Devlet kapısı / Selim Esen
Kuyrukta ikinci sıradaydı… Üç katlı binanın giriş kapısındaki kalabalık giderek çoğalıyordu. Güvenlik görevlisi ona yol verince koridorun başındaki “müracaat” odasına girdi. Dağınık saçlı, asık suratlı memurun karşında boynunu bükerek ellerini önünde kavuşturdu. Memur uzun süre ona bakmadı. Masasının çekmecelerini çekiştirip duruyordu. Sinirle masanın altındaki çöp kutusuna kül tablasını silkeledi. Gömleğinin ön cebindeki Bafra paketini çıkardı, bir ucunu yırttı, birkaç kez kıçını tırtıkladı, ilk fırlayan sigarayı aldı, dudaklarına götürdü. Bir süre kibritini aradı, buldu. Ama tam yakacağı sırada, kibrit çöpü çatırdayarak ortadan ikiye ayrıldı. Kutudan ikincisini çıkarırken karşısında dikilmiş adama döndü öfkeyle: “Ne var ne istedin?” “Şey, şey… şey…” “Ne diyorsun be adam, çabuk söyle! Ne geveleyip duruyorsun” derken ikinci kibriti de yine yakamadı… Bu kez de başı koptu kibritin. Hırsla: “Evet, söyle be kardeşim, söyle ne süzülüp duruyorsun?” “Söyleyeceğim, söyleyeceğim, şey…” “Bak yine şey… Yahu senin işin gücün yok mu Allah aşkına?” “Yok ya memur bey yok, onun için geldim size zaten.” Memurun hoşuna gitti karşısındakinin bu saflığı, sırıttı hafiften… Sonra acımış olacak ki sesinin tonunu yumuşattı: “Söyle kardeşim… Söyle bakim nasıl bir iş istiyorsun?” “Valla nasıl bir iş olursa. Devlet işi olsun da…” “Peki, daha önce ne iş yapıyordun?” “Odun, kömür kırdım. Nakliyat ambarında gece bekçiliği yaptım. Sonra bakkalda getir-götür işinde çalıştım. Bir de boyacılık yaptım. Hepsi bu …” “Al şu kâğıdı üst kata çık 3 No’lu odaya gir.” Genç adam bir ooh çekti içinden, 3 numaralı odanın önüne geldi. Burada da sıra vardı. Hayırlı olsun, diyerek beklerken, kısa boylu poturlu bir adam söylene söylene çıkıyordu içerden. “Eee, rüşvet verecek paran yoksa, değil Almanya’ya Beypazarı’na dahi gidemezsin bu ülkede!” sözünü işitince, içine bir hüzün çöktü yeniden. Gireyim girmeyeyim ikilemi yaşarken sırası geldi, çekinerek içeri girdi. Karşısındaki sarışın, genç bir kadın yumuşak bir sesle sordu: “Evet, siz, nasıl bir iş arıyorsunuz?” “…” “Anladım, mülakata alınacaksınız, yandaki odaya geçin.” Yandaki odaya geçti. Solda, kolçaklı bir sandalyede kalın kaşlı, kalın bıyıklı, esmer genç bir memur eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret etti: “Buyurun, oturun.” Elindeki küçük boyutlu kartonları karıştırıyor, üstekini alta, alttakini üste alıyor duruyordu. Bir süre sonra aradığını bulmuş olmalı ki, başını kaldırmadan konuştu: “Kimlik kartınız yanınızda mı? “Evet, yanımda.” “Verin bakim onu… Peki, daha önce ne iş yapardınız?” “Aşağıdaki memura söylemiştim, çeşitli işler.” “Halen bir işiniz yok mu?” “Var da devamlı değil. Boyacılık işi genelde yazın oluyor, kışın pek seyrek.” “Tamam… Nasıl bir iş istiyorsun şimdi?” İyi birine benziyordu memur. Öfkesiz soruyordu soruları… “Valla, ne iş olursa” dedi. Sonra coşkulu bir sesle ekledi: “Devlette bir iş olsun da…” Genç memur güldü… Eğreti bir gülüştü bu. “Nerelisin?” dedi bu arada. “Şerefli Koçhisarlıyım” dedi. Memur ona daha bir yakınlaştı. Konyalıya çalıyordu lehçesi “Ah, Ahh…” dedi: “Günde iki yüz kişi geçiyor buradan, hepsi dertli… Ama devlet memurunun derdini soran yok. Üç bin beş yüz lira maaş alıyorum. Bin beş yüz kiraya, beş yüz su, elektrik, doğal Gaz’a gidiyor. Mutfak giderimiz haftada üç yüz liradan ayda bin iki yüz… Çocuklara 200 lira kalıyor. Sinemaya tiyatroya yolumuz düşmez. Yıllardır tatil nedir bilmeyiz. Asıl derdin büyüğü benim başımda.” Sustu… Dik, dik suratına baktı, sorulara devam etti: “Askerliğini yaptın mı?” “Yaptım.” “Diplomanı iliştirmişsin de, ortaokul diploması yok.” “O da mı gerekiyor?” “Gerekmez olur mu? Devlet bu, her şeyi ister.” “Ee, getireyim bari.” “Onu iş çağrısı yaptıklarında beraberinde getirirsin. Boyacıydın değil mi?” “Evet.” “Şu Tank Palet Fabrikasında boyacı ihtiyacı vardı, ama duvar boyacısı mı yoksa, metal boyacısı mı belirtmemişler. Arapçan var mı senin? “Ne Arapçası, orada Türkçe konuşulmuyor mu?” “Ya, senin dünyadan haberin yok mu? Orasını Katarlılara verdiler. Arapça konuşan aranıyor.” “Yani!..” “Senin yerinde olsam sağlam bir torpil bulurdum.” “Nasıl yani, nereden?” “Nereden olacak, iktidar partisinden. Neyse, uzatmayalım. Formunu tamamladım. Şimdi git, haber bekle.” 2021 yılının aralık ayının 7’siydi. Devlet kapısında tam üç ay, dört gün, 368 saat iş aramıştı. Üzgün adımlarla İşkur binasından ayrıldı. Hava yine kapalı, yine yağışlıydı… Selim Esen
Gercekedebiyat.com
YORUMLAR