Hiç unutmam KANON 2010’u çıkardığımız dönemde dergiyi satışa sunmak istediğimiz ünlü bir kitapçının satış yetkilisi, o kitapçıda dergimizi sattırmak için bir referansım olup olmadığını sormuş, referansım yoksa dergimizi satış reyonlarına koyamayacaklarını söylemişti. O zamanlar bir edebiyat dergisinin satışının bile torpil gerektirdiğini bilemeyecek kadar saf bir gençtim. Bir başka kitapçıya gittiğimdeyse dergimizi incelemiş, bizi muhalif buldukları için dergimizi satmak istememişlerdi.

Bu keyifsiz anıları çoğaltmak mümkün. Ancak ben bugün kalemimi okurların canını edebiyatın çirkin yüzü ile sıkmak için değil, bir güzelliği paylaşmak için aldım elime. 

Yıllık hazırlayan biri olarak kendi ayıbımı kabul ederek söze başlamak istiyorum. Alarga 2021 yılında çıkmaya başlamış, ilk iki sayısı yayımlanmış ancak benim dergiden haberim olmamıştı. Neyse ki bu ayıbım sevgili Bünyamin Gürel’in dostça mesajı ile giderilmiş oldu. Çıkarmış oldukları Alarga dergisini bana göndermek isteyen mesajını ve dost sıcaklığını sonuna kadar hissettiren mesajını görünce çok mutlu oldum. Severek kabul ettim isteğini. Dergiler elime ulaştığı an okumaya başladım. Tam da hevesimi kursağıma düşürdüğüm günlerdi. Serde serkeşlik var ama heves uykudayken uyandırılmaya bayılırım. Alarga’yı okuma masama aldığım an heves uykumdan uyandım. Kendi dergicilik günlerim aklıma geldi. Bizim yapmak istediğimize paralel bir amaç için çıkan bir dergi gördüğüm için mutluluk duydum. Bu niyet kardeşliği birbirimizden habersiz doğmuştu ama bakışın aynı noktaya yönelmesi için her zaman bir habere ihtiyaç olmayacağını bilenlerdenim. O yüzden Alarga’yı bir başka sevdim.    

ahmet yıldız  

Derginin sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü Esmeray Gürel yapıyor. Genel yayın yönetmenliğini ise Bünyamin Gürel üstlenmiş. Yayın kurulunda tanıdık kişiler var: Şükrü Kırkağaç, Ali Celep, K. Çağlar Aksu, Fatih Çodur, Yahya Burak Gül ve Bünyamin Gürel.

Alarga’nın manifesto niteliğindeki giriş yazısı ortak şikâyetlerimizi nesnelleştirmesi açısından çok değerli: “Sahteliğini, sanallığın her alanda kol gezdiği bir dünyada insanın ve hayatın nabız vuruşlarının edebiyattaki izdüşümlerini görmek ister. Alarga Dergi ölüme karşı hayatı savunur.”

Ölümün şekil değiştirip sanallık üniforması ile aramızda hatta içimizde dolaştığım bir çağda, hayata sarılmak şiirin gerçeklikle olan bağını güçlendirmeye çalışmak şiir üzerine düşünen bir kalemin, hayatın açmazlarının farkında olan bir iradenin şikâyetleri değildir de nedir?      Bu güzel tespitleri yapan Bünyamin Gürel’e aşk olsun. Bu nefesi kesilmiş çağda herkesin gördüğünü ama kimsenin farkına varamadığını dile getirmek de az şey değildir.          
Derginin ilk sayısında Mustafa Nurullah Celep’in Hakan Şarkdemir’in Batık Değirmenler kitabı ve Ali Celep’in Betül Tarıman’ın Yağmurlu Camda Çocuklar adlı şiiri üzerine yazdığı yazı ilgi çekiciydi. Bu yazılar derginin kapağında yer alan EDEBİYAT ve ELEŞTİRİ DERGİSİ etiketinin altını doldurmayı başarması açısından değerliydi. Eleştirisizliğin hüküm sürdüğü bir çağda eleştiri iddiası ile yola çıkmayı gerekli bir Don Kişotluk olarak görüyorum artık.                    
Bir mesaj şiirin içinde yer alırsa anlamı büyür, okuru sarar. O yüzden şairler tehlikelidir. Tehlike, şair için gereklidir. Bu minvalde hareket eden Bünyamin Gürel’in tehlikeli ama gerekli sözleri ilk sayıda en beğendiğim dizeler oldu: 

“şairlerin bitmek tükenmeyen şikayetlerini   
artık boş vermeliyiz   
harekete geçmeliyiz   
harekete geçmeliyiz…”         

nazım hikmet

Derginin ilk sayısında “Ağıtçızade Çelebi” mahlasını kullanan K. Çağlar Aksu’nun ikinci sayıda K. Çağlar Aksu ismine geri döndüğünü görüyoruz. Bu sayıda yer alan “Güzellik İçin Ağıt” şiiri ön plana çıkan bir şiir. Aksu “ben kendimi kendimle yaktım belki de, /tenimi kül olmaya azmettiren nedir?” diye soruyor. Bir bilinç buluşu, bir arayışın iması var sesinde. Bu arayışa ilişkin güzel düşüncelerim vardı. Kendisiyle paylaşmak istedim. Ancak beni sosyal medyada arkadaşlıktan çıkardığı için kendisine ulaşamadım. Bu çıkarımın nedenini bilmiyorum. Şaire neden de sorulmaz, sormadım da. Ancak görüleni duymaya engel olduğu için kendi kendine kızsa hakkıdır.        

Fatih Çodur’un Lehçe’den şiir çevirisini çok başarılı buldum. Çeviriye inanmayan biri olsam da çeviri de kendi sesini eritmeyi başaran çevirmene inanırım. Bana bunu hissettiren Çodur’a, şiirin orijinalini de paylaşma hassasiyetini gösterdiği için bir kez daha teşekkür etmek gerek.

Şükrü Kırkağaç çok değerli bir edebiyat emekçisi, onun hazırladığı “beğendiğim mısralar” bölümünü bir başka keyifle okudum. Umarım devam eder bu bölüme. Bilmediğimizi öğrenmek, tanımadığımızı tanımak çok değerli, bu değerin değerini iyi bilmeli.  

Alarga ilk konuşmada kanı kaynatan, iyi bir sohbetin tadını damakta bırakan potansiyel bir dost. Bu kıyamet yalnızlığımızda Alarga gibi bir dosta çokça ihtiyacımız var.

Kaan Eminoğlu
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)