Edebiyat Yıllığı 2006'nın “Yaşdönümlerinde Edebiyatçılarımız" bölümü için benden de edebiyat hayatımı anlatmamı istediğiniz için teşekkürle başlayayım.

Edebiyatla uğraşmam, meslek seçimimle başladı. 1958 yılında Ankara Kız Lisesi’ni bitirdiğimde lisenin daha ilk yıllarında ne olmak istediğimi biliyordum: Lise öğretmeni olacaktım.

Branşım edebiyat veya Almanca olabilirdi, ama felsefeyi de çok seviyordum. Sonunda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Alman Dili ve Edebiyatı okumaya karar verdim.

Alman edebiyatının felsefeyle iç içe olduğunu anladıkça branş seçiminde ne kadar yerinde karar verdiğimi fark ederek büyük bir hevesle derslerime sarıldım. Yardımcı ders niteliğiyle başlayan Lâtince ve Roma edebiyatını dört yıl boyunca sürdürerek bir bakıma Batı edebiyatlarının temeli sayılan antik kültürle tanışma fırsatını yakaladım.

Latince profesörümüz rahmetli Samim Sinanoğlu’nun asistanlık teklifini Alman Dili ve Edebiyatı’nda ilerlemek istediğim için, üzülerek kabul etmedim. 1962 yılında Prof. Dr. Melâhat Özgü’nün asistanı olarak Alman edebiyatı kariyerime başladım. "Hermann Hesse’nin 'Boncuk Oyunu’ Romanında Var Olma ve Oluş” konulu doktora çalışmalarım için Marburg‘a gittim.

Ben oradayken rahmetli Melâhat Özgü’nün Tiyatro Türsüsüne geçerek bizim bölümden ayrılması üzerine Prof. Dr. Hildegard Emmel’in yanında tezimi tamamlayıp doktor ünvanını aldım. Prof. Emmel beni tez konum "Yeni Romantik"  dünyasından “kurtarmak” için 18. y.y. Aydınlanmacı Alman yazarlarından Chr. Martin Wieland’la ilgilenmemi istedi. Doçentlik tezim bu yazarın “Bildungsroman”ı “Geschichte des Agathon”unda “mutluluk” kavramı üzerineydi.

Doktora ve doçentlik konularımın birbirinin karşıt kutbu sayılabilecek düşünce ve sanat dünyalarından oluşu, iki farklı dünya görüşünü yakından tanıyarak her ikisine karşı mesafe kazanmamı sağladı. Doçentlikten sonraki çalışma konularımı kendim seçtim. Heinrich Böll ve Thomas Mann üzerine çalışmalarım kitap olarak yayınlandı. Ders kitabı olarak hazırladığım “Yeni Alman Edebiyatı Tarihi” ve “Çağdaş Alman Edebiyatı”nın çok kereler ve çeşitli yayınevlerince basılması bence bu kitapların öğrenci dışında edebiyatçılarca da ilgi gördüğünün işareti.

Alman Edebiyatı üzerine çalışmalarım Alman hükümetinin Akademik Mübadele Servisi (DAAD) ve Humboldt bursuyla, Avusturya Kültür Bakanlığının, İsviçre’nin çeşitli davetleriyle desteklendi. Akademik kariyerim dolayısıyla çok sayıda kongre ve sempozyuma (hep bildiri sunarak) katıldım. Bu toplantıları iyi değerlendirdiğime inanırım. Çünkü çoğunda yeni bir proje fikriyle yurda dönmüşümdür.

Türk Edebiyatını ilgi alanıma dahil etme fikri, yine böyle bir Almanya akademik toplantısında doğdu. Alman Germanistlerin Alman edebiyatı üzerine bildiri sunup tartıştıkları bir sempozyumda bir Alman Romanist, esas alanının Fransız edebiyatı olduğunu vurgulayarak çok ilginç, yeni bir bakış açısıyla eğiliyordu Alman edebiyatına. İşte bu, benim için yön verici bir yaşantıydı. Modern Türk edebiyatını, daha çok modem Türk romanını bir Alman edebiyatı uzmanı olarak yani yavaş da olsa ele alabilir, genel edebiyat bilimindeki bilgi birikimimle ve Alman romanları üzerine araştırmalarımın kazandırdığı uzmanlık bilgisiyle işe girişebilirdim.

1980 yılından başlayarak yirmi yılımı Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında öğretim ve idarî faaliyetlerimin yanı sıra edebiyat dergilerinde, gazetelerin kitap eklerinde roman eleştirmelerimi, incelemelerimi yayınladım.

Türk edebiyatıyla ciddi olarak ilgilenmem akademik hayatımda da uygulama alanı buldu: Türk ve Alman (Avusturya-İsviçre) romancılar üzerinde karşılaştırmalı bitirme, yüksek lisans, doktora tezleri hazırladım, buna paralel olarak da çağdaş romancılar konulu derslerimde karşılaştırmalı çalışmalarımı sürdürdüm.

Yayın hayatımda, roman türüyle sınırlı kalmayıp öykü, deneme gibi başka nesir türleri üzerine yazılarımın da yeri vardır Bunları “Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler”, “Edebiyat Yazıları (l, II, III)" ve “Edebiyat Yazıları 1995-2000” başlığı altında beş kitapta topladım. Türk edebiyatı üzerine araştırmalarda benim yazılarımı ya da kitaplarımı dipnot olarak gösteren gençlerin daha çok kuramsal bilgilerimden yararlandıklarını fark edince salt kuram bilgileri içeren kitaplar yazmanın gereğine inandım.

Bu kitapları hazırlarken yaptığım araştırmalarda Postmodernizm’de eleştiri kurumunun gittikçe değer kaybettiğini, eski işlevselliğinden uzaklaşarak yerini özellikle kitap tanıtma, çok satanlar listesi verme, yazarla bir konuşmaya bıraktığını gösteriyordu ki ben de bunu Türkiye'deki edebiyat hayatında bizzat gözlemleyip anladım. Sözünü ettiğim kuramsal kitaplarım sırasıyla “Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi", “Genel Edebiyat Bilimi”, “Edebiyat ve Medya“ ile “Edebiyat ve Kültür”dür ki bunların çizgisi, ilk ikisinde salt edebiyat bilgileri söz konusuyken “Edebiyat ve Medya“, alt başlığıyla “Kitaptan Ekrana Edebiyat”ta, edebiyatın kitaptan, yazılı basından başlayarak görsel medya televizyona girişinde geçirdiği değişimi ele aldım, bu konudaki yabancı kaynaklardan bilgiler aktarmaya çalıştım.

Kuramsal kitaplarımın sonuncusu “Edebiyat ve Kültür”ün alt başlığı “Alanlararasılık Açısından Edebiyat ve Kültür”den anlaşılacağı üzere burada edebiyat bilimindeki en yeni çizgi sayılan kültür araştırmalarıyla bağ kurarak edebiyat biliminin sınırlarını genişletmenin ne olduğunu irdeledim. İlk iki kuramsal kitabın yeni baskılarında yeniden gözden geçirip ilâveler yaptım. Son iki kitabımın da yeni baskılarında ilâveler yapma gereğini duyabilirim. Çalışma tempomda bir araştırma kitabımın ardından bir edebî çeviriye yer verme gibi bir alışkanlığım var. Almanca edebiyatlardan klasik ve modern klasik yazarlardan bu güne kadar on altı kitap çevirdim, yeri geldiği zaman edebî çeviri üzerine yazdım, bildiriler sundum. Edebî çevirinin gereğine ve önemine inanışım da zamanla oluşmuştur. Filoloji bölümlerinde akademisyenlerin bilimsel araştırmalarda kalmaları gereğine asistanlık yıllarımda doğal gözüyle bakardım ta ki Ankara Radyosunda “Bir Yazar Yetişiyor" gibi programlarda Alman edebiyatını tanıtırken ancak Türk dinleyicisinin çevirilerden okuyup tanıdığı ya da okuma imkânına sahip olduğu kadar onaltı kitap çevirdim, yeri geldiği zaman edebiyatımız üzerine yazdım, bildiriler sundum.

Edebî çevirinin gereğine ve önemine inanışım da zamanla oluşmuştur. Filoloji bölümlerinde akademisyenlerin bilimsel araştırmalarda kalmaları gereğine asistanlık yıllarımda doğal gözüyle bakardım ta ki Ankara Radyosunda “Bir Yazar Yetişiyor” gibi programlarda Alınan edebiyatını tanıtırken ancak Türk dinleyicisinin çevirilerden okuyup tanıdığı ya da okuma imkânına sahip olduğu yazarlardan söz etmem isteninceye kadar.

Radyo gibi kitlelere hitap eden bir medyanın bu isteğini düşündükçe haklı buldum ve Almanca bilmeyenler de okuyabilsin diye sevdiğim eserleri Türkçeye çevirmeye başladım ve bu uğraş bilimsel etkinliğimin yanı sıra yürüttüğüm keyifli bir iş oldu.

Bu alandaki etkinliğim, uzun yıllar Kültür Bakanlığı’nın çeviri kurullarında bulunmamı da içine alır. Avusturya hükümeti kendi edebiyatından yaptığım çevirileri edebî çeviri ödülüyle değerlendirdi.

Edebî çeviri tarzları arasında yazarı üslubu, cümle kurgusu v.b. gibi biçim özellikleriyle vermeye çalışma ilkem bazı eleştirilere neden olduysa da bir edebiyat bilimci olarak bu yolun doğruluğuna inandığım için ödün vermeyi düşünmedim. Türkçe’den Almanca'ya yapılan edebî çeviriler üzerine eleştirel tez çalışmaları yaptırdım; bunlar çeviribilim uygulamaları niteliğindeydi. Alman edebiyatından yola çıkarak genel edebiyat bilimine doğru ucunu genişletmiş olmamın edebiyatçı kimliğime katkısı olduğunu düşünüyorum. İlk yayınlarımda zaman zaman öğretmen tavrımın yansıdığını fark ederim. Ama bu, farklı bir daldan hareket etmiş olmanın getirdiği, bilgilerini aktarmak isteğinin göstergesidir sanıyorum. Kuramsal kitaplarımın temelinde de aynı isteğin yer aldığını vurgulamaya gerek yok sanırım. Bu kitapların kendi edebiyatçılığıma da yararı olduğunu söyleyebilirim. Özellikle de "Edebiyat ve Medya" ile "Edebiyat ve Kültür" başlıklı kitaplarımda edebiyat araştırmacılığında varılan son noktaları ortaya çıkarırken çağa ayak uydurmanın edebiyatı olduğu gibi edebiyata bakışı da değiştirdiği gerçeğine tanık oldum ve bu bilgileri edebiyat dünyamıza aktarmanın tadına vardım. Üniversite yayınları arasında çıkan makale ve kitaplarımı saymazsak, çeyrek asırlık bir edebiyatçılığım var. Bu sayede büyük okur kitlesi beklentisi olmadığı halde kitaplarımın "uzun satar" niceliği, yayınevi bulmamda etkili oluyor sanıyorum. Kitaplarımın çok çeşitli (ve farklı siyasal doğrultuda) yayınevlerince basılmış olması zaman zaman okuyucularımı herhalde pek alışkın olmadıkları bir durumla karşı karşıya getirmiş olacak ki bunu nasıl açıkladığımı sorarlar. Gönül isterdi ki bütün kitaplarım aynı yayınevince. ama bekletilmeden yayınlansın. Bu. mümkün olmuyor. Yayınevleri aynı zamanda birer ticarî kuruluş; bu nedenle de "çok satar"lığı genellikle "uzun satarlık"a üstün tutuyorlar.  

2005 yılının şu son aylarında başladığım yeni proje, Say Yayınlarının “Fikir Mimarları” dizisinde yayınlanması düşünülen “Goethe” kitabı. Dünya klasiklerinden bu büyük yazar, şair ve düşünürü çeşitli eserlerinden seçeceğim tanıtıcı nitelikteki parçaları çevirerek ondan bir seçki hazırlamanın yanı sıra Goethe çağının önemli olaylarını, kültürel panoramasını verirken aynı zamanda o günlerin uygarlık aşamasını yansıtmak, öte yandan aynı dönemin Şark dünyasını Osmanlı toplumunu esas alarak ana hatlarıyla özetlemek gibi bir planım var. Bir bakıma son kuramsal kitabımda irdelediğim alanlararası edebiyat araştırmasının bir uygulaması gözüyle baktığım için Say Yayınlarının bu teklifine heyecanla evet dedim. Dileğim bu tür çalışmalar için sağlığımın elvermesi.

Prof. Dr. Gürsel Aytaç
(2005 Edebiyat Yıllığı, Yayın yönetmeni: Ahmet Yıldız. Kritik Kitaplar Yayınevi, Ankara 2006)
Gerçek Edebiyat

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)