1982

Mülkiyeliler Birliğinde üst salonda

Yüzü bahçeye dönük

Köşede kaloriferin yanındaki masaya oturmuş

Gazete okuyor

Dışarıda kar atıştırıyor, soğuk şiddetinden patlamış

Fötr şapkası ve deri bir eski çanta masanın üstünde

Bakmadan karıştırıyor çay bardağını

Gözleri gazetesine dalmış

Sonra ressam Cemil Eren giriyor salona

Başında şapkası ve paltosunun yakası kalkık

Ayaklarını yere vurarak yapışan karları silkeliyor

¦geldiğini haber veriyor belki¦

Ece, gazeteden başını kaldırıp kapıya doğru bakıyor

Yüzünde bir gülümseme

Ayağa kalkıp tokalaşıyorlar

Yer gösteriyor

Oturduğu sandalyenin tam karşısındakini çekiyor eliyle

İki çay söylüyor

Sessizce konuşuyorlar

Ankara’ya belki son gelişiymiş

Sonra birden

Odun sobasına gaz dökülmüş gibi parlayıp gürlüyor

“En yakın arkadaşımın bana yaptığına bak!

neymişim de haberim yokmuş! Şu işe bak üstat” diyerek 

Elindeki dergiyi Eren’in önüne fırlatıyor

 

Ayağa kalkıyor sonra

Ateşi bacasını yıkacak

Bu sırada Başkan Güngör Aydın giriyor salona

Taşrada birlikte çalışmışlar

Yakın tanışmaları Ankara’da olmuş ama

Ne anılar paylaşılmış

Mektuplar, dilekçeler, savunmalar

 

Böyle bir kış günüydü” diyor Ece,

“Müthiş kar yağıyor, tipi fırtına, göz gözü görmüyor

bütün yollar kapanmış, o saat, postane müdürünü uyandırıp

telgraf yazdım valiye

‘ilçemizin tüm yolları kapanmıştır

Can ve mal güvenliği bakımından acele açılmasını stop’

Sözlerini burasında

Sahnedeymiş gibi durup, sağa sola bakıyor

Önemli bir şey olmuş gibi

Çayından bir yudum içtikten sonra devam ediyor konuşmasına

“İki gün sonra

Vilayette ne kadar kar temizleme aracı varsa, greyder dozer hepsi bizim yolda”

ama Vali, zorda kalmış

“Kaymakam telgraf çekmiş yol kapalı diye

Devlet işinde belge konuşur’ diyerek kurtarmış postu mütegallibeden

Sonraki yaz, validen bir takdirname gelmesin mi

bizim ahırda bir hava, astığımız astık, kestiğimiz kestik

okul yapmayan, yol açmayan, imece toplamayan tüm muhtarlar savcılığa

Vali yanımızda ya

Pat! Şikayet…

Tam burasında konuşmasının

Alt salondan bir uğultu geliyor

Naklen maç yayını var radyodan

İki kulağını elleriyle kapatıyor korkmuş gibiGözlerini kısıp konuşuyor içindeki muzip çocuk

“Gol kaçırdı bizimkiler, seslerinden belli” -diyor bıyıklarını düşürerek

“Solmuş balon soluğu gibi söndüler

gol atsalardı bizimkilerpatlardı, güm

Ve susuyor sonra sözün başını unutmuş gibi yorgun

Birer çay daha içiyorlarüşümüş gibi hızlı…

 

“Hadi bana müsaade” diyor

“Özcan’a uğrayacağım, ateşi çıkmış gelemedi bugün

yarın Çanakkale’ye gidiyorum, anneme

Anneme derken sesi düğümleniyor boğazında

Gözleri buğulanıyor

Ayağa kalkıp önce Cemil Eren’e sarılıyor

Sonra Güngör Aydın’a

“Hakkınızı helal edin” diyor

Ve Güngör’le birlikte çıkıp gidiyor

Geri geliyorlar az sonra bir güne yeni başlamış gibi heyecanlı

Yanlarında Ayla Kutlu

Bahçeye bakan sandalyeyi çekiyor,

“Görmeden gitseydim üzülürdüm Aylaiyi kirastladım sana

Deyip sandalyesine otururken garsona sesleniyor;

“Evladım beri bak

dört çay getir bize sıcak, biri üç şekerli”

 

Üstat” diyor Eren’e dönüp

“bu kızı ben bakanlıkta atama şubesi sanmıştım

İnsanmış, insan insan

Kocaman bir yürek deli dolu bir kalp”

Eliyle kalbini gösterirken

“Kaçış’ı’ okudum” diyor

“vapurdumanı gibi kara gölgeyi atmışsın üzerinden

¦(devlet katlarında sağlam bir sandalyeyi tekmeleyip)

Türkçe’yi gerçekten çok güzel kullanmışsın

cesur ve gür bir ses

bakışsızlar zor duyarlar, ama aldırma, duyacaklardır, duymalılar”

“Milletin Dallas dizisi var, kimin umurunda?” diyerek omuz silkiyor Ayla

Ece, “Anadolu Orta Çağı tam da burada,

zordur ilkel bir topluma dünyanın yedi rengini anlatmak, aldırma” diye yanıtlıyor

Çayları getiriyor garson

Ece, kısa süre susup devam ediyor

“Bu topraklarda her yenilik başlangıçta biraz gavurluktur

öcü gibi bakarlar insana, sonra yavaş yavaş alışırlar

mevsimine göre uygun düşerse, punduna getirip heykelini bile dikerler

uyarına gelince de bir şehrin sokağına yahut okuluna verirler adını”

Cemil Eren karışıyor söze

“Belki oğlu hasta marangozun hikâyesini anlatsak daha çok okurlar

Pavlus’u ve Yunus’u

Yani demem o ki bizim insanımız ya menkıbe peşindedir ya tefrika”

“Köy enstitülüler tıkanmıştı” diyor Ece

Ayla’ya dönüyor sonra ve ekliyor konuşmasına

“Sen bu tıkanıklığı aştın, açtın, aşacaksın, aşmalısın…”

Saatine bakıyor

“Bana müsaade, Özcan’ın gözü yollarda kalmıştır”

Gürleyerek kalkıyor ayağa

“Savulun ve destur!”

Vedalaşıyorlar…

Dışarıda kar, karanlıkla birlikte düşüyor sokaklara

Lambaların ışığında

Yabancı, sarı saçlı bir çocuk gibi hüzün...

İsa Küçük
GERCEKEDEBİYAT.COM

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)