Anadolu erkeği kırsal kesimde yaşarken gelenekler ve yaşam biçimi nedeniyle bir engeller çemberinin içinde bulur kendini. Büyük kentlerdeyse sıkışıklık, ülkedeki sistemin günlük yaşamı kolaylaştırmada zorlanması erkeği bir sürü pratik sorunla başbaşa bırakmıştır.
 
Sade bir vatandaşı esas alalım ki evlidir, evlenemiyorsa parası yok demektir ki o zaten bir açmazdır. Evliyse çocuk yapmak geleneğin, tepinin ve toplumsal değerlerin bir vazgeçilmezidir.
 
Büyük kentte çocuk yetiştirmek toplumun en az yüzde sekseni için zordur. Ülkeye olimpiyat şampiyonlarını, ökeleri, dev kişilikleri vermesi normal bu zümre pratik problemlerle ve geçim derdiyle boğuşmaktadır, haliyle bu işlevini yerine getirememektedir. Kaldı ki mutlu azınlığın çocukları bile problemlidir.
 
Çocuğun derdi ve gereksinimi bitmez. Hanımın ailesi uğraştırır, kadın kapris yapar, akrabalardan biri işini kaybeder, bütçenin en zayıf olduğu dönemde kardeşi çocuğunu sünnet ettirir. Birisi ölmüş; gömülecektir, birisi evlenecektir; ‘altın takmak lazım, ayıp olur’ al sana dert.
 
Yoksul toplumun zengin gelenekleri erkek için dev bir karabasandır.
 
Kentlerin havası kirlidir, ulaşım zahmetlidir, iş yaşamının şartları acımasız, çalışma saatleri uzun, iş yerleri kontrolsüzdür. Müdürler aksidir, dedikodu, iaşe, adam kayırma, ayak kaydırma vardır. Sırtında büyük yük taşıyan dar kamu sektörü vergisiz yaşayıp kendine palaslar inşa eden zümreye hizmet yetiştirebilmek için adeta ruhunu teslim etmektedir.
 
İşte bu ortamda sade vatandaşımız kendini kısır bir döngünün içinde bulur. Ayak topu problemli ülkelerde insanları meşgul ve memnun etmenin pratik bir ilacıdır, ancak ayak topu da ona çok görülmüştür. Pazar günü geldiğinde televizyonlar ancak trübünleri gösterebilmektedir. Geç saatlere kadar bekletilmektedir.
 
Toplumu avutmanın en iyi ilaçlarından biri olan ayaktopu bile o topluma gerektiği dozda verilememektedir. Şifreli-paralı muamele Türk erkeğini çoktan sinirlendirmiştir ama ne yapacaktır?… Gözlerim dolar, kaleme sarılırım...
 
İşte böyle yaşayan sade vatandaşımız insan doğası gereği çıkış yolu arar, arar çünkü ruhsal dünyanın gereksinimidir. Bu bir tepidir….
 
Memlekete kavuştuğum zamanlar fırsat buldukça kadınları incelerim ve konuşmalarına da kulak kabartırım. Erkeği mi analiz edeceksin, kadından al haberi:
 
"Benimki çok çocuksu, televizyonda bir kovboy filmi görmesin, herkesi odadan kovalar, çay ister, gürültü yapanı azarlar. Kovboy mecmualarını da okur, bir sürüsünü somyanın altında biriktirir. Ekranda bir atlı, bir kaktüs, bir kızılderili veya bir çıplak dağ görmesin bitti, ne anlar ki onlardan?…"
 
Kadınlar zaman zaman böyle konuşuyor, ancak nedenini pek azı düşünüyordur sanırım.
 
*
Kovboy, havası kirli kentte yaşamaz. Çocuğun kusmuğuyla, hanımın mızmızlığıyla, hastalığıyla veya istekleriye uğraşmaz.
 
Kovboy ‘evlenen var, sünnet var yahu altın takmak lazım ’ türünden kabuslar görmez, zengin adetleriyle ezilip büzüşmez.
 
Kovboy özgürdür, kasabadan dağlara çıkar günlerce at koşturur, bulduğunu istediği zaman istediği şekilde yer. Kadına değer vermez. Kasabaya indiğinde bara gider, orada Janett’i bulur, Janett’in jartiyerli çorabını yırtarcasına sıyırır ve onun bembeyaz vücudunda dolaşırken heyecanın limitlerini zorlar, zevkten uyuşur.
 
Kovboy işini bitirip küvete girdiğinde yatak takımları da çamaşır sepetini boylar ve kısa öykü orada biter.
 
Kovboy Whisky’sini yudumlar, kafası bozulduğunda silahına davranır, ateş eder. Kimse neden silah taşıyorsun, neden ateş ettin, diyemez.
 
Kovboyun bankerde- borsada parası batmaz, ama gözünü karartırsa tüfeğini devreye sokar ve bankayı o batırır.
 
Kovboy dolmuş otobüs beklemez, atına arpasını bol verir, gerektiğinde mahmuzunu konuşturur.
 
*
 
Türkler steplerde yüzyıllarca at koşturmuştur, bu yüzden kovboyun atı ile ilişkisini iyi anlar. At sevgisi genlerinde pasifleşmiş olarak mevcuttur. Kovboy dünyası bu genlerini dürtüler.
 
Yalnızlık özgürlüktür, özgürlük yaşamın gerçek anlamıdır. Nal sesleri onun kalbinin marşıdır. Sade vatandaşımız ve hatta burjuva sınıfından vatandaşımız bile kovboyun alabildiğince özgür yaşamına gıpta eder, o filmelere dalıp gider. Texas-Tex-Tommiksle, kovboylarla hemen özdeşleşir. Onların yerine kendini hiç ikicirklenmeden koyar. Dağlara çıkar, altın sarısı, dost, kaktüslü, hatta kekik kokulu, çiğdemlerle kaplı dağlara. Saklı göllerde yunar. Üstünkörü de olsa Janett aklına gelse de fazla takıntı yapmaz. Belde belde gezer, başı dik yaşar.
 
 
Cem Güneş
 
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)