Edebiyatı sevmek salt roman, öykü vb. anlatı türleri ya da şiir okumaktan hoşlanmak mıdır? Bu alana giren anılar, mektuplar, gezi yazıları, yaşam öyküleri, deneme, eleştiri de bu sevgiyi pekiştiren türlerdendir ama nedense ikinci sırada anımsanırlar. Sözgelimi Yakup Kadri'nin Gençlik ve Edebiyat Hatıraları ya da Rahim Tarım' ın toparladığı Mehmet Rauf'un Anıları, Atilla Özkırımlı'nın Tarihe Not Düşmek'i, Şavkar Altınel'in Güneydeki Ülke’si ve daha pek çok yazar ve şairin yazdığı yaşam öyküleri incelemeleri, anı, deneme ve mektupları okunurken daha çok girilmiş olunmuyor mu edebiyatın içine? Doğrusu, ben bu yapıtları okumayı daha çok seviyorum. Hele bütün bunların bileşkesi olanlarla ve bunların iyi yazılmışlarıyla karşılaşmışsam elimden bırakamıyorum kitabı. Sözgelimi Murat Batmankaya’nınkiler…

Pek çok şairi ve yazarı tek metin içinde sentezleme ustalığı var kendilerinde. Edip Cansever’in Ben Ruhi Bey Nasılım’ından söz ederken oradan şuradan birçok şair ve yazar koşup geliyor doluşuveriyor metnin içine. Anday’ı anımsatırken çoğunu bilmediğimiz ayrıntılar (soyadı öyküsü gibi) seriliyor gözümüzün önüne. S. Sezai’nin öykücülüğünden “Belgeselciler gibi ışıkla yazmıyor. Nietzche gibi kanla da yazmıyor. Sakin bir tanıklık onunki. Kaydetmiyor, nakşediyor…” diye söz ederken aynı şeyi ben de Batmankaya için düşündüğümü fark ediyorum: Edebiyatta bir sorumluluk almış, bu sorumluluğun yükünü taşırken de unutmanın “vebali” altında kalmamayı seçmiş. Değerbilirliği yeğlemiş. Bir zamanların edebiyatındaki, edebiyatımızdaki önemli adları anımsatmış; “cafcaflı sözler” etmeden, “yanıtlarını bilmediğimiz sorular üretme”nin ve bilmediğimiz konularda kesin yargılara varmanın kolaylığından uzak bir yerde, “yazar sorumluluğu”nda söylemiş, böylece suç işlemiş (!):

Tek farkım, ‘suçluyum ey okur!’ deme cüreti gösteriyor olmam galiba…” diyor yazar önsözde. Güzelliğe bakar mısınız?

Batmankaya, Geçmiş Zaman Tesellileri’nde edebiyatımızın geçmişinden anımsatmalarda bulunurken özellikle bir zamanlar baş üstünde tutulanların zaman içinde kıyıda köşede bırakılmaları, unutulmaları izleğinden hareketle oluşturmuş yapıtını. Edebiyatçı sorumluluğu değil midir bu? Böyle bir sorumluluktur elbette Halit Asım’ın anımsatılması, tarihçi Ahmed Refik’in, Nurullah Ataç’ın kaleminden de hakkının verildiğinin not edilmesi, Aka Gündüz’ün Odun Kokusu’na hoş bir anıyla değinilişi (bu romanı ilk kez babaannesinin elinde görmüştür Batmankaya. Babaanne kolej mezunu olunca doğal olsa gerek bu durum. Bu da yazarın yetiştiği ortamın nasıl olduğuna ilişkin önemli bir ipucu elbette).

Teselliler 310 sayfa. Yapıtta anlatılan ilginç ve edebiyat içre konularla haşır neşir olunurken bizlere pek tanıdık gelmeyen ama yurt dışında bilinen yazar- şairler de çıkıveriyor karşımıza. Seyfettin Tunç’un yaşamından sunulan esintiler ilginç mi ilginç örneğin.

Batmankaya’nın Tesellileri’nde Emin Nihat’ın Müsameretname’sinden Sezai’nin Küçük Şeyler’ine, Hâmit’in Makber’inden Anday’a, Orhan Veli’ye, E. Ayhan’a, M. Altıok’a ve daha nicesine donanarak gidip geliyoruz. Metin Altıok demişken buraya almak istiyorum yazarın onu hüzünle andığı bölümün son kısmını:

Uzun sözün kısası, Metin Altıok ile Ankara’da, sevgili Ahmet Telli’nin bir dönem çerçeve sattığı küçücük dükkânında tanışmıştım, yıllar önce. Hiç unutmam, telefon fihristine adımı yazarken yaşadığım heyecanı görünce, ‘Küçük önemsiz şeyler/ Birikir kendiliğinden” dercesine bakmıştı yüzüme. Uygun bir günde şiirlerimi verecektim; ancak bir daha karşılaşmadık. Kısa bir süre sonra da malûm hadise oldu. (“Sahi o ölümü ben ilk nerde ölmüştüm?”) O an şiiri üzerine bir şeyler(?) yazmak istiyordum, bir türlü yazamadım; ancak bugün nasip oldu. Üstelik hiç de kendisine yakışmayan bir düzeyde… Borcum olsun!”

Geçmiş Zaman Tesellileri, Şule yayınlarından. Yukarıda yazarın değerbilirliğe verdiği önemden söz etmiştim. Bu özelliğinin bir izdüşümü olsun bu alıntı: “Yayınevinin sahibi, yazar ve şair Ali Ural, adını Düşüncenin Yapı Taşları koyduğumuz diziyi bana emanet etti. Bu dizi, dünya görüşlerinin ayrı olduğu iki insanın buluşma alanı oldu. Schopenhauer dedim, onca çeviriye rağmen, koskoca bir paragraf eksik çevrilmiş dedim, itiraz gelmedi. Yine iki dille karşılaştırarak çevirdim basıldı (…)” 1

*

M. Batmankaya’nın son yapıtı Yaralı Zarafet ise iç konuşmalarla sürüklüyor, bilgece kucaklıyor okuru ve düşündürüyor.

Yapıtın adının kapak görseliyle uyumu değil salt, içeriğinin sizi kırılmalar, kırılganlıklar dünyasına çeken büyülü bir anlatımla sarmalaması da yapıtı çekici kılıyor.

Kırılganlık üzerine yazarken düşüncelerin, duyumsananların bu izlekte söz düşüren diğer yazarlar, düşünürler ve sanatçıların söyledikleriyle harmanlanmasının oluşturulma biçimi önemli. Yamalık gibi durmayan, yazının etine, kemiğine işletilmiş bir harmanlama. Dokunun, bu anımsatma dokunuşlarıyla beslenmesi, bunları reddetmemesi, doku dışına atmaması elbette çok önemli.

Kırılmak, çatlamak, devrilmek, incinmek, pürüzsüzlük, kusursuzluk, eksik kalmışlık, eskimişlik, kopuş vb. kavramların incelikleri içine çekilen okur aynı zamanda sinemadan psikiyatriye, felsefeden edebiyata uzanan pek çok yazınsal metin içinde de dolaştırılıyor.

Geçmiş Zaman Tesellileri’nde geçmişte adı bilinenlerden günümüze kimler kaldı sorularına verilebilecek yanıtlarla teselli olabileceğimiz irdelenirken Yaralı Zarafet’te kırılganlık ve bu kavrama yakın olan, onun çevresinde dolaşan diğer türev kavramlarla ince ince dokunuyor edebiyat halısı; ince düşünceyle, düşünmeyle haşır neşir ediyor okuru.

Murat Batmankaya bir söyleşisinde “Türkçe, inanmakta zorlanabilirsiniz ama felsefi metin çevirisi açısından zengin imkânlar sunan bir dil. Arapça ve Farsçadan dilimize geçen kavramlar da bu zenginliğe dahil tabii… Dolayısıyle çoğu kavramı aktarırken zorlanmıyorum” diyor. “Üslup geliştirmiş düşünürlerin çevirileri edebi çevirilere daha yakın durur. Yani bir Kant çevirmek ile bir Nietzsche çevirmek aynı şey değildir” i de ekliyor.2

İki yüzden fazla felsefi çevirisinin olması yazarın felsefeyle iç içe olduğunu da kanıtlamaya yeter sanımca. Kendisine edebiyatın bilge işçisi deniyor. Ben de inceliklerin yazarı, diyorum Murat Batmankaya’ya.

*

 

1 Gerçek Edebiyat, 07.04.2022

2 Gerçek Edebiyat, 07.04. 2022

Nesrin Pekcan
Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)