1981 Elbistan (K. Maraş) doğumlu İrfan Temel, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği mezunu bir şair. Mesleğinin yanında kendini ifade etmenin ve burnunun direğini sızlatan ya da yaşanmışlıklardan belleğinde kalanları şiirleriyle görünür yapmaya çalışmaktadır. Şiirleri, Lacivert, Şehir, Yelkensiz, Yeni e, Akatalpa, Eskişehir Sanat ve Eliz Edebiyat’ta yayımlanmış. Ayrıca şiirleri, Karalamaca Yazgılar(Cinius, 2010), Susuyordum(Lîs Yayınları, 2010), Firkete(Yasakmeyve, 2017) ve 91’ Kışı (Pikaresk, Ekim 2022) adlı kitaplarla da okurla buluşturulmuş.  

İrfan Temel’le bu yazıdan kısa süre önce şahsen de tanıştık. O da benim gibi İzmir’de yaşıyordu. Oturup, çay eşliğinde şiiri, memleketi, şairleri ve geleceğimiz olan çocuklarımızı, yani öğrencilerimizi konuştuk. Pek çok ortak arkadaş ve dostumuz olduğunu da öğrendik konuşurken. Son iki şiir kitabını imzaladı bana, ben de birkaç kitabımı imzaladım ona. Firkete ve 91’ Kışı, bir cümleyle özetlemem gerekirse hem kişisel yaşanmışlıklardan hem ülkemizin de bir bakıma parçası olduğu yaralı ve kanamalı Ortadoğu coğrafyasındaki ortak gerçekliklerden, acılı sonuçlardan soğurulmuş ve adları başka başka da olsa bir nehir şiir gibi birbirinin ardılı şiirlerden oluşturulmuş, diyebilirim. Çünkü bunun kanıtı pek çok dize değil, dizelerin yanında ortak şiir izleklerini görmek de olası. Pek çok anlamı olan süveydayı sevgili görüp ona seslenmesi sadece Firkete’deki ikinci bölümün adı olmasıyla da kalmaz birçok şiirinde ve 91’Kışı sonunda da ‘veyda’ya seslenerek bitirmesi, dediğim ardıllığın bir sonucu. 

FİRKETE 

Halk ağzında çengelliiğne denilen firkete, kadınların saçlarını toplayıp bir arada tutturmak için kullandıkları U biçimindeki bağ veya daha yaygın olarak naylon ya da telden yapılmış saç tokasıdır bildiğimiz gibi. Ama gerçek anlamı dışında da kullanır. Bunu akış içinde örneklendireceğim. Firkete; firkete (6 şiir ve Turgut Uyar’dan ilgili alıntı), taziye (10 şiir ve Kadir Aydemir’den ilgili alıntı) süveyda (2 şiir ve Haydar Ergülen’den ilgili alıntı), Uğultular (7 şiir ve Birhan Keskin’den ilgili alıntı), kuyu’nun rüyası (5 şiir ve Ahmet Telli’den ilgili alıntı) adlı bölümlerden oluşuyor. 77 sayfa ve oldukça da küçük puntolu bir kitap...  

Şiir, nitelikli bir işçilik ve özgünlük ilişkisinin meyvesidir. Bu ilişki ne denli derinlikli ve birikimliyse şiir de o kadar olgun ve sahicidir. İnsan kendisiyle ve toplumla yüzleşerek onları da kendisini de anlamak için bir ihtiyaç ve de araç olarak şiire başvurabilir. Şiir yazanın ya da şairin yazınsal ve yaşamsal tecrübeleri yapmak istediğinin düzeyini belirler. Şiirin çok yazıldığı hâlde daha az tercih edilmesi, okunması bence gerçek şiir bilgisinin ve okurluğunun yeterli bilinç düzeyinde olmaması yüzündendir demek hiç de abartılı olmaz. Okurların da en az şairler ve şiir yazanlar kadar şiire ve şiir okumaya yeterli zaman ayırması gerekir düşüncesindeyim. Neyi, nasıl yazacağınızı yaşadıklarınız belirliyor çünkü. Şiirle anlattığınız başkalarının yürek telini titretmediğinde onların aklının bir yerinde gizlenmediğinde dillendirdiğiniz sadece kendiniz içindir. İşte İrfan Temel bunun bilincinde bence. Bu yüzden de özgün, ironik ve çarpıcı sesini daha da oturtmak için şiirini yontuyor.  

              kıvrılıp yatan çengelli bir iğne’,  

              duvardaki ölüler, göğsümüze saplanan firkete’ gıkı çıkmayan ölüler, birer firketeyle yakalarda’ hangi fotoğrafımız biz ölünce takılır yakalara’ çoğaltılıyor yakalara fotoğraflar’ göğe yaslanan firkete, dönüp dönüp batıyor ete’ 

insan kendisinin de kimsesizidir bazen’ sırası geldiğinde, herkes biraz da kendisinin sılası’ 

bağladığımız at, uzun bir bekleyiştir bozkır’ kadim bozkıra mıhlanan at’ bağladığım atları çözdüm her baharda’  

davetsiz oturuyorsun aklıma’ sen oturuyorsun aklıma’ akşam kaçta geliyorsun aklıma’  

             annemizin ve babamızın işlenmiş suçuyuz   üstümüzü örterler bu yüzden her gece (91’ Kışı)    bir suç idim sanki annem her gece üstümü örterdi’ 

Firkete’yi anlatırken başlarda ‘örneklendireceğim’ demiştim. İşte bu alıntılar ve daha fazlası belki de trans hâlinde yazarken farkında olunamayan sonuçlar. Bunlar olmayabilirdi. Yine gözden kaçan birkaç şeyden daha söz edeyim: ‘üç oda bir ah’ şiirinin sonunda sevgili Gülten Akın’ın ‘İlkyaz’ şiirinden ‘ah, kimselerin vakti yok ki, inceliklerde durmaya’ diye alıntı yapılmış; Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya biçimindedir o dizeler oysa. Gar ile garaj sözcükleri aynı anlamda değil ki ‘bir çay getirir haydar hozat garajında’ ile başlayan ‘haydar’ şiiri  ‘karşılaşırız elbet yine bu garda’ ile bitiyor.birde nasılsın koyar yanına’ dizesinin başındaki ‘bir de’ biçiminde olmalıydı. Ünlü fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in adının Aral Gürel biçiminde yazılması da gözden kaçmış sanırım. Her iki kitapta birkaç yerde kullanılan ‘güvercin tedirginliği’ Hrant Dink’e mal olmuş bir söylemdir, atıf yapılabilirdi bu yüzden; çünkü tıpkı ‘ölüm adın kalleş olsun’un akla doğrudan Enver Gökçe’yi getirdiği gibi… 

91’ KİŞİ 

7. Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir Jüri Özel Ödülü de alan kitap İrfan Temel’in 4. Şiir kitabı.  Kimlik Kontrol Noktası ( 7 şiir), 91’ Kışı (7 şiir), Bir Yıllık Kalkınma Planı (3 şiir), Şiir Değil Bu (4 şiir), Büst (6 şiir), Varlar Ovası (4 şiir), Dem Tutmuş (8 şiir) ve Hülasa (2 şiir) adlı bölümlerden oluşmuş 85 sayfalık bir kitap. Sevgili dostum şair ve yazar Altay Ömer Erdoğan’ın editörlüğünde titiz ve temiz bir kitap çıkmış ortaya.  

İrfan Temel, sözcüklerle oynamayı seviyor. Firkete’dey’aşk’en”, “k’eder”, “k’ağıt” gibi pek çok sözcüğe birden fazla anlam yüklemeye çalıştığı gibi bu kitabında da dert, sıkıntı, üzüntü, keder, uğraştırıcı iş, çekilmesi zor yük anlamındaki gaile sözcüğünü de ‘g’aileye’ dönüştürür. Böylece sözcüğün tüm anlamlarında karşılık bulacak olan ailesinden köyüne, köyünden çevresine, çevresinden ülkesine, ülkesinden de Ortadoğu coğrafyasına ve oradaki halkların ortak ama kendilerine dayatılan yaşamlardan kaynaklı acılarına şiirsel bir acılı, ağıtlı yolculuğa çıkarır okuru. Gelişen farkındaklık içindeki suya gerçeğin karşı konulmaz taşını atar elleriyle. Böylece giderek genişleyen dalgalı halkaları durdurması olanaksız olur. İçinden taşanları sözcüklerle kâğıda döker. Onlar dil kuşu olup uçmasınlar diye… Kimlik Lütfen şiirinden (ki sevgili Kemal Özer’in o muhteşem Kimlikleriniz Lütfen’ine de göndermedir ad olarak) başlayarak hem kendisinin, ailesinin, insanının hem de komşu ülkelerdekilerin acılarına, umutlarına, sevdalarına işaret eder sözcük sözcük, dize dize.  Tasarlıyorum, yazıyorum. Birbirini izleyen şiir kitaplarının yanına gelecek onlar da var aynı gibi olsalar da, demişti o görüşmemizde. Ödülü de hak eden dosyadaki şiirler hem kişisel hem de ortak hayat hikâyelerini aktarırlar. Özellikle 91’ Kışı’nın kendi özelindeki etkisi, babasını kaybetmiş olması, çevre ülkelerdeki zoraki kışları oluşturan zalimlerin yaptıklarını dillendirmesi oldukça etkilidir.  

 Türkiye’deki şiir dünyasında dinamik bir yapı var. İşleyiş, ciddi edebiyat dergilerinin her şeye rağmen ayakta durmaya çalışmaları bunun kanıtı. Ciddi çabalarla şairlere üretme olanağı sağlayan, düzenli biçimde şair yetiştirenler göz ardı ediliyor. Dijital yayıncılıkla mantar gibi çoğalan sanal, gerçek dergi ve yayınevleri de var çünkü. Yetmiyor şiir atölyeleri birbiri ardına açılıyor. Anlamsız, karşılığı olmayan ve dünyada bir örneği bulunmayan sözde üniversiteler gibi, maalesef. Şiirin diğer türlere göre çok satması beklenen bir sonuç değil ama bu kadar da ayağa düşürülmemeli bu tür. İşte İrfan Temel gibi şiiri ve hayatı kendine dert edinenlerin diretmeleri ve direnmeleri şart ve de zorunlu… Çünkü kendine özgü bir şiir dünyasının kapısını aralamış, başkalarının da bu kapıdan onun şiir bahçesine geçebilmesi için o kapıya daha çok yüklenmeli diyorum. Şiirin olmazsa olmazlarından biridir sözcük ekonomisine uymak ve elinden gelenin fazlasını yapmak…

Tacim Çiçek
Gercekedebiyat.com
 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)