İnceliklerin yazarından iki kitap / Nesrin Pekcan
Murat Batmankaya’nın son yapıtı Yaralı Zarafet ise iç konuşmalarla sürüklüyor, bilgece kucaklıyor okuru ve düşündürüyor. Yapıtın adının kapak görseliyle uyumu değil salt, içeriğinin sizi kırılmalar, kırılganlıklar dünyasına çeken büyülü bir anlatımla sarmalaması da yapıtı çekici kılıyor.
Edebiyatı
sevmek salt roman, öykü vb. anlatı türleri ya da şiir okumaktan
hoşlanmak mıdır? Bu alana giren anılar, mektuplar, gezi yazıları,
yaşam öyküleri, deneme, eleştiri de bu sevgiyi pekiştiren
türlerdendir ama nedense ikinci sırada anımsanırlar. Sözgelimi
Yakup Kadri'nin Gençlik
ve Edebiyat Hatıraları
ya da Rahim Tarım' ın toparladığı Mehmet
Rauf'un Anıları,
Atilla Özkırımlı'nın Tarihe
Not Düşmek'i,
Şavkar Altınel'in Güneydeki
Ülke’si
ve daha pek çok yazar ve şairin yazdığı yaşam öyküleri
incelemeleri, anı, deneme ve mektupları okunurken daha çok
girilmiş olunmuyor mu edebiyatın içine? Doğrusu, ben bu yapıtları
okumayı daha çok seviyorum. Hele bütün bunların bileşkesi
olanlarla ve bunların iyi yazılmışlarıyla karşılaşmışsam
elimden bırakamıyorum kitabı. Sözgelimi Murat
Batmankaya’nınkiler…
Pek
çok şairi ve yazarı tek metin içinde sentezleme ustalığı var
kendilerinde. Edip Cansever’in Ben
Ruhi Bey Nasılım’ından
söz ederken oradan şuradan birçok şair ve yazar koşup geliyor
doluşuveriyor metnin içine. Anday’ı anımsatırken çoğunu
bilmediğimiz ayrıntılar (soyadı öyküsü gibi) seriliyor
gözümüzün önüne. S. Sezai’nin öykücülüğünden
“Belgeselciler gibi ışıkla yazmıyor. Nietzche gibi kanla da
yazmıyor. Sakin bir tanıklık onunki. Kaydetmiyor, nakşediyor…”
diye söz ederken aynı şeyi ben de Batmankaya için düşündüğümü
fark ediyorum: Edebiyatta bir sorumluluk almış, bu sorumluluğun
yükünü taşırken de unutmanın “vebali” altında kalmamayı
seçmiş. Değerbilirliği yeğlemiş. Bir
zamanların edebiyatındaki, edebiyatımızdaki önemli adları
anımsatmış; “cafcaflı sözler” etmeden, “yanıtlarını
bilmediğimiz sorular üretme”nin ve bilmediğimiz konularda kesin
yargılara varmanın kolaylığından uzak bir yerde, “yazar
sorumluluğu”nda söylemiş, böylece suç işlemiş (!):
“Tek farkım,
‘suçluyum ey okur!’ deme cüreti gösteriyor olmam galiba…”
diyor yazar önsözde. Güzelliğe
bakar mısınız?
Batmankaya, Geçmiş
Zaman Tesellileri’nde
edebiyatımızın geçmişinden anımsatmalarda bulunurken özellikle
bir zamanlar baş üstünde tutulanların zaman içinde kıyıda
köşede bırakılmaları, unutulmaları izleğinden hareketle
oluşturmuş yapıtını. Edebiyatçı sorumluluğu değil midir bu?
Böyle bir sorumluluktur elbette Halit Asım’ın anımsatılması,
tarihçi Ahmed Refik’in, Nurullah Ataç’ın kaleminden de
hakkının verildiğinin not edilmesi, Aka Gündüz’ün Odun
Kokusu’na
hoş bir anıyla değinilişi (bu romanı ilk kez babaannesinin
elinde görmüştür Batmankaya. Babaanne kolej mezunu olunca doğal
olsa gerek bu durum. Bu da yazarın yetiştiği ortamın nasıl
olduğuna ilişkin önemli bir ipucu elbette).
Teselliler 310
sayfa. Yapıtta anlatılan ilginç ve edebiyat içre konularla haşır
neşir olunurken bizlere pek tanıdık gelmeyen ama yurt dışında
bilinen yazar- şairler de çıkıveriyor karşımıza. Seyfettin
Tunç’un yaşamından sunulan esintiler ilginç mi ilginç örneğin.
Batmankaya’nın
Tesellileri’nde
Emin Nihat’ın Müsameretname’sinden
Sezai’nin Küçük
Şeyler’ine,
Hâmit’in Makber’inden
Anday’a, Orhan Veli’ye, E. Ayhan’a, M. Altıok’a ve daha
nicesine donanarak gidip geliyoruz. Metin Altıok demişken buraya
almak istiyorum yazarın onu hüzünle andığı bölümün son
kısmını:
“Uzun sözün
kısası, Metin Altıok ile Ankara’da, sevgili Ahmet Telli’nin
bir dönem çerçeve sattığı küçücük dükkânında
tanışmıştım, yıllar önce. Hiç unutmam, telefon fihristine
adımı yazarken yaşadığım heyecanı görünce, ‘Küçük
önemsiz şeyler/ Birikir kendiliğinden” dercesine bakmıştı
yüzüme. Uygun bir günde şiirlerimi verecektim; ancak bir daha
karşılaşmadık. Kısa bir süre sonra da malûm hadise oldu.
(“Sahi o ölümü ben ilk nerde ölmüştüm?”) O an şiiri
üzerine bir şeyler(?) yazmak istiyordum, bir türlü yazamadım;
ancak bugün nasip oldu. Üstelik hiç de kendisine yakışmayan bir
düzeyde… Borcum olsun!”
Geçmiş Zaman
Tesellileri,
Şule yayınlarından. Yukarıda yazarın değerbilirliğe verdiği
önemden söz etmiştim. Bu özelliğinin bir izdüşümü olsun bu
alıntı: “Yayınevinin sahibi, yazar ve şair Ali Ural, adını
Düşüncenin
Yapı Taşları
koyduğumuz diziyi bana emanet etti. Bu dizi, dünya görüşlerinin
ayrı olduğu iki insanın buluşma alanı oldu. Schopenhauer dedim,
onca çeviriye rağmen, koskoca bir paragraf eksik çevrilmiş dedim,
itiraz gelmedi. Yine iki dille karşılaştırarak çevirdim basıldı
(…)” 1
*
M.
Batmankaya’nın son yapıtı Yaralı
Zarafet
ise iç konuşmalarla sürüklüyor, bilgece kucaklıyor okuru ve
düşündürüyor.
Yapıtın
adının kapak görseliyle uyumu değil salt, içeriğinin sizi
kırılmalar, kırılganlıklar dünyasına çeken büyülü bir
anlatımla sarmalaması da yapıtı çekici kılıyor.
Kırılganlık
üzerine yazarken düşüncelerin, duyumsananların bu izlekte söz
düşüren diğer yazarlar, düşünürler ve sanatçıların
söyledikleriyle harmanlanmasının oluşturulma biçimi önemli.
Yamalık gibi durmayan, yazının etine, kemiğine işletilmiş bir
harmanlama. Dokunun, bu anımsatma dokunuşlarıyla beslenmesi,
bunları reddetmemesi, doku dışına atmaması elbette çok önemli.
Kırılmak,
çatlamak, devrilmek, incinmek, pürüzsüzlük, kusursuzluk, eksik
kalmışlık, eskimişlik, kopuş vb. kavramların incelikleri içine
çekilen okur aynı zamanda sinemadan psikiyatriye, felsefeden
edebiyata uzanan pek çok yazınsal metin içinde de dolaştırılıyor.
Geçmiş
Zaman Tesellileri’nde
geçmişte adı bilinenlerden günümüze kimler kaldı sorularına
verilebilecek yanıtlarla teselli olabileceğimiz irdelenirken Yaralı
Zarafet’te
kırılganlık ve bu kavrama yakın olan, onun çevresinde dolaşan
diğer türev kavramlarla ince ince dokunuyor edebiyat halısı; ince
düşünceyle, düşünmeyle haşır neşir ediyor okuru.
Murat
Batmankaya bir söyleşisinde “Türkçe, inanmakta
zorlanabilirsiniz ama felsefi metin çevirisi açısından zengin
imkânlar sunan bir dil. Arapça ve Farsçadan dilimize geçen
kavramlar da bu zenginliğe dahil tabii… Dolayısıyle çoğu
kavramı aktarırken zorlanmıyorum” diyor. “Üslup geliştirmiş
düşünürlerin çevirileri edebi çevirilere daha yakın durur.
Yani bir Kant çevirmek ile bir Nietzsche çevirmek aynı şey
değildir” i de ekliyor.2
İki
yüzden fazla felsefi çevirisinin olması yazarın felsefeyle iç
içe olduğunu da kanıtlamaya yeter sanımca. Kendisine edebiyatın
bilge işçisi
deniyor. Ben de inceliklerin
yazarı,
diyorum Murat Batmankaya’ya.
*
1
Gerçek Edebiyat, 07.04.2022
2
Gerçek Edebiyat, 07.04. 2022
Gercekedebiyat.com


















YORUMLAR