İfratla Tefrit: İşte Neşriyyad Âlemimizin Hal-i Pür Melâli!

news-details
Deneme

 

Cenab-ı Hak gani gani selamet versin; sizden iyi olmasın; Mekteb-i Mühendishane-i Mimaran’dan pek sevdiğim bir hatun kişi ahbabım vardır. İsm-i âlisi demeyelim lakabı Guçcüg Neşriyatcı’dır. Mumaileyhe tıpkı bendeniz gibin mimarî mağduresi olub senatını deruhte edemeyüb edebiyatın bir kolu olan neşriyyadcılıkda karar kılmışdır.

Malûmaliniz miladî 1773 senesinde ihdas edilen Mekteb-i Mühendishane asrî zemanlarda Teknik Ülüversite deyu yedi ıklimde nam salmışdır. Kulunuz da her ne kadar rah-i edebiyata râm oldu ise de hasbelkader Mekteb-i Mühendishane’de tedrisatını ikmal eyleyüb  diplomasını temin ve de tedarik eylemişdür.  Behemahal mimarî sen’atını icra eyledük mü?! Hâşâ; ne mümkün?! Bu melmekedde Laz müteahhitler variken herhangi bir erbab-ı mimarın mesleği icra eylemesi kabil midir?! Biz de tıpkı müteveffa cumhurreisi Turgut Efendi, yek diğer müteveffaa cumhurreisi Süleyman Efendi, bidayetteki başvekil müteveffa Necmettin Efendi ve hatta namlı müteveffa muharrir Oğuz Atay Efendi gibin Mekteb-i Mühendishane diplomasını bir hurca koyup döşek altına istifledikten maada başka sahalarda ikbal aramağa vakfettik kendimizi.

Niççün bu mevzuları naklederim siz aziz karîlere? Çünki efendü; hoppa ve monden neşriyyadcım Zuzu kızımla arayı şekerrenk eyledükten kelli kendime yeni ve dahi ciddi bir neşriyyadcı tarassut eyler oldum. Mekteb-i Mühendishane’den ve de kalûbeladan bu yana ahbabım olan Naşire Hatun’un Verita Kitap serlevhası altında bir neşriyyadhane açdığını işitince bir bahane uydurub ziyaretine gidüb şöyle bir ağzını yoklayayım dedüm.

Devr-i Pandemi! Kadıköyüne lando da yok, payton da yok! Neyleyüb de Moda’da mukim Neşriyyadhane’ye vasıl olacağız bir muamma! Tren ihdas etmişler dedü Müyesser Hatun. Hicaz demiryolundan başka bir şey bilmez idük bidayetde. Zamane o işe de el atdı demek. Lakin pandemi maskesi tedarik etmeden binmek kabil değül imüş. Her ne haltsa; pazar çantası gibi gözüken bir poşete fark edilmeyecek şekilde hiciv ve de rubai dosyalarımı yerleştirdim ve yola revan oldum. İstikamet kara tren. Lakin Hatun kişi,“Derekab dosyalarını kapdı, soluğu yanımda aldı,” demesin deyu itidalli hareket etme niyetindeyim.  Vakta ki şiir, hiciv neştermiordur; o vakit refüze olub bir de ahbabımdan olmayayım!

Verita Neşriyyadhanesi’ne vasıl olduğumda bir de ne göreyim; Sermuharrir Seferi Sürfiddin Efendi benden evvel gelmiş hemi de bir şişe Lagavulin’i açmış ülfet ediorlar. Seferi Sürfidddin Efendi’yi tanımayanlara az biraz malûmat vereyim. Zat-ı muhterem de bizler gibin Mekteb-i Mühendishane’den mezun olub ikbali Bab-ı Âli yokuşunda arayan, 20. Asırda Cağaloğlu’nda namlı bir neşriyyadhane kurmuş olan, Göğcelizâde Raşit Efendi’nin ta kendisidir. Halihazırda Seferi Sürfiddin Efendi mahlası ilâ zahiri âlemde hicivler neşreylemektedir. Fıkra ve hicivleri pek şöhretli olsa da o günkü mevzu başka idü. Meğer işbu kafadarlar SİNEMADA MİMARLIK deyu bir kitab neşretmişler; orada Efendi’nin yazısında fotoğraflar kullanılmamış deyu hadise çıkarmaya gelmiş. Fekat tatlı dilli, güzel sözlü, tevazu sahibi Naşire Hatun onu bir dakikada teskin edüb önüne bir kadeh Lagavulin’i koyunca aniden bayram havası esmeye başlamış. İşte ben de tam onun üzerine gelmişim.

Beni görünce pek bahtiyar oldular. Boynuma sarılub yanaklarımdan bus’etmedilerse bu da pandemiden maadadır. Ben de içinde hiciv ve rubai dosyalarımın olduğu çantayı usulca oturduğum sandalyenin altına sakladım. Başladılar bir sinema muhabbetine! Lailaheillallah; ben de burayı edebiyat neşriyyadhanesi sanior idüm; nedir bu sinema muhabbeti?! İmdü işler bu hale mi geldi?!

Her ne hal ise; matbaadan yeni gelmiş kitabı bana da uzatdılar. Bakdım; imece ilâ tertib edilmüş bir güldeste. 40 tane muazzez müderris ve edibin yazısı var muhtevasında. Şeriklerin başı da Temellü Katib Hikmet Çelebi. Yaşını başını almış, koskoca yazarın bu nevi imecelere girmesini garipsedim.

Bendeniz neşriyyadhanedeki hararetli münakaşalara ve sinema sen’atının edebiyat ortamına galebe çalmasına melûl melûl bakarkene ansızın Sürfiddin Efendi bana dönüp sual eyledü:

“Satış rakamları pek âlâ imüş Marquis Efendi; az zamanda ikinci baskıya geçme ihtimali var. Siz de sinema sen’atında mimarinin yerine dair bir essay ile iştirak etmek istemez misiniz güldestemize? Hem Mekteb-i Mühendishane’de mimarî tedris eylediniz; hemi de kaleminizden kan damlar!”

Bu işi başımdan nasıl savsaklarım, rubai dosyamdan nasıl söz açarım, bu sinema iptilasından nasıl yakamı sıyırırım diye düşünerek hiç olmadık bazı filimlerden bahsedeyim yakamı bıraksınlar bari dedim:

“Fekad ben sinema sen’atından ne anlarım ki mîrim?! Olsa olsa Birinci Harb-i Umumi senelerindeki sessiz sinemalardan, Metropolis’den, Dr. Caligari’nin Odası’ndan bilemedin en fazla Charlie Chaplin’den bahis açabilirim.”

Sürfiddin Efendi aniden cüş-u hüruşa geldi:

“Fevkalade! Sizin engin bir derya olduğunuzu biliordum Marquis d’Istambulin! İşte sinema sen’atında mimarinin geçtiği en mühim filmleri bir kalemde zikrettiniz. Bravo! Lakin o dediğiniz filmlerin hepsi yazıldı güldestemizde?!”

Oh mon dieu?!(*) Boş atıp dolu vurmuş idüm. Fekat bunun mahzuru bu alanda malûmat sahibi olduğum düşünmeleri idü. İmdü yakamı sıyırmam iyiden iyiye zor olacak idü. Ondan sonra da işin yoksa monden civanlar gibi geç yazı makinasının başına, izle filimleri, yap ukalalığı, uç yüksekden, at kafadan gitsin! Bunun adı da muharrirlik olsun!

“Fekad mîrim; bu aralar ziyadesiyle meşgulüm, epeyce birikmiş, bir kitap cesametine erişmiş rubailerimi, hicivlerimi, şiirlerimi neşreylemek istiorum!”

“Jamais d’la vie! (**) Bu devirde bu imkânsız Marquis!” dedi tecrübeli naşir eskisi, frankofoninin üstadı Sürfiddin Efendi. Belli ki Naşire Hatun’un başına tebelleş olmamdan korkior idü. “Her ikiniz de müflis olursunuz!” deyu ilave de etdi.

“Hımm. Haklısınız mirim lakin elden ne gelir?! Bendeniz ahbabınız Temellü Kâtib Hikmet Çelebi gibin asrî cereyanlara açık bir muharrir değilim ki; mazide yaşiorum ve kıt kanaat ata yadigârı konakta tekaüt maaşı ile idare etmeye çalışiorum. Devrimin kapandığını ben de biliorum; lakin rubailere, gazellere, kasidelere, mukaddimelere, manilere, şiirlere, sonelere, liriklere veda edüb bu asrî mevzulara bir türlü adım atamiorum! Beni mazur görünüz! Belki de helecanınıza ket vurdum. Ben gitsem iyi olacak!” dedim.

Son lakırdılarım üzerine geldim geleli suskun serafim melekleri gibin mütakelemeyi takip edüb, sinema kitabına dair münakaşalar haricinde hiçbir laf-söz etmeyen Naşire Hatun adeta mucizevî bir şekilde konuşmaya başladı:

“Rubailerinizi tetkik etmek isterim efendim!”

“Quoi?!”(***) dedüm o şaşkınlıkla Fransızca.

“Hem rubailerinizi hem de tüm diğer nazımsal yapıtlarınızı tetkik etmek isterim efendim!”

“Fekad bunların piyasada kıymeti harbiyesi yokdur hanım kızım!” dedüm bir an aynı yaşlarda olduğumuzu unutub.

“Piyasanın kanaatlerinin de bizim içün kıymeti harbiyesi yokdur efendim! Biz eser kuvvetli mi değil mi ona bakarız! Kuvvetli bir eser bulduk mu yemez içmez onu basarız! Satılır mı satılmaz mı onu da tasa yapmayız!”

Kulaklarıma inanamiordum! İfratla tefrif arasında bir neşriyyad âlemi! Bir Zuzu kızımın telakkilerine bak; bir de Guçcük Naşire’ninkilere?! İkisinin ortası yok mu bu melmekedde? Gözlerim doldu. Ol lahza onun içün bir şeyler yapmak istedüm. Müspet bir şeyler söylemek istedüm. Yutkundum, düşündüm, elimle cebimdeki dilaltımı yokladım yerinde mi diye, gözlerim doldu!

“Sizin içün La Souriante Madame Beudet’i(****) yazsam; lütfeder kabul eder misiniz Naşire Hatun?”

Çok parlak bir zekâya ve namütenahi kültürel malûmata sahib Surfiddin Efendi hemen araya girdi:

Alors; La Souriante Madame Beudet ile mimarinin ne alâkası var Marquis d’Istambulin?! Sinemada Mimarlık güldestesinde bu filmin işi ne?!”

“Sinemada Mimarlık güldestesi içün yazayım dememiştim ki; sizin içün demiş idüm!” dedim.

Naşire Hatun’un da bendeniz gibin gözleri doldu.

“Rubailer poşette mi?” dedi.

Ol lahza keşke yer yarılsa da içine girse idüm. Fekad inkâr da edemezdim. Usulca poşeti Naşire Hatun’a uzatdım.

(*) Aman Tanrım!
(**) Asla
(***) Ne?!
(****) La Souriante Madame Beudet (1922): Güleryüzlü Madama Beudet

Marquis d’Istambulin
(
Miladî Ağustos 2020)
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Marquis d’Istambulin

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..