Friedrich Schiller'in ölümsüz eseri Türkçe'de
Friedrich Schiller'in yalın, fakat yoğun imge yüklü destansı dizelerle yarattığı Turankızı oyunu Senar Ülger ve yazarımız Selçuk Ülger'in çevirisiyle yayınlandı.
Tarihi yüzyıllar öncesine dayanan kadim İpek Yolu'nun kervanlarındaki tüccarlar yalnızca ipek, porselen, kâğıt, baharat değil kültür de taşıyordu ve bu kültürel yükün önemli bir kısmını masallar oluşturuyordu. Uçan halılar, şişeden çıkan cinler, devler, büyücüler, imparatorlar, prensesler ve sultanlar da kıtadan kıtaya yolculuk yaptı develerin sırtında. Batı masallarının, diyelim ki meşhur Grimm Masalları'nın kökeninde Çin'in, Hindistan'ın, İran'ın, Mısır'ın ve diğer Doğu halklarının folklorik anlatılarının yattığı biliniyor. 1001 Gece Masalları'na dönüşecek malzemenin dilden dile kulaktan kulağa kim bilir kaç kervanla taşındığı, Asya-Avrupa yolculuğunda hangi değişikliklere uğradığı ise merak konusu. Örneğin gerçekte bir Çin masalı olan ve orijinal versiyonu ile bugün bildiğimiz hali arasında dağlar kadar fark bulunan "Külkedisi"ndeki güzel Çinli prenses, çocukluğumuzda okusak, gözlerini oyduğu çirkin üvey kardeşlerine yaptıklarından dolayı zihnimizde nasıl bir yer edinirdi acaba? Ninesinin şahsında kadınların horlanmasını gördüğü için erkeklerden nefret edip evlenmemeye karar veren, babasının karşısına çıkarttığı koca adaylarına sonu ölümle biten kanlı bilmeceler hazırlayan, zeki, özgürlüğüne düşkün, güzeller güzeli Çinli prenses Turandot'un hikâyesi de hiç kuşkusuz İpek Yolu'yla geçti Batı dünyasına. Bugüne gelene kadar da oldukça uzun bir yol kat etti. GENCEVİ'DEN BRECHT'E Bir Çin masalının 12. yüzyılda yaşamış İranlı şair Gencevi'nin mesnevisine, oradan 1001 Gece Masalları'na taşınmış hali, İtalyan tiyatro yazarı Carlo Gozzi'nin 1762'de yazdığı "Turandot/Turankızı" oyunuyla sahneye çıkar ve ölümsüzlüğüne ölümsüzlük katılmış olur. Gozzi'nin oyununun Almancaya çevrilip 1779'da basılması sonucu, bu ilginç ve kesilmiş kafalarla dolu masala el atan sanatçı ise Alman şair-filozof-dram yazarı Fredrich Schiller olur. Beş perdelik bir eser ortaya koyar Schiller ve "Turankızı", Doğu dünyasının efsanelerinin büyüsünü Batı'da yaydıkça yaymaya başlar. Ferruccio Busoni'nin 1917'de, Giacomo Puccini'nin 1924'te besteleriyle opera sahnelerine taşınan "Turankızı", devrimci Alman şair-yazar Bertolt Brecht tarafından da yaratıcı bir yoruma uğratılarak "Turandot ve Aklayıcılar Kongresi" adıyla seyirciyle buluşur. Puccini'nin operasının 1997'de gerçek mekânı olan Beijing'deki Yasak Şehir'de sergilendiğini, müzik yönetmenliğini Zubin Mehta'nın, sahne yönetmenliğini usta sinemacı Zhang Yimou'nun yaptığı bu olağanüstü sanat olayının "The Turandot Project" adıyla bir belgesel filme dönüştürülmüş olduğunu da belirteyim. Bir not daha: İpek Yolu sayesinde Çin'den kalkıp ülkeler geçen ve Gozzi'ye, Schiller'e, Busoni'ye, Puccini'ye, Brecht'e esin veren Çin prensesi "Turandot"un Türkçe karşılığı "Turankızı, adın Farsça kökü ise "Turandokht". "Dokht", halen kullanıldıkları biçimiyle Almancaya "Tochter", İngilizceye "Daughter" olarak geçmiş durumda. UZUN VE BÜYÜK YOLLARDA YÜRÜMEK Brecht'in eserini 1986 yılında dilimize kazandıran Kaynak Yayınları, bir süre önce de Schiller'in oyununu "Turankızı / Çin Prensesi Turandot" adıyla Türk okurlara sundu. Senar Ülger ve Selçuk Ülger'in Almancadan çevirdiği eser, 1001 Gece Masalları'ndan yükselip çağlar aşan erdemi ve arınmışlık duygusunu yankılandırıyor bir kez daha. "Friedrich Schiller'in yalın, fakat yoğun imge yüklü destansı dizelerle yarattığı Turankızı oyununu dilimize çevirmek pek kolay olmadı. Masalın kahramanları, iki asır öncesinin Almancasıyla sesleniyorlardı okurlara. Bu seslenişlerdeki tüm duygusal ve duyusal titreşimleri olanca canlılığıyla Türkçeye aktarma kaygısı içinde başladık çeviriye. Yapıtın özgün halini örselemeden, tümcelerin, deyimlerin anlamlarını, çağrışımlarını bozmadan, kılı kırk yaran bir özenle bir buçuk yıl uğraştık" diyen çevirmenler, bu sıra dışı ve ölümün göze alındığı aşk-nefret öyküsünün ruhunu ayakta tutan bir çalışma gerçekleştirmişler. Okuru adeta bir uçan halıya bindirip efsaneler çağının Çin'ine götüren, Beijing'in sokaklarında ve saray bahçelerinde Alman romantizmiyle buluşturan, yüreğinde çok başka gerçekler saklayan ama acımasız davranmak zorunda olan bir prenses ile âşık ve cesur bir delikanlıyla tanıştıran "Turankızı", insanın uzun ve büyük yollarda yürümeyi göze almasını öğütler. Bakalım, uzun, büyük ve verimli bir güzergâh olan Modern İpek Yolu önümüzdeki çağlarda hangi masalları taşıyacak, insanlığın ortak kültürüne neler kazandıracak? (Kitabı buradan edinebilirsiniz) Tunca Arslan
(criturk.com)
Gerçek Edebiyat
YORUMLAR