Türk Devrimi’nin nihai hedefi: “Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmaktır.” İsmail Hakkı Tonguç, bu ilkeyi şiar edinmiş ve Türk Devrimi’nin her anlamda benimsemiş, devrimin en önemli eğitimcisidir. Tonguç’a göre toplumun uygarlık savaşında büyük görev üstlenmesi gereken zümre aydınlardır. Peki, aydın kimdir?

Aydın, toplumu yaşaması gereken değişimde öncülük yapan, yani onu geliştiren, yazarak, söyleyerek topluma yol açan bilim adamı, yazar, şair, düşünür ve sanatçıdır. En dar anlamı ise öğrenim görmüş ve diploma almış kişidir.

Yalnız Cumhuriyet’e, Osmanlı’dan miras kalan çok az sayıda aydın vardı.  Bunlar yetersiz bir eğitimden geçmiş ve aldığı eğitim sonucunda halkından uzaklaşmış hatta Osmanlı’nın son yüzyılında bozulan toprak sistemi ile birlikte bu aydın sınıftan oluşan bürokrat kadro, halkı sömüren bir zümreye dönüşmüştür. Milli Mücadele de bu Osmanlı aydını ile gerçekleştirilmiştir.

Mustafa Kemal, Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızı kazandıktan sonra henüz mücadelenin yeni başladığını düşünüyor ve kat edilecek yolun oldukça uzun olduğunu ifade ediyordu. O yüzden hızı durdurmamak içinde stratejiyi sürekli devrim olarak belirlemişti. Ama hedefe ulaşmak için sahip olduğu aydın sınıfı yetersizliğinin farkında olduğunu 1923’te ( 26 Mart) şu konuşmasıyla keskin bir şekilde ifade etmektedir:

“Bozuk anlayışlı milletlerde büyük çoğunluk başka hedefe, aydın denen sınıf başka anlayışa sahiptir. Bu iki sınıf arasında tam bir zıtlık, tam bir karşıtlık vardır. Aydınlar ana kitleyi kendi amacına ulaştırmak ister; halk kitlesi ve avam ise bu aydın sınıfına bağlı olmak istemez. O da başka bir yol belirlemeye çalışır. Aydın sınıfı telkinle, uyarıyla çoğunluğu kendi amacına göre razı etmeye başarılı olamayınca, başka araçlara yönelir. Halka baskıya ve zor kullanmaya başlar; halkı baskı altında bulundurmağa kalkar. Artık burada  incelenmesi gereken asıl noktaya geldik. Halkı ne birinci yöntem ile ne de zorbalık ve baskı ile kendi amacımıza sürüklemeye başarılı olamadığımızı görüyoruz; neden?

Arkadaşlar!

Bunda başarılı olmak için aydın sınıfla halkın düşüncesi ve amacı arasında doğal bir uygunluk olması gereklidir. Yani; aydın sınıfının halka vereceği bilgiler, göstereceği ülküler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Halbuki bizde böyle mi olmuştur. O aydınların etkileri milletimizin ruh derinliğinden alınmış ülküler midir?

… Aydınlarımız milletimi en mutlu millet yapayım derler. Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım derler. Fakat düşünmeliyiz ki, böyle bir görüş hiçbir devirde başarılı olmuş değildir. Bir millet için mutluluk olan bir şey diğer millet için felâket olabilir. Aynı neden ve şartlar birini mutlu ettiği halde diğerini mutsuz edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşiflerinden, gelişmelerinden yararlanalım, ancak unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız.
… aydınlarımız ne için yürüdüklerini ve ne yapacaklarını öncelikle kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice sindirilebilir ve kabul edilebilir bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır…”

Cumhuriyet’in miras aldığı aydın sınıfı, kafası kuru bilgilerle doldurulmuş, ezberci bir eğitimden geçmiş, halkına yabancılaşmış ve ona uzak düşmüş bir zümredir. Niyazi Berkes Osmanlı’nın son zamanındaki aydının halkına ne kadar yabancı olduğunu şu çarpıcı sözlerle ifade ediyor:

“Abdülhamit zamanında Türk aydınları Türkiye’yi, daha doğrusu şimdiki Türkiye’nin büyük bir kısmı olan Anadolu’yu pek tanımazlardı. Orayı daha ziyade İngiliz, Fransız, Alman ve Rus askeri coğrafyacıları ile arkeologları tanırdı.” (1)

Tonguç, bu tip aydına “ yarı aydın ” tabiri ile ifade ediyor.  Tonguç’a göre de bu tip aydınla devrimi gerçekleştirmek imkânsızdır.

Devrim bir an önce kendi devrimci kadrosunu oluşturmalıdır çünkü cumhuriyet iktidarını oluşturan kadro, cumhuriyet ile birlikte yavaş yavaş yükselerek devrim kadrosu içinde rol sahibi olan, cumhuriyeti inanmayan “yarı aydın” sınıf ve yine tutucu toprak ağaları, eşraftan meydana geliyordu. Ne yazık ki devrimi daha ileri taşıyacak ve devrimin kadrosunun ilerici kanadı diyebileceğimiz aydın sayısı kadro içinde oldukça azınlık durumdaydı.

Zaten 1935 yılına gelindiğinde başarılmış birtakım üst yapı devrimleri ile yetinilmiş ve bunları korumak amacıyla cumhuriyet kadroları bazı refleksler ( basın ve düşün özgürlüklerine getirilen kısıtlımalar ) geliştirmiştir. Geliştirilen bu refleksler sonucunda, Mustafa Kemal’in tüm uyarılarına rağmen Devrim’in alt yapısına ( Toprak reformu) yönelik hamleleri gerçekleştirilmemiştir.

İşte Devrim’i tutuculaştıran aydın sınıf, Tonguç’un “yarı aydın” olarak ifade ettiği zümredir.  Bu zümre Parti (CHP) içindeki ilerici kanadı devamlı olarak baskı altında tutarak rejimi yozlaştırmış ve alt yapısal dönüşümü engellemiştir.

1935 yılında İlköğretim Genel Müdürlüğüne gelen Tonguç, hedef olarak yeni bir aydın tipi yetiştirmeye yönelmiştir.

Tonguç, yeni aydın tipi yetişeceği mecrayı şu sözlerle ifade ediyor:

“Her işe temel ve malzeme olabilecek madde köye gömülü idi. Köy ve tabiat, bütün cevherlerinin içlerinde saklıyordu. Bundan evvel ki devirlerde olduğu gibi, köylüyü değil, tabiatı emmek gerekti…” (2)

Bu mecra bugüne kadar “ yarı aydın”ın hiç kıymet vermediği ve onun için meçhul bir yer olan köydür.

Ülkeyi ileri taşıyacak sınıfın membası da köydür.

1936 yılında henüz bir deneysel bir aşama ile başlayan Köy Enstitüleri ile Cumhuriyet yeni aydın tipini yetiştirmeye başlar. “İş içinde iş aracılığı ile iş için” ilkesi ile okuyan aynı zamanda üreten, emek veren ama aynı zamanda bilen, halkı ile yabancılaşmamış, ülke gerçeklerinden kopmamış ve halkını ileri taşımayı şiar edinmiş, bir aydın tipi şekillenmeye başlar.

Böylece klasik bir eğitimden geçerek, kuru bilgilerle doldurulmuş, halktan uzak düşmüş bir aydın tipinden; okuyan, bilen ve aynı zamanda üreten, çalışan, bilgiyi kullanabilen, bir aydın tipi ile halka ulaşmak ve hatta halkın gelişimine katkı vermek mümkündür.

Hem böylece Mustafa Kemal’in şu sözleri de hayata geçmiş oluyordu: “Türk köylüsü efendi yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselmez. Bu öyle lafla olmaz, ‘böyle olması arzuya şayandır’ demekle de olmaz. İlmin, fennin ve asrın emrettiği vasıta ve yollara fiilen girişmek lazımdır.”

Tonguç’un, yaratıcısı olduğu Köy Enstitülerini Devrim’i daha ileri taşıyacak gerçek aydın sınıfını oluşturamadan, kendi sınıfsal çıkarları için tehlikeyi fark eden Cumhuriyet kadrosunun gerici kanadı ( yarı aydın, toprak ağası, eşraf) tarafından sonlandırılmıştır. Bugün hala Türk Devrim’i nihai hedefi olan “Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak” hedefine ulaşamamışsa, Köy Enstitülerine kapatılmasında rol alan halktan yabancılaşmış yarı aydın sınıfın rolü büyüktür.


NOTLAR
1- İki Yüz Yıldır Neden Bocalıyoruz?, Niyazi Berkes, Yön Yayınları, s.34
2- Canlandırılacak Köy, İsmail Hakkı Tonguç, Ankara, Remzi Kitabevi, 1939, s. 12

Kemal Tek
GERCEKEDEBİYAT.COM

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)