Faili meçhul bırakılan büyük yazar Sabahattin Ali'yi her şeye karşın gülümseyerek hatırlayalım istedim. Bir de gözlerden kaçan bir detayı devletin yüzüne çarpmak...

Sabahattin Ali o sıralarda Aydın'da öğretmenlik yapıyordu sanırım. İstanbul'a geldiği günlerden biriydi, elinde iki valiz dura dinlene yürüyor yolda. Güneş arkasından vuruyor kuvvetle muhtemel ama gölgesi ne hikmetse ardında. O yürüyor gölge de yürüyor ardı sıra. Sonra Sabahattin Ali duruyor, gölgeye işaret parmağıyla gel gel çekiyor, şaşırıyor gölge, sağına soluna bakınıyor, işaret parmağı yineliyor gel gelini, Sabahattin Ali duruyor ama şaşkın gölge yürüyor yanına. Sonra?

-Memur Bey, nasılsa benimle gideceğim yere kadar geleceksiniz, bari şu valizin birini alın da , yükümü hafifletin, daha çabuk varırız hem.

Artık gölge Sabahattin Ali'nin yanında valizin biri de elinde.

Bir de Ankara'sı var bu işin. Hep çift gölgeyle gezer ya bizim Sabahattin, yine öyle işte. Serde muziplik de var. Aniden durduk yere hızlanıyor sonra kaplumbağa adımlarına düşüyor, gölge de viteste unutulan araba misali bir öne atıyor kendini sonra zınk diye duruyor. Derken pasajın birine dalıyor Sabahattin yukarı çıkıyor, aşağı iniyor, arka kapısından fırlayıp yolun karşısına geçiyor, başlıyor pasajın önünde deli danalar gibi kendini arayan gölgeyi izleyip kıs kıs gülmeye. Gölge yolun karşısını telaşlı gözleriyle tarayıp da Sabahattin'i bulduğunda, Sabahattin'in baş parmağı burnunun üstünde dört parmağı yukarı aşağı sallanıyor: Nanik. Devletin polisine nanik çekmek o devirde öyle her babayiğidin harcı değildir, bilesiniz yani!

POLİS MİZAH DERGİSİ ÇIKARTIYOR

Sonra Başbakan Şükrü Saraçoğlu'na verdiği afili cevaba ne demeli? Saraçoğlu “Vay Sabahattin burcuvalar gibi giyinmişsin” dediğinde “bu ülkede her şeyin en iyisini biz hak ediyoruz çünkü biz üretiyoruz”! Suratı ne hâl almıştı acaba Saraçoğlu'nun, kim bilir...

Özgüveni çok yüksek bir aydındı Sabahattin Ali. Sosyalizmin adının ağza alınmasının yasak olduğu devirde , kendini sorguya çeken komisere “ben samimi bir sosyalist mefkureliyim” diyecek kadar hem de.

Niyazi Ağırnaslı ile bindiği halk otobüsünde, ki Alman ordularının yıldırım hızıyla ilerlediği zamanlardan biriydi, Stalin ve Hitler arasında geçtiğini söyleyip uydurduğu o fıkralara bütün otobüs katıla katıla gülmüştü. Mizah duygusu gelişkin bir aydındı Sabahattin Ali.

Dünya tarihinde kendi dergisinden kendisine “komünist şarlatanlar” diye hakaret yağdırılan iki yazardan biridir Sabahattin herhalde, Aziz Nesin'le birlikte. Yine dünya tarihinde yalnızca üç sayı da olsa mizah dergisi çıkartan tek polis de Türkiye'dedir zannımca. Markopaşa. Hani şu Millet Meclisi'nde hakkında gizli oturum yapılan mizah gazetesi. Hani bilirsiniz ya Mehmet Barlas'ı, işte onun babasının, Cemil Sait Barlas'ın kürsüyü tokatlıya tokatlıya bir gazeteyi “kökü dışarıda” olarak tanımladığı ve dünya siyasi literatürüne bir kavram kazandırdığı “polis toplatmadığı zamanlarda çıkar” mizah gazetesi. Kapatıldıkça isim değiştiren bu muhalif ve etkili gazete, Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Markopaşa, Yedi-Sekiz Hasan Paşa, Bizim Paşa şeklinde uzayıp giden listeyi doldurduktan sonra bir polis provokasyonu ile geçirilmiş ve Sabahattin Ali ile Aziz Nesin'e küfürler yağdıran bir yayın organına dönüşmüştü. İşin komiği gazetenin sahibi kendileri görünüyor, kendi gazetelerinden kendilerine hakaret ediyorlardı. İlk dedik ya, öyle sıradan bir ilk değil yani. Peki, Ali Baba ve Kırk Haramiler'i çıkarmaya başlayan Sabahattin Ali ne demişti mizahî gazete çıkarmaya soyunan polise?

-Paşayı elimizden alanların “babayı” da almasına ses çıkartmayız elbet!

BİR GAZETE KÜPÜRÜ

Şimdi, gelelim zurnanın zırt dediği yere. Hâlâ faili meçhul ya Sabahattin'in. Hani “yok edildiğinden devletin elinde bilgi ve belge bulunamamıştır” ya. Hani her zaman mizahi gazete çıkarmaz Türk polisi ama haber servis eder ya gazetelere. Biz de tutalım oradan yakalım bu defa. Markopaşa'nın imtiyaz belgelerinin polisin eline geçmesi şöyle mümkün olabildi: Yazıhane'ye bir yardımcı arıyordu Sabahatin ile Aziz Nesin. Orhan Erkip diye bir adam çıkageldi, güven veriyordu, çalışkandı, işe aldılar. İşte o Orhan Erkip aslında sivil polis ya da sivil polise çalışan bir ajandı. Bir gün yürüttü kasadan imtiyaz belgelerini ve polise teslim etti. Bu dursun cebimizde.

Peki, “milli duyguları galeyana” geldiğinden kimin öldürdüğü söylendi Sabahattin Ali'yi?

Yolsuzluktan askerden atılma Ali Ertekin. Dikkat edin yazıhanedeki polis Orhan Erkip, sözde katil Ali Ertekin. Peki, tüm gazetelerde birebir aynı cümlelerle yayınlanan Sabahattin Ali'nin öldürüldüğü haberinde ne diye geçiyor katilin adı? Ali Erkip!

Kısacası, polis iki ajanının adını karıştırıyor haberi servis ederken. Polis bir kere mizah yapmaya başlamaya görsün... Ajan Ali'nin adını Ajan Orhan'ın soyadıyla birleştiriveriyor!

Bu gözlerden kaçan detayı, sanırım ilk kez ben yazıyorum. Böylece artık “devletin elinde bilgi ve belge” oluyor. Şimdi, yüzümde buruk bir Sabahatin Ali gülümsemesi, baş parmağım burnumda, dört parmağım yukarı aşağı sallanırken, devlete nanik çekiyorum.

Nanik!

Cansu Fırıncı

Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)