Bir zamanlar Öz Türkçe-Arapça Farsça üzerinden kıran kırana sürmüş mücadele boşa gitmiş gibi...  

Birbirleriyle yarışırcasına bu sözcükleri daha tumturaklı, daha "ağır" kullanmaya çalışan hemen hemen bütün "medya" üyeleri, Orhan Pamuk'la başlayan modaya uyan Metis yayınları romancıları, bazı edebiyat dergileri yönetimine "musallat" olmuş, Türkçe'ye bilinçli düşman kişiler bir aile gibiler; gizli bir örgüt gibi davranıyorlar.

Birbirlerini bu sözcüklerden tanıyor, böylece istilacı uzaylılar olarak işaretleşiyor, koklaşıyor, sevişiyorlar!. 

Edebiyatımızın büyük yazar ve şairleri, büyük gazeteciler 1940-50-60-70-80'li yıllarda dilimize nasıl özen göstermişlerse, gerçekedebiyat da bu kültürün devamıdır.

Gerçekedebiyat, asla bu sözcükleri kullanmayacak!

Bu "güruh"un kullandığı ama bizim kullanmadığımız sözcükleri, onların "ciddiyeti"ne uygun bir dille değerlendirmeyi yeğledik!

aktör: Bizim bildiğimiz, Cüneyt Arkın, Ayhan Işık gibi sinema ve tiyatro sanatçılarının erkek olanlarına "aktör" denir. Aydın Doğan bulaşıkhanelerinin özellikle "akademisyen"leri her akşam bin kez kafalarına göre kullanmaya devam ediyor.

aşikar: Açık be Nuray Mert kardeşim: açık, belli, meydanda!

adına: Bu dünyada hiç bir fani, birinin adı bu olduğu için (Mehmet, Tanıl, Kılıçdaroğlu vs.) "adına"  eylemde bulunmaz. O "kişi" için, o "kurum" için yapar, eder, eyler! Ne yazık ki gazetelerde çalışan kardeşlerimiz, bilincimizi ters çevirmeye devam ediyorlar. "Adına"yı eşekler kovalasın!..

an itibarıyla: Gavur illerinden borç alarak yemeyip içmeyip yine gavur malı olarak aldığı cep telefonundan kendini ve arkadaki ağaç, deniz, caddeyi de çekmeyi başarıp iyi iş yaptığını sanan cahillerin uydurduğu alçakça bir şey! TRT de olay yerindeki muhabire "an itibariyle orada durum ne" diyen sunucular bile gördüm. Şu an, şimdi.. çöpe gidecek endişesi içindeyim.

beyan: Mahkeme tutanaklarına hapsedilmiş sanıp kurtulduğumuza sevindiğimiz bir sözcüktü. Düşüncelerini dile getiriyor, bildiklerini anlatıyor, söylüyor... anlamında kullanılan iğrenç bir sözcük.  

dair: Arapça "devr"den, dönen, dolaşan, devreden anlamında, Türkçe'de ise bir şey hakkında olan, ilgili anlamındaki bu gariban sözcük Elif Şafak'ın başını çektiği çete tarafından baş aşağı çevrildi! (Radikal'de yazan, sonra romancı da olan, inanın şimdi adını anımsayamadığım cak caklı konuşan, Mağden soyadlı bir kadın da bu kullanıma ortaktır.)

daim: Arapça "devam"dan türeyip, devam üzere, her vakit, Türkçe'de sürekli, sürüp gelen anlamının dışında, bir de başına "her" ekleyerek cahil kişilerin duygulu, ağır şeyler söyleyebildiklerini kanıtlamak için kullandıkları zavallı sözcük.

hissiyat: Bir zamanlar dalga geçmek için kullandığımız bu sözcük, liberal/neogerici zamanlarda Elif Şafak ve diğer yeni yetme, genellikle de kadın yazarlarca kullanılmaya başlandı.  

mevzu: “Mevzuu” diye de kullanılan bu sözcük Mertgiller Laçinergiller’in “bir numara”  sözcüklerinden biri...  

kadim: Kürt siyasetçilerin, bu toprakların çok eski halklarından olduklarını kanıtlamak için kullandıkları -ve de doğrusu amaca yardım etmiş- bir sözcük. Ne yazık ki  bu "kadim" halkın, bir müze kuracak minnacık bile etnografik bulgu, belge bulamaması bizi çok üzüyor.

hakkaniyet: Nuray Mert başımıza bela etti.

mesele: Birikim dünyaya yaydı.

zira: Haber bültenlerinde bile kullanılmasıyla bizi çok üzen bir sözcük.

makul: Ali Nihat Özcan bu sözcüksüz yapamaz.

misal: Prof. Zeynep Kokmaz'ı bile şaşırtacak denli bir Tanıl Bora sözcüğü...

şahsi: Birikim'den Radikal'e, Radikal'den Birgün'e bulaşmış bir hastalık.

müşterek: Ali Nihat Özcan klasiği.

otoriter: Emperyalizme, faşizme, faşiste bilimsel bakışı gizleyen, sosyalizmi de bu kavramın içine dahil edebilmek için kullanılan liberal bir sözcük.

malum: Nuray Mert iğrençliği.

sahne aldı: Sanat sayfalarını yöneten, sanat programlarını sunanların, çoğu spor yorumcuları gibi cahil cühelanın, büyük halt karıştırıyormuşçasına kullanarak beynimizde yüzlerce sinir hücresinin ölmesine neden olduğu sözcük. Sahneyi satın mı aldı? Kaça aldı? Çocuğuna mı eve mi götürüyor? 

mahfil: Ali Nihat Özcan - Nuray Mert ortaklığı bir kullanım. İnanın anlamını ben de bilmiyorum. Sözlüğe bile bakacak isteğim yok. 

o isim: "Adına"nın babası!

mühim: Önemli!

muktedir: Arapça kudret. Türkçe'de güçlü, kudretli, bir işi yapabilmeyi başarmış anlamında. Oysa liberal sol, bu sözcüğü başımıza bela ederek faşist, despot, kötü insanları net olarak göstermeyip başarılı birer kişi, hatta sevimli kişi haline sokuyor.

teamül: Arapça "amel"den türeyen bu sözcük eskiden beri, yapılagelen davranış, alışkanlık anlamında kullanılmış. Anlı şanlı politika analizcilerimiz aslında hiç bir Türk politikacısının uymadığı alışkanlıklar için kullanıyorlar.

hakikat: Gerçeeeeeeeeeeekkkk!

zinhar: Farsça, sakın, aman anlamında. İslamcı entelektüelimsi tayfanın dolaşıma soktuğu bir sözcük.

ziyade: Nuray Mert'le özdeşleşmiş bir sözcük.

zihniyet: Birikim'le özdeşleşmiş bir sözcük. "İdeoloji" gibi maddi dünyada tarihsel derinliği olması gereken bir etkeni, yalnızca insan beyninde o insana özgü bir anlık düşünceler dizgesi gibi metafizik çukura hapsedip basitleştiren gerici, sığ, bilim dışı bir sözcük.

Ahmet Yıldız

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)