Feridun Andaç’ın Paris’i ya da Flâneur’ün Notları / Nedret Öztokat Kılıçeri
Feridun Andaç'ın 2009 tarihinde yayımladığı Paris Bir Yalnızlıktır için “Bir kente yapılan edebi yolculuk” diye başlık vermişim (Cumhuriyet Kitap, 2010). “Paris Güncesi” başlığıyla yeni bir bölüm ekleyerek daha kapsamlı bir kent kitabı yayımlayan Andaç’ın (2020, Eksik Parça Yay.) yapıtını on yıllık aradan sonra okurken, bu kez “edebi yolculuk”tan “flâneur”e geçtim. Paris deneyimi Andaç’ı edebiyat/ sanat/ kültür/ tarih bağlamında kentle buluştururken bir yandan da onu gezintilerin ve yazının öznesine dönüştürüyor. İzlediği güzergâh yazarın keşfetme arzusu, yaratıcılığı, duyarlığı ve seçici algısıyla şekilleniyor. Okurla paylaşılan hoş bir “flâneur” deneyimine açılıyor. Okur da, kentte olmasa bile, metinde flâneur’e dönüşüyor. Gezi yazılarının ayırt edici niteliği olan günlük, günce, not biçiminde kesintili biçimde kaleme alınması Andaç’ın da yazısının özelliği olarak beliriyor. Ancak parçalar halinde yazılmış notlara verilen başlık (Paris Yansıması, Paris’in Zamanları, Paris Bakışı, Mevsimsiz Paris, vd.) gözlem, saptama ve düşünceleri bir izlek çevresinde bir araya getiriyor; bütünlüyor. Bölümleri oluşturan ara bölümlerin başlıkları (Uzak Bakış, Düşlerin Zamanı, Gri Kent, Varoluş Sanrısı, Zaman Bakışlarında, Soğuk ve Karanlıkta, Saatler ve Oyun, vd.) ise okura metnin şiirsel/yazınsal dokusunun homojenliğini duyuruyor. Başlıklarla ara başlıklar metnin nirengi noktalarına dönüşüyor: Kentin Andaç’ta yaşayan haritasının önemli noktaları. Elimizdeki yapıt coğrafi uzamda bulunan öznenin alımlayıcı ve yorumlayıcı deneyiminin metni. Böylece başlıkları ve ara başlıklarını göz önüne aldığımızda yapıtın fenomenolojik zemini de kendini gösteriyor. Bakış, duyuş, ışığın yansıması, sokakların sesi, kentle özdeşleşmiş şarkılar, kentin kokusu, içe işleyen soğuğu ve duyularımıza açılan diğer her şey; yazarın metninde söze dönüşüyor. Söz kenti betimlerken algı/duyumsama kategorileri üzerinden kenti bir deneyim olarak aktarıyor. Yazar gözlemleyen ve duyumsayan özne. Aynı zamanda da anımsayan özne. Tarihsel, ortak ve bireysel geçmiş yazarın bir duygusuyla yazıya katılıyor. Öte yandan, burada kurulan yeni dil, duyumsayışın, hissedişin, algının dili olması sebebiyle, yazarı kendi diline ve o dilin anlattığı dünyaya da taşıyor. Türkiye’nin yakın geçmişi, siyasi çalkantıları, bitmeyen hesaplaşmaları sayfalarda yerini buluyor. Feridun Andaç için Paris yazarın tüm yaşam ve yaratım deneyimini sorgulatan bir dil düşüncesi, bir kültür düşüncesi, bir varoluş düşüncesine dönüşüyor. Sözcükler ve kavramlar arasındaki öznel sorgulama sık sık kitabın düşünce ufkunda beliriyor. Paris ve edebiyat, Paris ve tarih/zaman, Paris ve kent coğrafyası, Paris ve şehir, Paris’in şarkıları, zamana yayılmış bu Paris gezisinde birbirlerine eklemlenirken Nermi Uygur’a, Melih Cevdet’e, Füsun Akatlı’ya, Güzin Dino’ya, Sartre’a, Char’a, Sarraute’a, Balzac’a, Hugo’ya, Lamartine’e uzanan çizgide hem kentin yazınsal ve kültürel coğrafyasını, hem de yazarın kişisel coğrafyasını sunuyor. Yeni baskıyı okurken Feridun Andaç’ı bir flâneur gibi düşündüm. Örneğin “B ugünlerde St. Germain’i mekân tuttum” (s. 53) diyorsa o bölgeyi gezmeye zaman ayırdığını anlarız ama yakın civarı da gezeceği kesindir. Böylece adımlarının götürdüğü yerde, caddelerden sokaklara, kitabevlerinden kafelere uzanarak kitaplar ve notları arasında gezinen yazarı buluruz. Güzergâh biraz rastlantısaldır, biraz da tasarlanmış. Sokakların gezginlere sunduğu sürprizler arasında bir sokağın köşesinde rastladığı bir şair ya da sanatçı adı onu beklemektedir. Öte yandan Paris’in entelektüel ve estetik iklimini solumaya kararlıdır. Birkaç örnek vermek gerekirse, Rodin müzesi, Pasajlar, kitabevi adresleri, köprüler onun kent haritasında daha ilk günlerde işaretlenmiştir. Feridun Andaç kentlerle bağı güçlü yazarlardandır. Özellikle Paris’i anlatmak Paris’i keşfetmek, onun kendini anlatma ve kendini keşfetme serüveniyle iç içedir. Kentin çeşitli anlarında ve alanlarında yakaladığı “dil”, onu kendi dilsel deneyimiyle, yaratıcılık tasarısıyla ve yazarlık geçmişiyle temas ettirerek bu metni biçimlendirmeye yöneltiyor. Yazarın da belirttiği gibi “Paris zihinsel bir yolculuk” (s.190); duyumsayışlar, anımsayışlarla beslenen bir yolculuk. Gezi yazısı/edebiyatı kodlarını kendi poetikası’nda kurgulayan yazarın özgün bir yolculuk kitabı. Victor Hugo kentleri “taşlardan yapılmış kutsal kitaplar” olarak niteler. Kuşkusuz bu anıt-kitapların en görkemlilerinden biridir Paris. Neresinden bakarsanız, size söyleyecek sözü olan değerli bir kitap. Göz kamaştırıcı geçmişini besleyen kültürel ve tarihsel zenginliğinin önemli bir öğesi de kentin edebiyat “uzam”ı olmasıdır. Tarih sahnesindeki yazarları, şairleri, düşünürleri, aydınlarıyla yaşayan bir uzamdır Paris. Yaratıcı düşüncenin duyarsız kalamayacağı büyülü bir yer, bir düş ve bir gerçek. Tam da bu özelliğiyle, yazarın da sık sık andığı Calvino’nun Görünmez Kentleri’ni andıran değişik ve büyüleyici bir okuma deneyimine yaklaştırıyor okuru; kente ilişkin geçmişin ve bugünün örgüsünü yazının estetiğinde yeniden dokuyarak ve okunur kılarak. Paris Bir Yalnızlıktır, 2020, Eksik Parça.
YORUMLAR