu ve AKP’nin 25 yıllık iktidarının başlayacağını onlar biliyormuş ama biz bilemezdik. Habermas onun için getirilmişti. Çarşamba günü yaptığı konuşma “Liberal Demokrasiyi Üç Okuma Biçimi”ni yer darlığımız nedeniyle özetleyemiyoruz. Zaten yarısından sonra da terk ettik. Tümüyle sınıf hareketlerini göz ardı eden, burjuva liberal devlet adamlarına vaazlar içeren, nasıl daha muhkem olmalarının adeta öğretisi olan konuşmada yine de can alıcı yerler vardı: “Siyasal karar verme süreci gasbedilmiş olan demokrasi" türü gibi. Küçük, seçkin, sömürücü bir çetenin gasbı! Peki -haddimiz değil ama burjuva demokrasileri dahil hangisi böyle değil sayın Habermas, demesi geliyor insanın! Neyse, ilgilenenler için Habermasın Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarını aşağıda veriyoruz: "Öteki" Olmak, "Öteki'yle Yaşamak Siyaset Kuramı Yazıları, Jürgen Habermas, çeviren: İlknur Aka, YKY, 2002, 235 sayfa. İdeoloji Olarak Teknik ve Bilim, Jürgen Habermas, çeviren: Mustafa Tüzel, YKY, 2001, 108 sayfa, 4 milyon 500 bin lira. İletişimsel Eylem Kuramı 1. Cilt, Eylem Rasyonelliği ve Toplumsal - Rasyonelleşme 2. Cilt: İşlevselcilik; Jürgen Habermas, Kabalcı Yayınevi, 2001, 890 sayfa, Sosyal Bilimlerin Mantığı Üzerine; Jürgen Habermas, çeviren: Mustafa Tüzel, Mustafa Küpüşoğlu, Kabalcı Yayınevi, 1998, 628 sayfa, Kamusallığın Yapısal Dönüşümü; Jürgen Habermas, çeviren: Tanıl Bora, Mithat Sancar, İletişim Yayınevi, 1997, 414 sayfa JÜRGEN HABERMAS KİMDİR? 1929 yılında dünyaya gelen Jürgen Habermas, doğuştan yarık damağa sahip olması nedeniyle çocukluğunda bir dizi cerrahi operasyon geçirdi. Gençlik yılları, İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde şekillendi. 1949-1954 yılları arasında Göttingen, Zürih ve Bonn Üniversiteleri’nde lisans eğitimini tamamladı. 1954 yılında Bonn Üniversitesi’nde *Das Absolute und die Geschichte: Von der Zwiespältigkeit in Schellings Denken* (Kesinlik ve Tarih: Schelling Düşüncesinde İkilem) başlıklı teziyle felsefe doktoru unvanını aldı. Habermas’ın akademik kariyeri, 1950’lerde Frankfurt’taki Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nde başladı. Bu dönemde Frankfurt Okulu’nun önde gelen teorisyenlerinden Theodor W. Adorno ile çalışma fırsatı buldu. 1961 yılında Marburg Üniversitesi’nde “Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü” başlıklı çalışmasıyla doçentlik derecesini elde etti. Bu eser, ilerleyen yıllarda modern siyaset teorisinin klasiklerinden biri sayıldı. Kısa bir süre Heidelberg Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptıktan sonra, 1964 yılında Frankfurt Üniversitesi’nde Max Horkheimer’in kürsüsünü devraldı. 1968 yılında verdiği açılış dersi, daha sonra “Bilgi ve İnsansal İlgiler” (Erkenntnis und Interesse) başlıklı bir kitap olarak yayımlandı. Habermas, 1971 yılında Münih yakınlarındaki Starnberg’e taşındı ve Max Planck Enstitüsü'nün "Bilimsel ve Teknik Dünyada Yaşam Koşullarını İnceleme Enstitüsü"nün başkanlığına getirildi. 1981 yılında yayımlanan “İletişimsel Eylem Kuramı” (*The Theory of Communicative Action*) adlı eseri, başyapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1983 yılında Frankfurt Üniversitesi'ne döndü ve 1994 yılına kadar felsefe kürsüsünde görev yaptı. Emekli olmasına rağmen Habermas, kamusal tartışmalara aktif olarak katılmayı sürdürdü. Biyoteknoloji ve din-siyaset ilişkisi gibi konulardaki görüşlerini sıkça dile getirdi. 2002 yılında AKP’nin iktidara geleceği Kasım seçimlerinden üç beş ay önce Türkiye’y gelmiş ve iki konferans vermişti. Konferanslarının temel konusu AKP iktidarının programına uygun konulardı: Dinsel ve Dilsel tolerans! 2021'de Birleşik Arap Emirlikleri’nin verdiği Şeyh Zaid Kitap Ödülü’nü reddettiğini duyurarak gündeme geldi. Fikirleri sıklıkla tartışmalara yol açan Habermas, özellikle çağdaş düşünürlerle girdiği polemiklerle tanınıyor. Michel Foucault’nun modern iktidar yapılarını anlamada yetersiz kaldığını savunarak onun takipçileri tarafından eleştirilmişti. Bunun dışında, İsrail-Filistin meselesi gibi güncel siyasi konulara da açıklamalarda bulunmuştu. Örneğin, 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail’in karşılık verme eylemlerini “haklı” bulduğunu ifade etmişti. Bu bağlamda dört akademisyenle birlikte, “Hamas’ın Yahudi yaşamını yok etmeyi amaçlayan katliamı, İsrail’i misilleme yapmaya zorunlu kılmıştır” şeklinde bir değerlendirme yaptı. Jürgen Habermas, yalnızca yazdığı kitaplar ve makalelerle değil, aynı zamanda düşünce dünyasına kazandırdığı etkileyici tartışmalarla da tanınan bir figürdür. Erasmus Ödülü ve Adorno Ödülü gibi birçok prestijli ödülün de sahibi olan filozof, çağdaş düşüncenin yönlerini belirleyen en önemli isimler arasında yer alıyor. Ahmet Yıldız (Edebiyat ve Eleştiri Dergisi, N.61 Haziran 2002)
Gercekedebiyat.com

















YORUMLAR