İsa Küçük: Tarih yazımında şiir ve Başka Şeylerin Şiirleri
Halet Abla Destanı ile destan türünü deneyen İsa Küçük, Başka Şeylerin Şiirleri ile şiir ve tarih yazımına farklı bir açılım getiriyor; tarihi şiir diliyle şair gözüyle kayda geçiriyor. Bunu yaparken şiirde dipnot ya da arka plan uygulayarak deneysel şiirin önünde yeni bir alan açıyor. Osmanlı İmpa...
“Başka Şeylerin Şiirleri” bizi yeni bir Şehname ile mi tanıştırıyor? Hem evet hem hayır. Bildiğiniz gibi Osmanlılarda Şehnameler (resimli tarih kitapları) sarayın içinde oluşturulmuş olan ehli hiref teşkilatı mensubu şair yazar ve nakkaşlar tarafından kaleme alınan ve resmedilen bir tarih yazımıydı.Neredeyse tamamı İranlı şair Firdevsi’nin Şehname isimli eserinden “el alır.” Kitaplar olayları kaydederken gelecek kuşakların eğitimini üstlenen bir işlevi de içinde barındırmaktaydı. ‘Başka Şeylerin Şiirleri’nde böyle bir durum yok. Yani ne saray bağlantısı ne saray sanatçıları ne de resimleme var. Şehname, ‘Başka Şeylerin Şiirleri’nde de kısaca yer aldı. Ancak o eserlerde yer verilmemiş olan Türk ve Yunan mitolojisi ve Gılgamış Destanından alıntılar ve esinlere de yer vererek çok katmanlılığı işlemeye çalıştım. Belirttiğim farklılıklar yanında benzerlikler taşıyor kitap. Resim yok ama belirli bir dönemin rengini, kokusunu, ses ve çığlığını bulmak mümkün. Üçüncü Milenyumun başlangıcından kitabın yayınladığı 2017 yılına kadar dünyada ve özellikle bölgemizde yaşanan olayları ve yönetimlerin yönelimlerini -dışın içeriye yansıması düzleminde- şiirsel bir dille yazmaya çalıştım. Doğal olarak güncel olan tarihsel olanı aşmayı gerektiriyor ve onu yeni kılıyor. Şiirlerin bir bölümünde “dip notlarla” mitolojik dönemlere ve olaylara göndermeler yaptığınızı görüyoruz. Şiirlere dip not eklemekle neyi amaçladınız? Dipnotlar için “eksik olan” resimlerdir diyebilirim. Yani resim yok dipnot var. Kitaptaki ilk şiir 11 Eylül olayı ile başlar: “Ay dokuz gün on bir.” Dize “doğumu” da çağrıştırır; “9 ay 10 gün.” Çocuk doğmuştur artık. Tarih üçüncü milenyumun başında bölgeye bir “çocuk” vermiştir. Savaş, kan ve acı. Şiir arka planda Yunan Mitolojisinde dünyanın oluş anını “başlangıçta kaos vardı” cümlesini referans alır; insanın yaratılışı ve Pandora’nın Kutusu’nun hikayesi anlatılır ve 11 Eylül ile Pandora’nın Kutusu arasında bağ kurar ve sorar: “İnsan nasıl öldürebilir insanı?” Canavarlaşan insan sahnededir artık, “Kördük ve olmayanı bulacaktık.” Şiirde “buralara biz demokrasiyi getirmedik mi” diye soran gerçek dünyada Libya’da ABD büyükelçiliğine yapılan saldırı sonrasında açıklama yapan ABD dışişleri bakanıdır (akrep burcu insanıdır), kutu açılmıştır ve 11 Eylül olayının hesabı bölgemizde Arap Baharı olarak karşımıza çıkar; bahar, her yere savaş, kan ve acı götürüyor bunu biliyoruz. “Temmuz Çuval bayrak/ Yer yarıldı gök delindi” dizeleri olayın bize bulaştırılması ve bölgedeki sürecin başlangıcına işaret eder. Orhun Abidelerine bir saygı duruşu olan dize dipnotlarda Türk Mitolojisinde insanın yaratılışın iyilik-kötülük ekseninde irdeleyerek ilerler ve Adem ile Havva’nın cennetten kovuluşu ile son bulur. İnsanın “ölümsüzlüğü araması” başlamıştır. Minyatür başlıklı bölümde Gılgamış Destanı, Danyal Peygamber, Şahmeran ve Büyük İskender efsanelerinin izleğinde ölümsüzlüğü arayan insanın çıkmazı Ergenekon Davası ile bu kez içeriye büyüteç tutar (Komiser K). Nizamettin’e seslenir “elinde kafes sokakta gezme Nizamettin.” Kısaca ‘Başka Şeylerin Şiirleri’ üçüncü milenyumda insan ile “canavarlaşan insanın” ve “ölümsüzlüğü arayan insanın” çatışmasını ve paylarına düşenleri anlatır. İnsanın sesini ve çığlığını öne çıkararak yapar bunu. Bir “Proje Kitap”la mı karşı karşıyayız? Hayır onu demek istemedim. ‘Başka Şeylerin Şiirleri’ belirli bir amaçla yazılmadı. Esasen kitaptaki şiirler farklı zamanlarda yaşanan olaylar karşısındaki duyumsamalarımdır. Kitabın şehnamelerde sıkça karşılaşılan iyi ahlak ve yönetim teknikleri öğretmek gibi bir amacı da yoktur. Aksine eleştirel bir yaklaşım ve güçlü bir itirazdır günümüzün Post-Truht anlayışlarına. Şiirler kapalıdır; esenlik yanında acılar da taşımaktadır. Belki yaraya tuz basma çabası denilebilir. Bu kurguladığım bir durum değil yaşadığımız olayların ve tarihin acımasızlığı. Tarihi yazana değil yapana sadık kalmaya çalıştım. Tarihi yapan kim derseniz bu biraz karışık ve sanırım cevabı zor. Belki hepimiz; sevgi diline yabancı olan herkes. Kitabın bölümleri, içindeki şiirler oluştukça ortaya çıktı. Tezhip, Ebru, Hat, Minyatür ve Hamiş. İlk dört bölümdeki şiirler, olaylar, acılar ve çatışmaların insanda yarattığı yıkım ve arayışları içerir. Ebru başlıklı bölümdekiler insani duyguları öne çıkarır. Sevgi ve aşk, insana saygı ve insan onuru, kısaca insani olan ne varsa (on çiçek adıyla) onu anlatılmaya çalıştım. Evet, bölüm adları şehname çağrışımını güçlendiriyor.Her biri Osmanlı kitap sanatının başat kavramları. Bölümlerin içinde yer alan şiirler, yaşanmakta olanla yaşanmış olanı buluşturup tanıklığımızı derinleştirerek tarihi görünür kılıyor. Bunu özellikle yapmaya çalıştım bir kitap bütünlüğüne kara verince. Birinci Irak savaşı “Çöl Fırtınası” arkasından “11 Eylül”ve Arap Baharı, Irak ve Suriye’ye geliyorsa olan biteni görmezden gelemezdim. Komşudaki ateş bir şekilde bizi de etkileyecekti. “Çuval” olayı bir işaret fişeğiydi belki sonra Reyhanlı… Ankara. Hemen arkasında Washington da yaşananlar… Daha eskilerde başlamış olan Yeşil Kuşak,Yeni Dünya Düzeni ve BOP… Bunların üstesinden gelmek… Orhun Abideleri ve Nutuk. Ergenekon ve Balyoz Davaları... Göç ve mülteciler sorunları; çocuklar, kadınlar ve acıları. Kültürel alanda yaşananları ise Minyatür bölümünde Amerikan dizilerinin isimleri üzerinden çağrıştırmak istedim. (Küçük Ev, Altın Kızlar, Komiser K, vd.) Savaş ve yıkım her alanda sürüyor. Bütün bunları az önce de belirttiğim gibi tarihe sadık kalarak yazmaya çalıştım. Şiirler 11 Eylül ile başlıyor ve kitap “Komünistler Amerika’ya” dizesi ile bitiyor. Alışılmış sloganı tersine çeviriyorsunuz. Bununla vermek istediğiniz mesajı sorabilir miyim? Son bölüm Hamiş, kavramın kendisine uygun olarak önceki bölümleri açıklayan ya da oralarda yer bulamayan kimi ekler olarak ele alınabilir. Sonradan akla gelenler değil, kitabın bütününü tamamlamak isteyen duyumsamalar. Yaraya tuz basıldıktan sonraki görünümler desem de doğrudur. “Hop dedi Bop/ Üç kart/ fil, eşek, deve” dizesi ile başlayan bölüm: doğrudan ABD iç siyaseti – cumhuriyetçi ve demokrat partilerin sembolü- ve deve -Ortadoğu- sonradan oyuna dahil olan ayı -Rusya-, öldürülen Annabell Lee… ve bir son haykırış: Komünistler Amerika’ya! Bu, bizim yeni dünya düzenimiz, belki komünistler, o öcüler oraya gidip “para tanrının” dünyayı fethetmesinin önüne geçerler… Bugün corona virüsünden dolayı dünyada ölenlerin çoğu ABD’de. ‘Parası/sigortası olmayanlar ölüyor’ haberleri geliyor oradan. Kim bilir belki bir gün paranın yerini insan alır ve değişir dünya. Ölümsüzlüğün sırrı tam da buradadır; insan kalarak yaşamak… Arka kapaktaki şiir kitabın içinde yer almamış, bunun bir anlamı var mı? Orada bir “anarşist” var, kitabın içinde kendine yer bulamadı, daha doğrusu hiçbir yere sığdıramadım onu ve “kitabın dışında” kaldı. O içimizdeki özgürlük ve bağımsızlık aşkıdır. (Patika, Kültür, sanat, Edebiyat Dergisi, sayı 111, 2020) Gerçek Edebiyat
YORUMLAR