Enis Batur'dan Menderes - Muhsin Batur diyalogu
Enis Batur yeni kitabı Plati'yi anlattığı konuşmada, Yassıada'yı ve babası General Muhsin Batur'la tutuklayıp uçakla Ankara'ya getirdiği Menderes arasındaki diyalogu anlatıyor.
Türkiye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Birinci Cumhuriyet bitti ama ikincisi hala yok. 2002'de bir yandan AKP gibi bir çatı kuruldu, bir yandan da liberal aydınlar diye tanımlanan, II. Cumhuriyet'i talep eden insanlar yan yana geldi. Ordu, yargı, ekonominin kalıplaşmış bazı noktaları, bürokrasi, yerel eğitim, yerel yönetimler ve benzeri alanlarda eski bağlantı düzenekleri çatlatıldı, üstüne gidildi, soruşturmalar açıldı, önleyici tavır oluşturmak adına davalar başlatıldı, bütün bunlar belli bir hızla 7-8 yıla yansıdı ve I. Cumhuriyet bitti. Ama yerine II. Cumhuriyet kurulabildi mi? Hayır. Çünkü II. Cumhuriyet'in kurulabilmesi için yıkılan düzenin yerine geçen düzenin oturması ve tarifinin yapılması gerekiyor; yani anayasanın... Gerçekleşmezse, asıl vahim olan o, I. Cumhuriyet'i bitirmiş, ikinciye de başlayamamış olacağız. Hükümetin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Türkiye sağlık sorunları yaşamazsa çok uzun süre Tayyip Erdoğan tarafından yönetilecek. Bu çok önemli bir kazanım olmalı onun için. Çok uzun süre iktidar değişikliği gündeme gelmeyecek. O zaman, gerçekten kaygısı daha demokratik bir ülke yaratmaksa, bu yolda atacağı adımlar onun seçmeninin sayısını azaltmaz. Peki bunu neden yapıyor? Çünkü bence özü itibarıyla demokrasiye inancı fazla değil. Artık darbe tehdidi yok diyebiliriz. Ama bu bize demokrasiyi getirdi mi? Yoksa yerine birkaç parçadan oluşan başka bir vesayet düzen mi kuruluyor, kaygısı şimdi insanların kafasında belirginleşiyor. Bir kısmı yargıda, bir kısmı emniyette, bir kısmı siyaset ekseninde, bir kısmı önemli bir biçimde ekonomik alanda... Sermayenin el değiştimesiye geniş ölçüde yeni sermaye atılımlarını temsil eden Anadolu Kaplanları vs. bütün bunlardan oluşan taklit yeni veraset türü mü ortaya çıkıyor sorusu yabana atılacak soru değil. Bu bir noktadan sonra başka bir eşitsizlik durumunun belirmesine yol açabilir. Siz Plati kitabınızda Yassıada’nın bilinmeyen hikâyesini anlatmıştınız. Anakaradan bakıldığında Yassıada nedir? Yassıada bir leke tabii. Suyun ortasında ıssız bir leke. Adayı bizim tarihimize mıhlayan olay 27 Mayıs. Kitabınızda, adanın hazırlanışının bir şekilde darbenin habercisi olduğunu, Yassıada takip edilse darbenin olacağının çok önceden tahmin edilebileceğini söylüyordunuz. 27 Mayıs darbe mi ihtilal mi tartışması vardır hep. Sizce? Darbedir evet. Adının ne olduğu önemli değil, sonuç olarak sivil bir topluma askeri bir müdahale sözkonusu. Türkiye’de birçok şeyi yerinden oynatmış bir darbe. Bir olumlu tarafı oldu mu 27 Mayıs’ın? Daha önce bana “iyi bir anayasa doğurduğunu” söylemiştiniz. Babanızın 27 Mayıs’ta önemli bir işlevi var… 27 Mayıs’ta sembol bir görevi var. Adnan Menderes’i Kütahya’da tutuklayıp uçakla Ankara’ya getiriyor. 27 Mayıs darbesinde çekirdek kadroda değil ama. Eskişehir’deki hava üssünde albaydı. Menderes’i getirişiyle ilgili bir şey anlattı mı size sonra? Menderes ondan sigara istemiş. Babam filtresiz sigara içiyordu. Ona neden filtresiz sigara içtiğini sormuş. Çok fazla şey konuşmamışlar. Bir de “beni nereye götürüyorsunuz” diye sormuş Menderes. Babam da “size bildirmekle yükümlü değilim” demiş. Babanız 27 Mayıs’ı olumlu görüyordu. Elbette. Yalnız 27 Mayıs’ı değil 12 Mart’ı da olumlu görüyordu. Ama 12 Eylül ona siyasi yasak getirdi. Hem de özel bir maddeyle. Nasıl olmuştu? Normalde 12 Eylül olduğu anda parlamenter olanların hepsine siyasi yasak getirilmişti, sonra bir cümle eklendi, “altı ay öncesinde olanlar dahil olmak üzere” diye. 12 Eylül’den 6 ay önce babamın senatörlük süresi bitmişti çünkü. Kenan Evren’e kızgındı yani… Aleyhine yazılar da yazdı epey. Mesela Aydınlar Dilekçesi (1984) sırasında matrak bir şey oldu. Haberim yoktu babamın çağrıldığından, babamın da benden haberi yokmuş. Gizli buluşma yapılıyor ya, Aziz Nesin’e gittik 13-14 kişi. Bir baktım babam da orada. Sonra Selimiye’ye ifade vermeye de birlikte gittik. O dönemde babanızın fikirlerinde değişim oldu mu? Babam özellikle senatör olduktan yani Meclis’e girdikten sonra bir evrim geçirdi. Askerin siyasi hayata müdahalesi konusunda farklı düşünceler geliştirdi. Ne kadar bilemiyorum. Çünkü sonuç olarak en baştan böyle yetiştirilen insanlar olduğunu unutmamalı. Ama bu, toplum konusunda başka düşünceler geliştirmelerine engel değil. Asker olmak yurttaş olmamak demek değil. Bir orgeneral sağcı oluyor, bir başkası solcu. Bunu siviller pek fark edemiyor. Mesleğin eğitiminden ve kuruluşundan kaynaklanan ideolojik potansiyelden farklı olarak bu insanlar Harbiye’yi bitirip meslek hayatına atıldıktan sonra yolda farklı görüşlere sahip olurlar. Kimisi Cumhuriyet okur kimisi Tercüman. Kimisinin dini inançları fazladır, kimisinin az. Akit okuyan da var mıdır? Vardır. Ama askeri refleksleri birbirine benzeyebilir gene de. Sonuç olarak baktığımda babam daha solcu bir subaydı, Kenan Evren daha sağcı bir subaydı. Ama ikisi de darbe yaptı. Durum bu. Yassıada’ya demokrasi müzesi yapılmak isteniyor. Ne yapmak lâzım Yassıada’ya? “Büyük Dönüşüm” diye bahsettiğiniz şeyi bir kaç cümleyle açıklar mısınız? II. Cumhuriyet tartışmalarının başladığı dönemi hatırlayalım. 90’lardan bahsediyoruz. Geniş çapta bitti. Kürşat Oğuz (Habertürk)
Orada neredeyse küçük bir Alcadraz düzeni hazır edilmiş 27 Mayıs’tan önce. 27 Mayıs’tan bir hayli önce, ufak ufak hazırlıklar orada yürütülmüş. Mahkemenin orada yapılacağına önceden karar verilmiş. Ama tabii çok izole bir durumda ada. Askeri bir saha olduğu için sivillerin göremedikleri bir yerde. Belki balıkçılar hummalı bir faaliyet olduğunu görmüşlerdir ama anlam verememişlerdir.
Ergun Özbudun gibi zaafları olduğunu söyleyenler var ama o bile birçok yönden ileri bir anayasa olduğunu söylüyor. Bunun üzerinde düşünülmesi lâzım. Nasıl oluyor da askerler sivil siyasete bu kadar radikal müdahale edip sonra daha demokratik bir anayasa yapma kaygısına sahip oluyor? Neden siviller bu kaygıya sahip olmadı? Neden onca yıl, Demokrat Parti döneminde, demokratikleşme yönünde adımlar atılmadı? Bugünün iktidarı da düşünmeli. Şu anda neden sapına kadar demokratik anayasa yapılmıyor? Askerler öyle düşünebiliyor da siviller neden düşünemiyor? Bu da insanı şuna götürüyor: Acaba Türk insanı gerçek anlamda demokrasiyi istemiyor mu? Çünkü gördüğü eğitim, yetiştiği ortam, genelinde antidemokratik. Bu şartlarda toplumun buna ne kadar talip olduğu tartışılabilir. Bir de tabii din faktörümüz var. Müslümanlık sonuç olarak demokrasinin olmazsa olmaz bazı maddelerini kabul etmez. O zaman belki tarifi buna göre yapmalıyız. Batılı anlamda demokrasiye sahip olmayı hedeflemiyoruz desin bu toplum.
Demokrasi müzesinin oraya yapılması komik. Bu kadar uzak ve ulaşılması zor bir yere yapmak demokrasiye bağlılığımızın göstergesi mi acaba diye düşünüyor insan. Bence zorlama. Geçmişinin o tarafını unutturacağız diye buna kalkışmak tuhaf geliyor. Yassıada güzel mezarlık olur bence.
Evet. Toplum önce küçük bir yerden bunu ifade etmeye başlıyor. Sonra tartışma genişliyor, I. Cumhuriyet yanlıları – II. Cumhuriyet yanlıları diye taraflar oluşuyor. I. Cumhuriyet’in tıkandığı ve Türkiye’nin gelişmesini engellediği kanısı belli kesimlerde hakim olmaya başlıyor. Tabii II. Cumhuriyet arayışı bir tek aydınların ya da bir dönem Cem Boyner’in Yeni Demokrasi Hareketi çevresinin kaygısı değil. I. Cumhuriyet’le hiç uzlaşamamış daha geniş bir kesimin de kaygısı. Sonuçta bu iki kaygı bir birleşme doğurdu. 2002’ye geldiğimizde bir yandan AKP gibi bir çatı kuruldu bir yandan da liberal aydınlar diye tanımlanan, II. Cumhuriyet’i talep eden insanlar yan yana geldi ve bu hamle yapılmaya başlandı. Bu, I. Cumhuriyet’in artık kilitlendiği ve Türkiye’nin önünü tıkadığı düşünülen birtakım noktalarının berhava edilmesi, üstüne gidilmesi ve dönüştürülmesi demekti. Ordu, yargı, ekonominin kalıplaşmış bazı noktaları, bürokrasi, eğitim, yerel yönetimler ve benzeri alanlarda eski bağlantı düzenekleri çatlatıldı, üstüne gidildi, soruşturmalar açıldı, önleyici tavır oluşturmak adına davalar başlatıldı, bütün bunlar belli bir hızla son 7-8 yıla yansıdı ve I. Cumhuriyet bitti.
Evet. Ama yerine II. Cumhuriyet kurulabildi mi? Hayır. Çünkü II. Cumhuriyet’in kurulabilmesi için yıkılan düzenin yerine geçen düzenin oturması ve tarifinin yapılması gerekiyor; yani anayasasının... Büyük olasılıkla anayasanın yapılmasıyla bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini göreceğiz. Eğer gerçekleşirse II. Cumhuriyet’in içinde yaşamaya başladığımızı söyleyeceğiz. Gerçekleşmezse, asıl vahim olan o, I. Cumhuriyet’i bitirmiş, ikinciye de başlayamamış olacağız. Türkiye’nin önündeki en önemli sorun bu.
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR