Sevilen ve etki yaratan her sanat, toplumda taraftarlarını ve ilgi duyanlarını çoğaltıyor.

Konuya ilgi duyan herkes yaratıcı olma isteği ile yanıp tutuşuyor. Bu bir yaşamdır ve yaşamın görünürlüğüdür. Renklerin kıpırdanışıdır aynı zamanda. Binlerce ilgilenenin içinden sıyrılıp çıkanların daha iyi şeyler üretmesi ile sıradan bir ürüne imza atanların farkı nedir öyleyse? İşte bu konu toplumu düşündürüyorsa her şey iyiye doğru yol alacaktır kuşkusuz.

Herhangi bir sanatın ya da işin temel bilgilerini önceden edinip de yapmak, o işi sadece sempati ve hevesle yapmaktan daha doğrudur; daha iyi sonuç verir. Bunun doğruluğunu yaşamın kendisi kanıtlamaktadır.

Bugün bir mobilya mağazasına girsek ve yalnız masaları incelesek bile, ilk çağların çok basit modelinden, zamanımıza kadarki bilgi birikimiyle çizgi ve tasarımın nerelere ulaştığını net olarak görebiliriz.

Her sanat, çağlar boyu gelişimini ve estetiğini yılların üst üste koyduğu bilgi birikimine borçludur.

Şiirin geçirdiği bin yıllar içinde birçok akımlar ve bireysel katkılarla zenginleştiği, ince estetiğine kavuştuğu bilinmelidir. Bu gelişimi yıllar ilerledikçe sürdürecektir kuşkusuz.

Bugün şiir yaratanların geleceğe katkısı ne olacaktır?

Tüm şiir yazan bireyler bunu düşünmeli midir?

Düşünce özgürlüğü kavramı bu alanda da kendini göstermeli mi (!); kim ne isterse onu yapsın mı?

Şiirin geleceğinde etkili olma kaygısı, dünyanın her yerinde toplumun daha az bir kitlesinin uğraşı olabilmektedir.

Her ülkede sanatla uğraşanlar, toplumda azınlıktadır. Üstelik sanat izleyicileri bile azınlıktır. Ama popüler sanat diyebileceğimiz eğlencelikler hiçbir incelik taşımadan izleyici bulur. Duygusalı sömüren şiir piyasasının arkasında da sanattan ayrışan bir olgu vardır.

Sanatın olağanüstü gücünü yaratan gerçek sanatçılar ise aynı toplumun ulusal/uluslararası övünç nedeni olmakta; bu da popüler sanata koşan toplumun iyi bir seçici olamadığını kanıtlamaktadır.

Sanatın yüceliği karşısında, onunla oynamak değersiz bir uğraş olmaktan öteye gidemez.

Bol miktarda üretilen mal, ekonomiyi geliştirir; yaşam kalitesini yükseltir. Mal kötü ve kalitesi düşükse, aldatılmış insanlarla dolar dünya. Yaşam kalitesi yükselmediği gibi, beğeni kültürü de gelişemez.

Kalite dediğimiz şeyin sırrı aranırsa mutlaka bulunacaktır. Hangi çekmecede, dosyada, çantada, dergide, kitapçıda ise ortaya çıkarmalı, tüm topluma yayılmalıdır. Bunun adı, doruktaki bilgiye ulaşmak ve onu kullanmaktır. Bilgi yayma işini karşılıksız yapan değerli sanatçıları saygıyla anıyoruz.

Yaşadığımız dünya, egemenlerin düzenlediği eğitim sistemiyle ancak üretimi sağlayacak ve daha çok para getirecek bir yapıyı gözetir. Yani eğitim üretim içindir.

Şiirin, resmin ya da tiyatronun doğru bir şekilde yaygınlaşıp halka kolayca ulaşması, ancak bu işle uğraşan fedakâr ve işine aşık sanatçıların çabasıyla olabilmektedir.

Devletlerin, yönetimlerin tamamına yakını “güçlü sanatçıların muhalefeti” korkusu ile ona pek yüz vermezler, şöyle bir geçiştirirler.

Sanatla uğraşanların, sanat dünyasından beslenmesi doğrudur. Önce şairliği öğrenip şiir yazmak yerine, şiir yazıp şair olmayı düşünürsek; olamayız.

Şiirle uğraşan binlerce kişi bilgi ile beslenmek gibi bir kaygı taşımadan, etkilendiği bir yapıtın peşinden palas-pandıras koşturmakta, üretmeye çalışmaktadır. Şiirleri birkaç dergide çıktığında, ya da bestelendiğinde bu iş tamamdır diye düşünmektedir. Hele bir de kenardan bir “jüri” eliyle ödüllendirilmişse, şiir arenasındaki duruşu hemen değişir.

Olayın arkasında, şiirin yeryüzündeki yaşamını, genel poetik doğruları ve en yakın akımları dahi ancak sohbetlerde biraz öğrendiğini, önemli yapıtları hiç okumadığını (bir sır olarak) belki de ancak kendisi bilir.

Yaşadığımız “çok şiir ortamı” çok şair yaratmıyor.

Güzel bir sanatın temsilcisi olmanın verdiği mutluluk, hak etmeyenleri sapkınlaştırmakta; o mutluluğa erişme hırsıyla, yetersiz kültür ortamı da kullanılarak sanat adına toplum aldatılmaktadır.

Geçmişte güzel sanat yaratabilmek için zorluklara göğüs gererek incelikler ortaya koyanları tanıyıp-düşünmek doğru ve yararlıdır.

Hiçbir sanat, başta da şiir, yanından geçerken şöyle bir ilgilenip yaratılan bir şey değildir. Bu anlayışla pişirilen yemek bile tatsız olur.

Biz hepimiz o güzelliklere sarılmayı sürdürmeli, ancak kişiselleştirmekten ve onu kullanmaktan sakınmalıyız. Şiir denilen koca anıtın üzerine tırmanıp ismimizi oraya yazmaya çalışmamız onu kirletir. 

Mehmet Büyükçelik

Gerçek Edebiyat

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)