'Datçalı Kaymakam Ece Ayhan' / İsa Küçük
'Datçalı Kaymakam Ece Ayhan' / İsa Küçük
Mülkiyeliler Birliğinde üst salonda Yüzü bahçeye dönük Köşede kaloriferin yanındaki masaya oturmuş Gazete okuyor Dışarıda kar atıştırıyor, soğuk şiddetinden patlamış Fötr şapkası ve deri bir eski çanta masanın üstünde Bakmadan karıştırıyor çay bardağını Gözleri gazetesine dalmış Sonra ressam Cemil Eren giriyor salona Başında şapkası ve paltosunun yakası kalkık Ayaklarını yere vurarak yapışan karları silkeliyor ¦geldiğini haber veriyor belki¦ Ece, gazeteden başını kaldırıp kapıya doğru bakıyor Yüzünde bir gülümseme Ayağa kalkıp tokalaşıyorlar Yer gösteriyor Oturduğu sandalyenin tam karşısındakini çekiyor eliyle İki çay söylüyor Sessizce konuşuyorlar Ankara’ya belki son gelişiymiş Sonra birden Odun sobasına gaz dökülmüş gibi parlayıp gürlüyor “En yakın arkadaşımın bana yaptığına bak! neymişim de haberim yokmuş! Şu işe bak üstat” diyerek Elindeki dergiyi Eren’in önüne fırlatıyor Ayağa kalkıyor sonra Ateşi bacasını yıkacak Bu sırada Başkan Güngör Aydın giriyor salona Taşrada birlikte çalışmışlar Yakın tanışmaları Ankara’da olmuş ama Ne anılar paylaşılmış Mektuplar, dilekçeler, savunmalar “Böyle bir kış günüydü” diyor Ece, “Müthiş kar yağıyor, tipi fırtına, göz gözü görmüyor bütün yollar kapanmış, o saat, postane müdürünü uyandırıp telgraf yazdım valiye ‘ilçemizin tüm yolları kapanmıştır Can ve mal güvenliği bakımından acele açılmasını stop’ Sözlerini burasında Sahnedeymiş gibi durup, sağa sola bakıyor Önemli bir şey olmuş gibi Çayından bir yudum içtikten sonra devam ediyor konuşmasına “İki gün sonra Vilayette ne kadar kar temizleme aracı varsa, greyder dozer hepsi bizim yolda” ama Vali, zorda kalmış “Kaymakam telgraf çekmiş yol kapalı diye Devlet işinde belge konuşur’ diyerek kurtarmış postu mütegallibeden Sonraki yaz, validen bir takdirname gelmesin mi bizim ahırda bir hava, astığımız astık, kestiğimiz kestik okul yapmayan, yol açmayan, imece toplamayan tüm muhtarlar savcılığa Vali yanımızda ya Pat! Şikayet… Tam burasında konuşmasının Alt salondan bir uğultu geliyor Naklen maç yayını var radyodan İki kulağını elleriyle kapatıyor korkmuş gibiGözlerini kısıp konuşuyor içindeki muzip çocuk “Gol kaçırdı bizimkiler, seslerinden belli” -diyor bıyıklarını düşürerek “Solmuş balon soluğu gibi söndüler gol atsalardı bizimkilerpatlardı, güm” Ve susuyor sonra sözün başını unutmuş gibi yorgun Birer çay daha içiyorlarüşümüş gibi hızlı… “Hadi bana müsaade” diyor “Özcan’a uğrayacağım, ateşi çıkmış gelemedi bugün yarın Çanakkale’ye gidiyorum, anneme” Anneme derken sesi düğümleniyor boğazında Gözleri buğulanıyor Ayağa kalkıp önce Cemil Eren’e sarılıyor Sonra Güngör Aydın’a “Hakkınızı helal edin” diyor Ve Güngör’le birlikte çıkıp gidiyor Geri geliyorlar az sonra bir güne yeni başlamış gibi heyecanlı Yanlarında Ayla Kutlu Bahçeye bakan sandalyeyi çekiyor, “Görmeden gitseydim üzülürdüm Aylaiyi kirastladım sana” Deyip sandalyesine otururken garsona sesleniyor; “Evladım beri bak dört çay getir bize sıcak, biri üç şekerli” “Üstat” diyor Eren’e dönüp “bu kızı ben bakanlıkta atama şubesi sanmıştım İnsanmış, insan insan Kocaman bir yürek deli dolu bir kalp” Eliyle kalbini gösterirken “Kaçış’ı’ okudum” diyor “vapurdumanı gibi kara gölgeyi atmışsın üzerinden ¦(devlet katlarında sağlam bir sandalyeyi tekmeleyip) Türkçe’yi gerçekten çok güzel kullanmışsın cesur ve gür bir ses bakışsızlar zor duyarlar, ama aldırma, duyacaklardır, duymalılar” “Milletin Dallas dizisi var, kimin umurunda?” diyerek omuz silkiyor Ayla Ece, “Anadolu Orta Çağı tam da burada, zordur ilkel bir topluma dünyanın yedi rengini anlatmak, aldırma” diye yanıtlıyor Çayları getiriyor garson Ece, kısa süre susup devam ediyor “Bu topraklarda her yenilik başlangıçta biraz gavurluktur öcü gibi bakarlar insana, sonra yavaş yavaş alışırlar mevsimine göre uygun düşerse, punduna getirip heykelini bile dikerler uyarına gelince de bir şehrin sokağına yahut okuluna verirler adını” Cemil Eren karışıyor söze “Belki oğlu hasta marangozun hikâyesini anlatsak daha çok okurlar Pavlus’u ve Yunus’u Yani demem o ki bizim insanımız ya menkıbe peşindedir ya tefrika” “Köy enstitülüler tıkanmıştı” diyor Ece Ayla’ya dönüyor sonra ve ekliyor konuşmasına “Sen bu tıkanıklığı aştın, açtın, aşacaksın, aşmalısın…” Saatine bakıyor “Bana müsaade, Özcan’ın gözü yollarda kalmıştır” Gürleyerek kalkıyor ayağa “Savulun ve destur!” Vedalaşıyorlar…
Dışarıda kar, karanlıkla birlikte düşüyor sokaklara Lambaların ışığında Yabancı, sarı saçlı bir çocuk gibi hüzün... İsa Küçük
GERCEKEDEBİYAT.COM
YORUMLAR