Her gün tıraş olan adam / Azad Karadereli

news-details
Öykü

 

Edebiyatşinas Meral Yakubova'ya

O kadar yaşlı değildi. Altmış yaşına yeni girmişti. Hatta aynaya baktı ve şöyle düşündü: “Bazı arkadaşlarım seksenlerinde, ama benden daha iyi görünüyorlar. Ne oldu bana aniden? Burnum giderek büyüyüp sallanıyor, yüzüm hızla kırışıyor, saçlarım düz değil... Bizim neslin saçları 50'sinde bembeyaz olur... Yürüyüşümde de bozukluk var... Son zamanlarda lehçeyle konuşmaya başladım üstelik.  Bu da yaşlılığın bir işaretidir... Babam 69'da, annem 68'de gittiler. Görünüşe göre ben de..." Devamını getirmedi. Sanki söylediklerinden korkmuş gibiydi...

...Yeni Ermenistan Başbakanı'nın Şuşa'da göreve başlaması, bu antik kentte bize hakaret etmesi onuruna dokunmuştu; birkaç gün deli gibi gezmişti.

Ermenistan Başbakanı burada yaptığı konuşmada, Azerbaycan halkı gibi korkak bir millet görmediğini söyledi. Onlar (yani biz) dünya ülkelerine topraklarını iade etmeleri için yalvarıyormuşuz... ve sonra bizi şu şekilde küçük düşürdü: cesaretiniz varsa gelin, topraklarınızı kendiniz özgürleştirin!

Bu konuşmadan sonra psikolojik durumu çok kritikti. Kimseyle iletişim kuramadı, aile üyelerini kızdırdı, onu telefonla arayanlara öfkeyle konuştu.

İşe gittiğinde yüzünü tıraş etmemiş, kıyafetlerine aldırmamış ve en kötüsü salgın olmasına rağmen dişlerini bile fırçalamıyor, virüs salgınına karşı takılması zorunlu olan ağız torbasını bile takmıyordu.  Bu yüzden onu otobüsten indiren şoför ve polislerle tartıştı, hatta bazen olcularla kavga etti...

Çok medeni bir adam olan bu adam birkaç ay içinde dramatik şekilde değişti, idare edilemez hale geldi, hatta görünüşte yaşlandı ve eski görkemli görünümünü kaybetti,  tanınmaz hale geldi. Çocuklarının ısrarına rağmen doktora gitmiyor, sigarasının acısından kurtulmuş gibi günde en az iki kadeh içki içiyordu...

"Böyle giderse babamızı kaybederiz" diyerek kızları endişeleniyordu.  

Aniden öyle bir şey oldu ki........................

*

Sonbahar yeni başlamıştı. Havalar soğuk olmasına rağmen çıplak elbisesiyle üşümüş olan kişi, yirmi yıl önce Maştağa'daki mezarlıklardan birine gömdüğü annesinin mezarını ziyaret ettikten sonra geri dönüyordu. Mezara bir çiçek koymuş, mezarlık imamına Yasin okutmuş, sonra oturup ağlamış annesiyle dertleşmişti: "Toprak getti ey ana... Tebriz gibi, Derbent gibi, Erivan gibi..."

Otobüse binerken telefon çaldı. Kızının endişeli sesi duyuldu: “Baba, neredesin? Neden kapadın?"

"Büyükannemin mezarını ziyaret ediyordum, bu yüzden kapattım... İmam da Yasin okuyordu..."

"Baba, sana iyi haberlerim var, inanılmaz haberler!"

"..."

"Baba, ordumuz Karabağ'a tüm cephelerden saldırdı! Köylerimizden birkaçı kurtarıldı!"

"He, tamam! Olsun! O yıl da böyle olmuştu... Bir veya iki köy, bir tepe..."

"Hayır, hayır! Bu sefer farklı bu!"

*
"Sonbahar elbisemi ütüleyin!"

"O üstü bağlı ayakkabılarımı bulamıyorum!"

"Saatimi nereye koydunuz? Neden bu evde hiçbir şey yerinde değil?"

"Jiletimi bulamıyorum..."

Bu kez karısı dayanamadı, dudakaltı gülümsedi :

"A adam, ne oluyor? Daha dün tıraş olmadın mı?"

"Ben öğretmen bir adamım. Yetenekliyim, lehçeyle konuşmam olmaz. Tıraş olurdum her gün. Şimdi de her gün tıraş olacağım. Ben vatanın böyle hoş sevinçli bir gününde sakallı gezemem. Bir de..."

"Ne, bir de?"

Karısının sorusunu duymamazlıktan geldi. Sonbahar elbiselerini üstü bağlı ayakkabısını kıskıvrak giyinip evden çıktı. 

İşe gideceği otobüse binme düşüncesine kapılmıştı.

"Bu gidişle yıldırım gibi bir savaş olacak inşallah! Artık Türk insansız hava araçları da tam isabet silahlar! Dedem demişti eskiden: Ezel Rum ahır Rum! Türkiye bizim ölen yerimizdir... İnşallah, böyle giderse bizim reyon da yakında alınır... Şu avradın sorusuna bak Allahım! Niye her gün tıraş oluyormuşum? Belki gaipten çağırdılar ki hey Zengilan özgürleştirildi, gelin arabaya binin, gidiyoruz! O rayonun en yetenekli adamı ben oraya üstü başı dökük mü gideceğim! Bana ayıp olmaz mı?"

49 numaralı otobüsün çağrı sesi onu düşlerinden uyandırdı. Öğretmeni iyi tanıyan sürücü kabinden bağırıyordu:

"Hocam, gel hele gel! Düşmanı it kovan gibi kovacağız! Gideceğiz yurdumuza! Bir daha kimse bize kaçgın demeyecek!"

Sürücü içlenip ağladı. Öğretmenin de gözleri dolmuştu. İstedi ki sürücü "kovacağız" değil "kovalıyoruz" desin. Ama gülümsedi, sözünü yuttu. Otobüsün camından yeni tıraş olmuş yüzüne bakıp içten sevindi.

Yüzündeki kırışıklıklar gitmişti!

Azad Karadereli
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ahmet Yıldız

gercekedebiyat.com yazarı, Gerçekedebiyat.com sitesinin kurucusu

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..