İlahiyatçı profesör yazdı: Hem Fetullahçı hem Müslüman olun(a)maz
İlahiyatçı Prof. Dr. Şahin Filiz, Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)nün hep ekonomik siyasi ayağından söz edildiğini ama bir din olarak incelenmediğini yazarak 'Gerçekten söylemlerinin İslam’la herhangi bir tutarlığı var mı? Cemaatleşmelerine kanıt olarak gösterdikleri ayetler, saygın İslam bilginleri ...
Prof. Dr. Şahin Filiz Veryansıntv'deki köşesinde, "Bu güne kadar Fethullahçı Terör Örgütü siyasal, sosyal ve dini açılardan incelendi; hakkında –ben de dahil-epeyce değerlendirmeler yapıldı. Türk halkının bu tedhiş ve terör örgütüne karşı uyarılması, bilgilendirilmesi ve hazırlıklı bulunması konusunda yazılan bu birbirinden değerli yazıların devamı gelmelidir." diye başladığı yazısında "Özellikle üniversitelerimizdeki akademisyenler, kendi alanlarını ilgilendiren bu sızma girişimlerini yazmalı, çizmeli ve Fetö’ye açıkça cephe aldığını göstermelidir. Ancak bu mücadele, günah çıkarmak, daha iyi bir makama gelmek veya yaranmak için yapılırsa ahlaksızlık ve onursuzluk olur. Fetö’nün Fetö olduğuna inanarak, bilerek ve kararlılıkla hareket etmeden, Fetö ensemizde boza pişirmeye devam edecektir." saptamasını yapıyor. Filiz'in yazısının bir bölümü şöyle: Vatanını ve milletini seven bütün akademisyenlerimizi, öğretmenlerimizi, yazarlarımızı, çizerlerimizi Fetö ile mücadeleye; terörle mücadelenin tüm yükünü 15 Temmuz’da silahlarının namusunu koruyan asker ve polislerimizin üzerine yıkmamaya, kalemlerinin namusunu korumaya çağırıyorum. İlkyazı dizimizde Fetullahçılığın neden ve nasıl bir uydurma din dolduğunu açıklıyorum. Genel çerçeveyi okuduğunuzda sonraki yazılarımda İslam’ı referans göstererek yine İslam’ın gölgesi altında nasıl palazlandıklarını ele alacağım. Bunu madde madde işleyeceğim. Yani bu örgüt İslam’ı hangi dini gerekçe ve dayanaklara yaslanarak kullandı? Gerçekten söylemlerinin İslam’la herhangi bir tutarlığı var mı? Cemaatleşmelerine kanıt olarak gösterdikleri ayetler, saygın İslam bilginleri yaptıkları atıflar ve dinin doğasına ilişkin iddiaları doğru mu? Örneğin Fetullahçılıkta “Allah” nedir? Nasıl algılanır? Nasıl inanırlar? Kuran, hadis, İslam geleneği ve benzeri dini değerleri nasıl yorumlarlar? Kanıt gösterdikleri ayet ya da dini bir ilke, yaptıklarını meşrulaştırır mı? İşte bundan sonraki yazılarımda Fetullahçılığın dinsel gerekçe ve dayanakları nasıl çarpıtarak silahlı bir terör örgütü yapılanmasında kullandıklarını, halkımızın bütün kesimlerinin anlayacağı sadelikte yazacağım. Bu yazılarımda 2017’de T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı, İsam ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın Fetö konusunda yayımlamış olduğu yapıtlardaki izlekten yararlanacağım. Buna ek olarak, düşünce tarihi, dinler tarihi ve kültür tarihi konularında yerli ve yabancı kaynaklardan örnekler vereceğim. Bu arada bir uyarıda bulunmak istiyorum. Okurlarımızdan bazıları, yazılarımın altına yaptıkları yorumlarda yargılarda bulunmaktadırlar. Kimi “artık dinin modası geçmiştir, hala bu yazılara yer veriyorsunuz”, derken kimi de “yazıların inançsızlığa” sevk ettiğini yazıyor. “Ateistim” ya da çok dindarım” gibi öznel durumlarına göre yazı beklentisi içinde bulunanlar olabiliyor. Oysa yazılarım kimseyi ne ateizme ne de sofuluğa davet amacı gütmemektedir. Veryansıntv’nin amacı, okuruyla en doğru bilgileri paylaşmaktır. Atatürk ilke ve devrimleri, Cumhuriyetimizin kazanımları ve tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti vazgeçemeyeceğimiz ilkelerimizdir. Okurlarımıza saygıyla duyurmak isterim. Önce başlıktaki sözcükleri açıklığa kavuşturalım: uydurma din, bütün dünyada ve Türkiye’de, belirli inanç, ilke ve ibadetleri öngören, genel kabul görmüş İslam dinine aykırı, ona alternatif ve bu yüzdenden de ondan çok farklılaşmış, hatta ayrı bir din haline gelmiş sonradan yapılandırılan bir din anlamına gelir. Genel kabul görmeyen, Arapça Şaz, İngilizce marginal ve Türkçe uç ya da kenarda olan uydurma dinin bir takım ayırıcı özellikleri vardır: İlki, genel kabul gören dini inanış ve ibadetlere karşıdır. Hatta İslam dinine açıktan ya da dolaylı cephe alır. Çünkü Türk halkının genel inancı ve kültürü olan İslam dinini, kapalı devre cemaat faaliyetleri için yeterince militan veya mücadeleci bulmaz. Militan bir din, kurulu düzene ve toplumsallığa savaş açar. Bu savaşın silahlarını da yine, genel kabul görmüş İslam’dan alır ki, ihanetini meşrulaştırabilsin. İslam dini teröre, Allah adına konuşmaya, kendini ilahlaştırmaya ve insanları bu kural dışı inançlara bağlanmaya karşı çıktığı için, tek yol, onun uydurmasını yaratmaktır. Bu yüzden Fetö, yeni bir din uydurmuştur. Ama tam değil, yarım-yamalak bir dindir. Özelde Dinler Tarihi ve genelde İnsanlık tarihinde bütün dinler aynı akıbetle karşılaşmıştır. Üç büyük din bunların başındadır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, özellikle kendi içlerindeki uydurma dinlerle uğraşmışlar ve hala uğraşmaktadırlar. İslam dini özelinde düşündüğümüzde İslam tarihi boyunca pek çok uydurma din ortaya çıkmıştır. Fetullahçılık günümüzün son örneklerindendir. Hz. Muhammed’in sağlığında, Dört Halife döneminde, Emeviler’de, Abbasiler’de, Selçuklular ve Osmanlılarda İslam adına ya da onun yerini almak iddiasıyla ortaya çıkan pek çok dinsel gruplar vardır. Bunların hangi sosyo-ekonomik ve politik koşullarda ortaya çıktıkları ayrı bir yazının konusudur. Ancak şu var ki Müslümanların büyük çoğunluğunun kabul ettiği temel inanç ilkeleri açısından bakıldığında bu uydurma dinler, toplum tarafından benimsenmediği gibi, dönemin yönetimi tarafından da şu ya da bu şekilde cezalandırılmıştır. Bu tarihsel anlatıma girmeyeceğim. Şunu vurguluyorum: Marjinal, şaz ya da uç dinsel akımlar, genel kabul gören dinsel inanışlara göre teröre ve şiddete daha yatkın olmuştur. Terör ve şiddet, inanç sistemlerinin mevcut din ya da dinlere hınç ya da öfkelerinden veya ondan elde edemedikleri çıkarlarının zor yoluyla alınması gerektiğine olan düşüncelerinden kaynaklanır. Şu halde terör ve şiddet, öncelikle inanç biçimlerinde gizlidir; 15 Temmuz olmasaydı başka Fetö adayları gibi, Fetö bu inancını hala gizliyor olacaktı. Terör ve şiddet inançta ise, er-geç bu toplumsal alana yansıyacak ve patlayacaktır. İkincisi, uydurma din, İslam dinine göre, Tanrı katında geçersizdir. Fetö elebaşı ve çevresindeki kurmayları dışında, “masum bir dini cemaattir” diyerek onlara katılan, destek veren, aklını kaptıran ve uydurdukları dine inanmaya devam eden ne kadar insan varsa, bu ayeti defalarca okumalarını öneririm. Gizli ya da açıktan Fetullahçı olmak, bu ve benzeri pek çok ayete göre, “İslam dininin dışına çıkmak”, “küfre girmek”, “öte dünyada kaybedenlerden olmak”tır. Hem Müslüman hem Fetullahçı olunamayacağını artık herkes anlamak zorundadır. Öyleyse, İslam dinine göre, Fetullahçılık, terör örgütü olmak yanında, bir küfür hareketi ve İslam düşmanlığıdır. İslam kelamı (teolojisi), yani İslam inanç esaslarını konu edinen bu bilime göre, Fetullah ve çevresindeki kurmay takımı, kâfirdir. Onlara saflıkla inanan ve bu kandırılışlarını İslam sanan akıl yoksunları, bunu bilerek yaptılarsa aynı kategoriye girerler. Yok, saflık ve akılsızlıklarından destek verdilerse veya hala vermeyi sürdürüyorlarsa, o zaman da “akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik ve rezillik içinde bırakır.” Şu noktayı vurgulamam gerekir: bu yazıda hiç kimseyi şöyle ya da böyle inanmaya çağırmıyorum. İnanç, nihai bağlamda kişinin kendi vicdanı, insafı veya insanlığı ile ilgili bir konudur. Ayrıca, Fetullahçıları da imana getirmek gibi bir misyonum olamaz. Ancak İslam budur, uydurma din Fetullahçılık budur diyorum; kırk katır mı kırk satır mı demiyorum. Herkes istediği dine inanabilir. Benim belirtmeye çalıştığım şey farklıdır: Her birey, istediği dine geçebilir veya o dinin mensubu olabilir. Tuhaflık burada değildir. “Müslüman’ım” diyen bir insan aynı zamanda Fetullahçı olamaz. Yani hem inanan hem de inanmayan bir kimseyim diyemez. Yok, ben Fetullahçılığa inanıyorum diyorsa, o zaman da “Müslümanım” diyemez. Bu yargılar benim öznel görüşlerim değildir. Fetö’nün dinsel aşırmalarını ve dayanaklarını size sundukça zaten apaçık bir şekilde gerekli mantıksal örgüyü kendiniz kuracaksınız ve aynı sonucu çıkaracaksınız. Üçüncüsü, uydurma din, terör ve şiddete her zaman eğilimlidir. İslam’ı kendine yeterli görmeyen, genel olarak halkın dini duygularını beğenmeyen veya radikal dinsel inançlar uydurarak çevresine müritler yığan her dinsel grup, cemaat ya da tarikat, düşük ya da yüksek yoğunluklu terör ve şiddete eğilimlidir. Bu eğilim, son kertede zorbalığa dönüşür. Terör örgütü yaratır. Dördüncüsü, Fetullahçılığın uydurma dini, eklektiktir. Eklektik, Eski Yunanca’da “seçilmiş”, “derlenmiş” demektir. Din, sanat, kültür ve bilimde eklektik tutumlara rastlanır. Ben sadece dinsel eklektisizmden söz edeceğim. Dinsel eklektisizm, farklı dinlerden ve inançlardan alınan unsurların yeni bir düşünce veya inanç sistemi olarak birleştirilmesidir. Buna göre İslam’dan alınan birden fazla öğreti ya da ilkenin, farklı dinler ve kültürlerden toplanan ilke ve inançlarla bir araya getirilmesi ile oluşan yeni bir din tasarlanır. Eklektisizmde uzlaştırma ve kaynaştırma kaygısı güdülmez. Uydurma dinin mevcut İslam dini ile uzlaştırılması ya da kaynaştırılması söz konusu değildir. Başka türlü dersek, Fetullahçı uydurma din, İslam’dan aldığı birçok ilke ve inancı, diğer dinlerden aldığı ilke ve inançlarla bir araya getirmiş; bunlar arasındaki çelişkileri giderme ya da uzlaştırma gibi bir çabaya girmemiştir. Çünkü uzlaştırması mümkün değildir. Bu yüzden Fetullahçılık senkretik değil, eklektiktir. Peki, senkterik nedir? Senkretizm tıpkı ekletisizm gibi felsefe, sanat, edebiyat ve dinde görülür. Burada farklı kültür ve inançlardan alınan unsurlar, uzlaştırılır, kaynaştırılır ve yepyeni bir birleştirmeye gidilir. Eski Yunanca’da senkretizm, “üçüncü bir partiye karşı birlik” demektir. Bu tanımı Fetullahçı uydurma dine uygularsak, şu sonuç çıkar: Onlar birden fazla dini bir araya getirerek yeni ve orijinal bir din oluşturmuş değildirler. Öyle olsaydı, Moonculuğun Türkiye versiyonu olarak değil, Bahailik ya da Yehova Şahitliği gibi ayrı bir din olarak açıkça ortaya çıkarlar; İslam dini üzerinden cemaatleşmezlerdi. Oysa Fetullahçılar İslam dini üzerinden eklektik bir din kurmuşlardır. Onların dini bu yüzden yeni bir din değil, kırk yamalı bohça gibidir. Fetullah ve çevresinin yarattığı bu uydurma din, her ne kadar İslam’ın sırtından uydurulmuş ise de, örgütlenmelerini kolaylaştırmak için başka din ve kültürlerden derledikleri unsurlarla, kullandıkları İslam’ın uyuşup uyuşmadığını dikkate almamışlardır. Eklektik değil, senkretik olsalardı, üç büyük dinden ayrılıp yeni bir din olarak ortaya çıkan bir çok akımlardan biri olurlar; hiç değilse Türk halkı bu örgütün kendi dinlerinden olmadığını fark edebilirdi. Ne ki ülkemizde eklektik karakterdeki dinsel yapılanmalar Fetö ile sınırlı değildir. Bu yargımı, polisiye kaygılarla değil, felsefi ve teolojik analizlerime göre veriyorum. Cemaat ve tarikatların pek çoğu, İslam’ın sırtından eklektik ama İslam görüntüsü altında alternatif dinler uydurmuş bulunmaktadırlar. “Yörük üstünden kurban kesmeye devam etmektedirler.” Beşincisi, uydurma dinler her zaman siyasi, hukuki, toplumsal ve ekonomik olarak egemenlik kurmanın ideolojisi işlevini görmüştür. Bütün bu alanlara önce sızmak, sonra egemen olmak ve nihayetinde, egemenliğinin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için teröre başvurmak temel aşamaları oluşturur. Peki, neden sürekli olarak bunların yapabildikleri veya yapabilecekleri kötülüklerden söz ediyoruz? Neden bunları yapabiliyorlar? Bence bunun cevabı çok zor değildir: Devlet, bir toplumun en büyük ve en güçlü örgütlü biçimi olarak tüzel bir kişiliktir. Tanrı katında dini, imanı sorulmaz, çünkü ortada devlet dediğimiz bir kişi ya da insan yoktur; kurumsal bir yapıdır. O yüzden dini olmaz. Ancak Türk devleti dindar olmak isteyenlere de dindar olmak istemeyenlere de eşit davranır. Başka bir deyişle, inanmak ve dindar olmak isteyeni de, inanmamak ve dindar olmak istemeyeni de korur. “İnandırmak” ya da “inandırmamak” devletin görevi olamaz. İnanç ölçülebilir bir değer değildir. Her birey kendi “ölçüsünü” vicdanı ve imanıyla belirler. Devletin tek müdahale edemediği ya da etmesi doğru olmayan yer, insan vicdanıdır. Kimin vicdanı dinle arınır, kimininki başka bir değerle arınır. Fetö, işte devlet ile vicdan arasında yıllardır kalınlaşan gri alandan semirerek ortaya çıktı. Vicdanlara çöküp müdahale etti; bu işgalini sonra devlete taşıdı. Elbette emperyalizmin maşası olarak İslam’ı kullandı. Bazıları, “laiklik yüzünden bu tür cemaatler ortaya çıkıyor” gibi bilimden, akıldan, mantıktan uzak sözüm ona çıkarımlarda bulunup siyasal İslamcılık için zemin etüdü yapmaya kalkıyorlar. Oysa tam da bunun tersi doğrudur. İslam Tarihi’nde insan vicdanına siyasi ipotek koymaya girişen bütün hareketler, marjinal dinsel yapılardır. Hz. Muhammed’in sağlığında ve vefatından sonra ortaya çıkan onlarca “yalancı peygamber”, “mehdi”, “Mesih” gibi kişiler hep Fetö misali uydurma dinlerle militan toplayarak kurulu düzeni yıkıp başına “Allah’ı siyasal yönetici” olarak atama cüretini göstermişlerdir. Uydurma din olan Fetullahçılık da ülkemizde laiklikte açılan gediklerden sızmaktadır. Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz... PROF. DR. ŞAHİN FİLİZ KİMDİR? 1 Mart 1965 tarihinde Bolvadin/Afyonkarahisar’da doğdu. 1988’de S.Ü. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1991’de Felsefe ve Din Bilimleri’nden mastırını, 1995’te doktorasını tamamladı. 2000 yılında yine Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü’nde doçentlik unvanını alarak aynı Fakültede 20 yıl görev yapmıştır. 2008 yılında Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne profesör olarak atanmış ve göreve başlamıştır. 1992’de merkezi ABD’de bulunan bir kuruluşun davetlisi olarak Inter-Religious Seminar’a bir buçuk aylık süreyle tartışmacı ve dinleyici olarak New York’a davet edildi. 1993’de çalışmalarına İngilizce kaynaklar yanında Arapça doküman toplamak üzere 6 aylığına Kahire’ye gitti. 1995’de, Almanya’da bulunan Türk toplumunu ulusal dil ve kültür alanlarında aydınlatmak üzere üç ay süreyle Berlin ve Frankfurt’ta bulundu. 1997’de merkezi Kudüs’te bulunan The Elijah Summer School’un davetlisi olarak Modernizm ve İslam, Türk Din Anlayışı ve Dinler ve Kültürler Arası Etkileşimleri konu alan bir dizi panel, konferans ve sempozyumlara katılmak üzere 1 ay süreyle İsrail’de bulundu. Filiz, 2000 yılında Harvard University, Department of Near Eastern Languages and Civilizations’da post-doktorasını yaptı. Araştırmalarıyla ilgili bir dizi seminer ve konferanslar verdi. Şahin Filiz, yaklaşık 6 yıl S.Ü. İletişim Fakültesi’nde Felsefe ve S.Ü. Sosyoloji Bölümü’nde Felsefe, Felsefe Tarihi, Türk-İslam Düşüncesi ve Sosyoloji ve Etik derslerini; 1989’dan beri de S.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde İslam Felsefesi, Türk Düşüncesi, Çağdaş İslam Düşünürleri, Karşılaştırmalı Batı ve İslam Düşüncesi ve Yeni Çağ Felsefesi derslerini vermiştir. 2001’den 2003’e kadar üç yıl, S.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü başkanlığını yürütmüştür. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Felsefesi, Türk-İslam Düşüncesi, Klasik İslam Felsefesi Metinleri, Karşılaştırmalı Batı ve İslam Düşüncesi derslerini, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Felsefe ve Ahlak Felsefesi, yine Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Sosyoloji ve Etik, Felsefe Tarihi ve Felsefeye Giriş derslerini lisans ve lisansüstü düzeyde vermiş olan Filiz, Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne Profesör olarak atandı. Halen görevini sürdürmektedir. Evli ve üç çocuk babası olan Şahin FİLİZ, İngilizce ve Arapça bilmektedir. Uzmanlık alanı ve kapsamı: Felsefe, İslam Felsefesi, Dinlerde Mistisizm, İslam Tasavvufu, Türk Düşüncesi, İslam Düşüncesi, Ortaçağ Batı ve İslam Düşüncesi ve Modern Batı Düşüncesi, Felsefe Tarihi, Cumhuriyet Dönemi Felsefe ve Düşünce Tarihi.
YORUMLAR