Bazı zevat Türklük cereyanının herhâlde iyi neticeler veremeyeceğini, bunun adeta lüzumsuz ve korkulmak icap eden bir şey olduğunu söylüyorlar. Türklük mefküresi, diyorlar, hissiyat-ı İslamiye'yi kıracak ve şimdiye kadar istifade olunan dini mefkürelerden artık eser bırakmayacaktır; Türklük mefküresi Türkleri yekdiğerine takrip edip, bugün daha büyük bir yekün ve ekseriyet teşkil eden İslamiyet âleminden bizi teb'id edecektir.  

Türklük cereyanı hakkında ortada kâfi malumat bulunmamıştır ki bu vahi itirazatı davet ediyor. Bu bahsimiz İslamiyet ve Türklük arasındaki rabıta ve münasebetleri tamamen söyleyecek ve Türklüğün bugün için en haklı bir cereyan olduğuna dair kanaatler verecektir.

Bilhassa Osmanlı Türkleri kadar Müslüman ve İslamiyet hamisi hiçbir millet gelmemiştir. Osmanlı Türkleri altı yüz seneden beri bu husustaki fedakârlıklarını gösterdiler; fiilen İslamiyet'i muhafaza ettiler. Türkler muhafaza-i İslamiyet için canını, hayatını, varlığını, hissiyatını feda ettiler, nüfusları tenakus eyledi; aciz ve cahil ve fakir kaldılar, ictimaen mev kileri sukut etti...

Fakat Türk her zaman fedakârlığı ile iftihar etti. Hiçbir vakit İslamiyet için zayi eylediği kandan, zarardan şikâyet etmedi ve etmiyordu.

Türk bugün yine Kayı Han'ın, altı yüz senelik ecdadın hissiyat, celadet, din mirasıyla yaşıyor. Bugün kendi "ailesini" de düşünmeye karar veren Türk hiçbir vakit asırlardan beri kanının sakladığı mefküreden vazgeçmeye muktedir olamaz; onunla ölür...

Ethem Nejat Bursa Öğretmen Okulu'nda kurduğu futbol takımı öğrencileriyle

Türkler emindirler ki milliyetlerini, lisanlarını, bugünkü mevki-i ictimailerini muhafazaya İslamiyet'in büyük bir tesiri olmuştur. Rusya'da ve ötede beride kalan Türklerden bazıları railliyetini gaib eylemiştir.

Hele Hıristiyan olanların ekserisi Türklüğü gaib eylemiştir. İşte Bulgarlar tamamen İslav olmuşlardır. "Eski Çuvaş ve Çermişler iki üç batın geçer geçmez bir Rus oluyorlar." Celal Nuri Bey Şimal Hatıraları eserlerinde mezkür Türk neslinin milliyetini zayi eylediğini teyit eyliyor. Bu kadar senedir lisanlarını, milliyetlerini muhafaza eden İslamiyet'e Türkler ilelebet merbut kalacaklardır.

Türkler İslam oldukları zaman hemen İslam harflerini kabul ve kendi lisanlarına tatbik eylediler. Bugün Türkçenin isilahı ve harflerin sadeleştirilmesi, okumanın kolaylaştırılması düşünülürken hiçbir Türk İslam harflerinden vazgeçelim fikr-i sakimini ortaya koymayı bile hatırına getirmedi. İslam harfleri üzerinde ıslahat düşündük ve hatta ıslahatta beraber hareket edilmek ve yazılarda rasin bir ittihat temin eylemek için Arapları, Acemleri ve bütün ehl-i İslam'ı bu teşebbüsle alakadar gördüğümüzden onları da ıslahat işiyle uğraşmaya çağırdık.

Asil Türkler, Arnavutluk'un terakki ve lisanını kazanmasını düşünürken en ziyade itiraz eyledikleri Latin hurufunu kabul etmeleriydi; buna da sebep Türklerin İslamiyet'le olan kavi rabıtaları ve salâbetleri idi, Umum Türklerin itirazı Arnavutça için değil, Latin hurufu içindi!   

En müfrit bir Türk milliyetperveri olan, Türk Yurdu'nda yine Türklük için pek hararetle çalışan bir kalem "Trablusgarp, Balkan Muharebeleri esnasında Türklerin felaketine iştirak edenler Macarlar, Moğollar, Mançurlar olmadı, bilakis Çin'in, Hind'in, Cava'nın, Sudan'ın ismini bilmediğimiz Müslim kavimleri matemimize ortak oldular; manevi yardımlarını esirgemediler. Bundan dolayıdır ki Türkler ırkça Ural ve Altay şubesine mensup olmakla beraber kendilerini İslam kavimlerinden addediyorlar... Türk mütefekkirleri, Türklüğü inkâr ederek beynel-edyan bir Osmanlılık tasavvur ettikleri zaman İslamlaşmak ihtiyacını duymuyorlardı; hâlbuki Türkleşmek mefküresi doğar doğmaz İslamlaşmak ihtiyacı da hissedildi” diyor.

Türkiye Komünist Partisi kurucuları: (soldan sağa)

İsmail Hakkı, Ethem Nejat, Mustafa Suphi  

Metin bir Türkçü olan Mehmet Ali Tevfik Bey Müslümanlık ve Türklüğü pekiyi anlatıyor: "Türklüğün Müslümanlık mefküresiyle münasebetine gelince: Türk sıfatına layık her fert, Müslümanlığa zeval bulmaz bir rabıtayla merbuttur. Dindarların bu mukaddes fikre esbab-ı merbutiyetini izaha hacet yoktur. Nasuti ler (laikler) de Müslümanlığa o avamil kadar kavi müessiratla müncezib bulunuyor. Müslümanlık malum ve metbu olan akaitten ibaret değildir. Müslümanlık aynı zamanda kardeşlik ve müsavat fikirlerinin en yüksek bir tecelligâhıdır. Müslümanlık bütün bir düşünce tarzıdır, bütün bir şekl-i tahassüstür, bütün bir maneviyettir. Bunlara bir de ecdattan mevrus temayülleri ilave ediniz! Nasuti bir Türkün ne kadar kavi ve irtidat etmez bir Müslüman olduğunu tamamen anlamış olursunuz.

“Müslümanlığa bir kuvvet-i maneviye ve siyasiye olduğu için bağlanmak bahsi benim mevzumun haricindedir! Ben hassasiyetin samimi, hararetli ve saf cihetlerini muayene ediyorum.

“İşte, azizim, ben Müslüman olduğum kadar Türk, Türk olduğum kadar da Müslümanım.” 

Şeyh Abdülhak Bağdadi İslamiyet'ten bahsederken diyor ki: “Muvasalat-ı seria ve maarifin intişarı bütün akvam-ı İslamiye'de öğretmeye haris ve başkalarını doğru yola sevk etmek sanatına vâkıf güzide bir sınıf-ı halk vücuda getirdi: Genç Türklerimiz, dâilerimiz, yeni ashab-ı tarikimiz eşkâl-i mütehalife altında aynı fikirle ve daima yürümek ihtiyacıyla mütehassis muttasıf bulunuyorlar.

“Hangi gayeye doğru?

“Bunlar medeniyet-i Hıristiyaniye'ye doğru mu yürüyorlar?

“Asla!"

Türklüğün İslamiyet'e, Müslümanlığa rabıta-i fevkaladesinin ispatı için yazılmış yazılardan intihap edilen şu sözler, Türklük cereyanının, Türkleri -eskiden ziyade daha pek çok İslamiyet'e yaklaştırdığını ispat eyliyor.

Mütefekkir-i muhterem Satı Beyefendi, Darülfünun Konferans Salonu'nda Umumi Konferanslar Cemiyeti namına 8 Mart 1329|'da|ita eyledikleri bir konferansta “Bizim sukutumuz, umum Şark'ın sukutu demektir" buyurmuşlardı.

Bu büyük ve pek şayan-ı dikkat netice bizi daha mühim düşündürüyor: “Türklüğün sukutu da âlem-i İslamiyet'in sukutu" demektir!

Ethem Nejat'ın Türklük Nedir kitabının 1913 tarihli baskısının kapağı

Şark'ın halâs ve tealisini istersek de şüphesiz İslamiyet âlemini daha evvel düşünürüz...

İslamiyet'i elim ve acı bir sukuttan kurtaracak Türk bir uzv-ı kıymettar olmalıdır. Türklerin ilmen, fikren, unsuren, ictimaen kuvvetlenmesi, zindeleşmesi, salâh-ı İslamiyet'e büyük bir hizmettir. Zindeleşen, unsurunun büyük seciyelerini, meziyetlerini kazanan Türk'ün Şark'ta daha oynayacağı roller vardır.

İki senedir Trablus ve Balkanlar'da İslamiyet'in duçar olduğu zulüm ve felaketi kim ne derse desin yine en çok Türkler hisseylemişlerdir. Türkler, bilcümle vesait kesilmiş ve imkânlar yok edilmiş iken Trablus ve Bingazi çöllerine yetişerek oradaki din kardeşlerini halâs ettiler. Trablus'a kırılmaz, bükülmez bir his, arzu-yı intikam verdiler. Trablus'ta şu hissi ibda eden ufak, münevver bir kuvvet zümresiydi. Tasavvur edelim ki ırken ve maddeten ve manen yükselen Türk, bütün akvam-ı İslamiye'ye ne kıymetli hisler, ne muzaffer kudretler bahşedecektir. Türk sefil, aciz kalırsa İslamiyet kendisini yükseltecek mühim ellerden en kuvvetlisini gaib eylemiş olacaktır.

İttihad-ı İslam pek âli, pek manevi bir mefküredir. Buna iman etmeyecek, buna varlığını feda etmeyecek ne bir Türk, ne bir İslam vardır. Her büyük ve inkılabi teşebbüste ya birkaç şahıstan veya bir ırktan ibaret rehber, delil vardır. Her tarihte buna tesadüf imkânı pek müsaittir. Türk, senelerin tekemmülatına, mesaisinin netice-i ulviyesine, ırkının kudret-i maziyesine nail olduğu gün eminim ki, ittihad-ı İslam için en müsait, gayur, bilgili kılavuz olacaktır. .

Şuna katiyen emin olmalı ki İslam'ın kuvvetlenmesi, ittihadı için en mühim vasıta Türk'tür. Bugün bir kitle hâlinde hazırlanan Türklük felah bulursa İslamiyet mefküreleri ancak yaşar. Bunu gizlemeye hiç lüzum yoktur. Avrupa'nın kuşkulanacağı vesvesesine de düşmek beyhude; çünkü o düşeceği kadar vesveseye düşmüş, çünkü o bizim şimdi söylemek istediğimizi daha evvel anlamış ve söylemiş! İstikbalin büyük mefküresi için bugün Türk ailesini, ırkını ıslah etmeli, tenakus-ı nüfusa nihayet vermeli; metin, çevik ve çalak vücutlar yaşatmalı, fikirler inşa etmeli, Türk mefküresini dimağların en bâlâsına kaydetmeli, iktisadi terakkiyatı temin eylemeli...

Türk tekemmül için senelerce sakin yaşayacak, İslam birliğiyle uğraşamayacak...

Fakat Türk, hakkın kuvvetle tezahür eylediğini, kuvvetsiz hakkın bu dünyada yok olduğunu hiçbir vakit unutmayacaktır; iptidai mektebinde, ana mektebinde muallim ve muallimeler çocuklara bütün milliyeti telkih ederken bunu da Allah'ın mevcudiyeti, birliği kadar kavi bir imanla öğreteceklerdir.

Velhasıl serveti, fikri, ahlakı, muvazene-i beden si tamam Türk hiçbir zaman İslamlığın eskiden beri yara mefküreleri zayıflatmayacak, bilakis takviye edecek; ha in müdafaa eyleyecek, kardeşlik ve İslamiyet ittihad-ı umumisini kuracaktır.

Türklerin felahı âlem-i İslam'ı da tamamıyla uyandıracak, Avrupa hükümetlerinin mahkümu olan İslamlar o vakit uyanarak ittihad-ı İslam'ı vücuda getirecektir.

NOTLAR

 (1)Yusuf Akçura, Türk Yurdu, yıl 1, sayı 9 (20 Nisan 1328/1912), 5.261. 20

 (2) Ziya Gökalp, Türk Yurdu, sayı 11, 8.335.

 (3) Türk, Müslüman, Şarklı", Tanin, 5 Mart 329. 12 Şeyh Abdülhak Bağdadi, Felaha Doğru, İslamiyet'in Avrupa'ya Son Sözü, Tanin Matbaası, çev. Şeyh Muhsin Fani, İstanbul, 1912, s.13.

(4) Şeyh Abdülhak Bağdadi, Felaha Doğru, İslamiyet’in Avrupa’yaSon Sözü, Tanin Matbaası, çev. Şeyh Muhsin Fani, İstanbul 1912, s. 13.

(5) Osmanlı dönemindeki ilkokul eğitimine verilen ad.

(6) Osmanlı döneminde anaokul düzeyindeki eğitime verilen ad.

Ethem Nejat
(Türklük Nedir ve Terbiye Yolları, Ethem Nejat, Kaynak Y. Kasım 2023. Hazırlayan: Bilgin Güngör)
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)