Mustafa Kemal Paşa 6 Mart 1922’de Meclis’te yaptığı konuşmada diyor ki: “Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine, gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir!” 

Atatürk, neden böyle demiştir?
 
Yanıtı sosyolog Niyazi Berkes’in Batıcılık Ulusçuluk Çağdaşlık adlı kitabında buluyoruz. Özetleyerek aşağıda sunuyorum.

Osmanlı devletinin gerileme devrinde Batı demek kesin olarak “Frenk küffarı” demekti. Osmanlı’nın 1700’lü yıllara kadar, Batı ile hemen hemen hiçbir ilişkisi yok gibidir. Orada olup biten bütün gelişmelere karşı mutlak bir ilgisizlik içindedir. Oysa Batı’nın dinî olan yapısı değişmiş, ticaret ve merkantilizm devletleri kurulmuş, siyasi ve ekonomik kurumlarda büyük değişiklikler olmuş, Batı artık kendi dışındaki dünyaya taşıp yayılmaya bile başlamıştır.

Peki, Osmanlı İmparatorluğu ne haldeydi?

Batı Avrupa’yı değişikliklere zorlamış olan aynı kuvvetler Osmanlı’ya da çarpmış, onun da düzenini bozmuş, onu da yeni bir düzene geçmeye zorluyordu. Fakat arada çok önemli bir fark vardı: Batı’da olanın tersine bütün çabalar; yeni bir düzene doğru değil, bozuluştan önceki eski, dinsel düzene dönmeye doğruydu. İrtica (gericilik) veya tutuculuk 1700’lü yılların başlarına kadar sürdü. Ancak kimi devlet adamları uzun süredir yapmaya zorlandıkları reformları, eski düzene dönerek başaramayacaklarını çok geçmeden anladılar. Düşünüp taşındılar, sonunda gördüler ki, karşılarında gidecekleri tek bir yol var:

Batı’ya yani Frenklere dönmek!...

Tanığı oldukları Frenklerin eski kâfirlerden farklı, hatta üstün bir uygarlık sahibi olduklarını anlamışlardı. İlk yöneldikleri frenk devleti ise, Fransa oldu. O tarihteki Fransa’nın Yakındoğu’daki yeri, şimdiki Amerika’nın yerine benziyordu. Avrupa’nın en kudretli devleti konumundaydı. Osmanlı devleti bu ülke ile diplomatik ve askerî ilişkiler kurdu.

Ne var ki, kısa sürede Fransa’nın bir uydusu haline geldi.

Neden böyle oldu? Çünkü Osmanlı’nın amacı; Batı uygarlığının yeniliklerini, bilimsel ve teknolojik buluşlarını, bunları uygulama yollarını öğrenerek kendi ekonomik ve kültürel hayatına çağdaş bir yön vermek değildi. Bu işi, yani toplumsal reformlar yapmayı bir yana bıraktı. Fransız diplomasisini dinledi, onun verdiği akla uydu: Kanlı bıçaklı olduğu Rusları yenmek için askerî bakımdan güçlenmesi yeterdi, Fransa’nın yapacağı askerî yardımlardan faydalanması sorunu çözerdi.

Frenklerin, yani Batı’nın açısından amaç Osmanlı’ya gerçekten yardım etmek, kalkınmasını gerçekten sağlamak mıydı?

Kesinlikle hayır!

Zaten Türklerin ne ilerleyeceğine ne kalkınacağına inanıyorlardı.

Daha da anlamlı husus şuydu: Türklerin kalkınmasının Fransa’nın aleyhine olacağını düşünüyorlardı.

İmparatorluğun bazı bölgelerinde gözleri vardı. O zaman şöyle bir plan kurdular: İmparatorluğun belirli yerlerini ellerine geçirinceye kadar, Rusların oralara sokulması önlenmeliydi. Bu amaçla Türklere biraz direnme gücü kazandırılmalıydı. Osmanlı devletine ölmeyecek kadar askerî yardım yapmalıydılar. Böyle de hareket ettiler.

İşte, Batı’nın biz Türklere karşı politikasının esası, o tarihten beri budur. Hiç değişmemiş, adeta bir gelenek halini almıştır. Günümüzde de öyledir. Gerçi Batı’nın Türk toplumunun batılılaşması ile ilgilendiği zamanlar olmuştur. Ancak dikkat! Bu yakınlık sırf ilgili Batı devletinin kendi çıkarları ile alakalı işlere Türkleri de bulaştırmak şeklinde olmuştur. Sorunun dramatik yönü de şudur ki, bu işlerde asıl hedef hep Türklerin kendisi olmuştur.

Fransa’ya dönersek, Osmanlı’ya yaptığı, ilk Batı yardımının, Türklerin ekonomik ve sosyal kalkınmasına en ufak bir faydası dokunmamış, tersine zararı olmuştur.

Ve günün birinde ne oldu, biliyor musunuz?

Fransızlar askerleri, bilginleri ve Napolyonları ile giriverdiler Osmanlı topraklarına, Mısır’a… (1798). Böylece Osmanlı’ya saldırıp onun önemli bir parçasını ilk işgal eden devlet de Batı’daki ilk dost bilip akıl aldığı ülke, Fransa olmuştur. Batı uyduculuğunun, Batı’yı dinlemenin sonu, kendini işte böyle tam bir rezalet olarak göstermiştir.

* * *

İş böylece bitti mi sanıyorsunuz? Ne gezer…

Daha sırada İngiltere var, Almanya var. Bunlar da yüz yıl boyunca türlü türlü akıllar verecekler, Osmanlı da uslu uslu uygulayacak.

Günümüzde ise, Avrupa Birliği var, Amerika var!

Üç asırdır nasihatler bitmedi. Yenilen kazıklar da…

A. Einstein boşuna dememiş:

Aptallığın en açık kanıtı aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç beklemektir.  
 

Prof. Dr. Cihan Dura'nın yazısının tamamı için...

GERCEKEDEBİYAT.COM


ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)