Kafka'nın Dönüşüm'ü insanın ufkunu sonsuza dek açıyor
Gregor Samsa aslında karafatmalaşmış haliyle bir başkaldırının ve kaderini kendi elinde tutan bir direnişçi. O artık insanın dünyasından kopmak, dışarı çıkıp uçmak istiyor.
Edebiyat bazen çok şanslı oluyor. Bir sadakate ihanet, birdenbire edebiyatı doruklara taşıyabiliyor mesela. Bir arkadaşın, hatta en sadık dostun verdiği sözden cayması, ona emanet edilen vasiyeti çöpe atması, bir başka durumda affedilmez olur belki ama bu ihanet, bir edebî hazinenin trajik bir sonla yok olmasını önlediğinde kutsal bir nitelik bile kazanabiliyor. Biliyoruz ki Max Brod, Franz Kafka'nın vasiyetini yerine getirmedi; onun eserlerini yakmadı; ama kimse onu bu yüzden suçlamadı ve modern dünya edebiyatı da, insanı tanıma'da yeni bir entelektüel ve yaratıcı güce kavuştu böylece. Kafka'nın, uzun bir aradan sonra dilimizde yeniden yayınlanan Dönüşüm adlı romanı, yazarın en önemli eserlerinden biri, hatta kimilerine göre de başeseri sayılıyor. Dönüşüm, genel kanıya göre sembolik bir hikâyeye sahip. Bununla beraber, romanın edebî yapısı ve dili hakkında çok değişik yorumlar da var. Ne var ki Kafka'nın bütün eserleri gibi Dönüşüm de bildik herhangi bir edebî , formata ya da ekole sokulamaz bence. Dönüşüm’ün baş karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir karafatmaya dönüşmüş olarak bulur. Roman, böyle başlar. Ana temasını ve ana motifini hiç dolandırmadan ve uzatmadan, Kafka usulü edebî bir açıklık ve yalınlıkla okura aktaran roman, küçük burjuva bir aile ortamında geçer. Mekân hiç değişmez, burası Samsa'nın ailesiyle birlikte oturduğu evdir. "Dönüşüm" bu aile içinde gerçekleşir. Ailenin bütün fertlerini bir gelecek korkusu sarmıştır. Günlük kaygılarla kuşatılmış ailenin ayakta kalabilmesi için, küçük maddi kazançların dikkatlice harcandığı bir ortamda yaşayan Gregor Samsa, mütevazi bir satış elemanıdır -ki, bu edebî atmosfer Kafka'nın favori tematiğidir-. Rutin sonu belirsiz ve hatta umutsuz bir memuriyet... hem de, her an sonlanabilecek olan. Dönüşüm, aslında çok güçlü metaforik ve alegorik bir yapıya da sahip; baş karakter Samsa'nın kişiliğinde, insanlığın vardığı son durumun ne kadar saçma ve anlamsız olduğu temsil ediliyor: Memur Samsa'nın bir karafatma haline gelmesi aslında saçma bir şeydir. Ama, aynı zamanda bu dönüşüm gerçek de olabilir. Zira bu dönüşüm, bilinen fizik ve gerçeklik yasalarıyla açıklanamayacak bir uyumsuzluk içinde olmasına rağmen, başka bir anlamda gerçek olabilir aslında; insanın rüya aleminin yasalarıyla açıklanabilir mesela. Nasıl, rüyalarımızda kendimizi kimi zaman hayvan, kimi zaman da başka bir insan olarak görebiliyorsak, hatta bir nesne olabiliyorsak kimi zaman (özellikle kâbuslu olan rüyalarımızdan nasıl etkileniyorsak), edebiyatın da kendi rüya alemindeki geçerli (hatta daha güçlü olarak geçerli) dönüşümlerin, toplumsal referanslara yönelik ciddi ve gerçek açıklamaları olabilir. Örneğin Kafka, Dönüşüm’de İnsan Samsa'nın normal varoluş bilincinden, hayvan Samsa'nın (karafatma) normal olmayan varoluş bilincine dönüşümünü, bir edebiyat yaratımı içinde gerçekleştirerek, okurun kendi varoluş bilincine ve içinde yaşadığı sistemin neredeyse uygarsızlığına dikkat çekiyor. Gregor Samsa aslında karafatmalaşmış haliyle bir başkaldıran ve kaderini kendi ellerinde tutan bir direnişçi. O, artık insanın dünyasından kopmak, dışarı çıkıp uçmak istiyor. Toplumun ona dayattığı bir çalışma temposu, özünün kabul etmediği bir kurallar manzumesi var çünkü. Samsa, iş dünyasından kaçıp kurtulmak istiyor. Sığınabileceği dünya, hayvanların dünyası sadece. Bu, normallerin, asla kabul edemeyeceği bir dünya tabii. Samsa'nın kaçışı, aslında geçici bir sığınma. İnsanların dünyası, bir hayvana dönüşmüş olan Samsa'nın hayvanlar dünyasını da eninde sonunda dışlayacaktır zira. Genç memur Gregor Samsa'nın çok sevdiği kız kardeşi bile artık karafatma Samsa'nın yok olmasını, hatta ölümünü isteyecektir. Samsa, karafatmaya dönüşmüş haliyle, çekilen acılara artık nihai bir son vermek için ölmek ister. Yemeden içmeden kesilir, son nefesini vererek durumun mana ve ehemmiyetini okurun değerlendirmesine bırakır ve sahneden çekilir. Franz Kafka, Dönüşüm'de, bana göre, tüm insanlık tarihinin -gelecek dahil- vicdanını edebî olarak ortaya çıkarıp, bu son derece hassas ve değerli duyguyu, -özellike- Batı okuruna sunar. Dönüşüm’deki metaforik yaklaşım; edebiyatta, sisteme en büyük karşı duruşlardan biri bence. Kafka, dünya edebiyatının en güçlü şaşırtma efektlerinden birine sahip olan bu olağanüstü samimi romanıyla okurun ufkunu neredeyse sonsuza dek açıyor: İnsanın kendini yeniden değerlendirmesi, sistemi sorgulaması, içinde var olduğu hayat modelini tekrar tekrar düşünmesi, sanat ve edebiyatı değerlendirmesi, özüyle tekrar buluşabilmesinin araçlarını edinmesi, soyutlamasının zenginleşmesi, duygu ve düşünce alanlarının genişlemesi, kısaca ufkunun açılması için, okuru zorluyor âdeta. Franz Kafka, yakın arkadaşı yazar Max Brod'a bütün eserlerinin yakılmasını vasiyet etmişti. Acaba bunu neden istemişti Kafka? İnsanlıktan ümidini mi kesmişti yoksa? Bence bu talebin üzerinde düşünmek gerekiyor. Kafka'nın eserleri kadar vasiyeti de çok değerli ve manalı bence. Pakize Barışta
Gerçek Edebiyat
YORUMLAR