Coğrafya Kederdir

news-details
Şiir


I

Yalnızlık herkesi ardında bırakıp

Koşup gidiyor yanımdan

Bir fener yanıyor ender ışıldayan kalbimde

Bilmiyorum, ben hangi yaranın tuzuyum

Suçunu öğrenmek istiyorum

Gülden küle dönüşen ruhumun

 

Garip bir hissizlik işidir benimkisi

Kimi sevsem sevmezdi beni

Ne çok hırpalanıyor ellerinde ruhum

Bu kaçıncı savaştır en ön cephede vuruştuğum
Bugünlerde aklım fena, vücudum köle pazarı, orada

ruhumu alıp satıyorlar, kim bunlar?

Bilmiyorum


Hayatımdan karanlıklar akıyor
Akarken çıkan ses “çın çın çın”

Her yerde çanları çalıyor 
İnsan cisimli isimler dolaşıyor hayat mezbahasında

Elleri sanki alkıştan yaratılmış,
kendi olmaları imkânsız, tasmasız yaşamaları zor,
taşıdıkları yüz değil burun,

sözleri bilgece, görseniz hepsi birer Eflatun

Suya benziyorlar akislerinden nefret ediyorlar

Çok değiller hayır üstün değiller hayır 

fazlalıklarıyla boğuyorlar

Anlatılmaz, anlaşılmaz, akıl almazlar

beni yolda görseler selamımı almazlar 

 

Ben, merkezî hüznümle başkent olurdum onlara 

İnanmadılar bir türlü onlarla aynı havayı soluduğuma

Gri bir Anka'ya çevirdiler beni bu şehirde;

Kendi küllerine resmi evrak uzatan,

Başkasından çekinen kendinden utanan

Mürekkebi solgun mühürler dolanıyor üstümde

Oysa yalnızlıklar başbakanı ya da meyhanelerin memuru olmalıydım ben

 

Ne çok ezildim çiçekleri seviyorum diye aralarında 

Şu yaşa gelip de ayakkabı bağlamayı öğrenemediğimi bile bile

Çok cesur davrandım rol kesmeden yaşamayı seçtiğimde


Maalesef yine, maalesef yine

Memleket diyorlar kahvelerde bana 

Bilmiyorum nereli olduğumu 

Memleketim kabul ediyorum 

İçine doğduğum cehennem çukurunu


Bana kırmızı bir yara gösterseler

İçinden bir a atarım

Hem adımı hatırlarım hem sırtımdaki lekeyi

İsmimi hiç sevmiyorum yaralı ismimi 

Bana nedense hep kötü şeyleri hatırlatıyor hep kötü şeyleri


Evet evet sert bir kış geçiyor

Günbegün bir isyan büyüyor 

dudaklarımda bir türlü karşı koyamadığım

Kralı öldürülmüş bir şehir şu içim 

Ağır darbelere karşı ağır bir göğüsle

yumruk yumruğa kavga etmiş gibiyim 

 

Ruhçuydum eskiden ben diyalektik takılıyorum bugünlerde

Evet evet Marx evet Hegel evet kendine gel

Lütfen annem duymasın bunları

Yüzüme yapışmış sanki ömür boyu garantili bir kireç taşı


Bilmiyorum, niye bol geliyorum kendime

Evet gizem bu, evet evet sır bu, evet beni dinle
-dur hemen gitme bir dakika beni dinle-
İnsani ihtiyaçlarım için cömertim

Saatin kaç paraysa verebilirim 


Bir çay kaşığına bile güveniyorum üstüme çığ düştüğünde 

Hayalperestim, reddedildim, üşüyorum 

Evet soğuk, evet kar, evet şubat

Ama adımdan daha iyi biliyorum 

Isıtacak her yeri toprağıma düşen ilk cemre

 

Ben, şakaklarına uğultuya benzer ağartılar yapışan

Ela gözlü bir adam,

Sarı bir yanılgı,

Hüzün zengini, mutluluk fakiri

hep yollarda arıyorum kendimi

 

Bana göre doğruyu söyleyen tek şey materyalizm

Bir de annem var 

O benden emin ben ondan daha eminim 

Ruha inanıyorum ama maddeciyim 

Ne biçim bir çelişkidir bu her sabah tok karna içtiğim

Bu hayat hastalığına iyi gelir diye 

Bilmeden kaç filtresiz inceliği sineme çektim 

 

Evet bu dünyada bir korkuluktan fazlası değilim 

Bir tek tarladaki kargalarla kaldı işim 

Bana kötülük edenlere bile yalnızca gülüp geçtim

İstemiyorum onlarla mücadele nasıl olsa kaybettim bir kere

Belki tekrarını verirler bir cuma gecesi dizisinden önce 


II

Evet; militan bir göğüsüm,
Hangi kavgaya atılsam ilk ben ölürüm

Evet evet, evet ha gayret 

Yürürken yere bakma 

yaşamayı öğreneceksin elbet diyorum kendime
 İlk adımlarını atan bir bebeğin gayretiyle 

Koşuyorum yeni hayatım dediğim geleceğe

 

Bana kalırsa incelenmesi gerekir yaşamım

Bu kadar acıya dayanan bir tür

yüz yılda bir belki görülmüştür

Ahlak polisi miyim bu hayatın 

Neden etmedim kendimden başkasına küfür?

 

Sesim, bana yabancı sesim 

Beni terk etmek istiyor 

mutlu olmak için 

Hakkın var diyorum ona 

Hazırım yine de beni bırakma 

diye yalvarmaya 

 

Evet, beni sevmeyen herkes gibi o da haklı
Evet evet bana yeni bir renk gerek
ya da bir bahçe, sevilen kıza verilememiş çiçekler içinde
 

Nedense güller hep birbirine benzer 

Ben ayrık olanları seviyorum 

Nasıl bir hastalıksa bu 

aynı yoldan üst üste iki gün bile eve gitmiyorum 

 

Hâlâ şiddetle sevilmiyorum 

Hâlâ günde iki paket sigara içmiyorum 

Hâlâ pusluyum hâlâ umutsuz

Yangından kurtarılmış değersiz bir eşya gibi dolaşıyorum 

Kimse bakmıyor yüzüme 

Külden başka hiçbir şey hatırlatmıyorum kimseye

 

Bitkin bir bıçağım, işlevsiz bir neşter ne bileyim işte 

Zihnimde kazaya uğrayan aşklar

Gereksiz bir ayrıntı gibi yerleşti belleğime

Kim görse beni ilk önce der: 

Ne saçma adam kıl aldırmıyor burnundan 

Bilmezler ki kibir, bana hep iyi gelir

 

Evet evet onu çok istedim ama
Ölüm geçti beni teğet
Hayatsa bütün iplerimi söküp attı

Kalmadı dilimde çözülmemiş gönül düğümü

Şimdilerde benziyorum tehlikeli bir maddeye
Bilmem nereye kapatılmalıyım
Ben sığsam ruhum sığmaz ki kilometrekarelere

 

Kaan Eminoğlu

GERCEKEDEBİYAT.COM



Sosyal Medyada Paylaş

author

Kaan Eminoğlu

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..