“KADIN: Yeniden yapmak ve yeniden kurmak zorundayız.  Ama önce yıkmak zorundayız.” Bir Alafranga Muhabbet – Hasan Tanay

Oyun bir cami tuvaletinde sıkışmış iki karşı cinsle başlayıp oyun boyunca bu dar mekanda kaldıklarını görünce, buradan çıkış nasıl olur diye düşünmeye başlamıştım.

Sosyolojide toplum, birbirine bağlı olarak yaşayan, doğrudan veya dolaylı etkileşime geçen farklı özelliklere sahip insanları ifade eder. Oyunda, karşımızda buna örnek iki insan var.

Karşımızda Küçük Burjuva’ya ait Orta Direk kesimini temsil eden iki figür var. Yönetmen diyalektiğin ve yabancılaştırma yönteminin uygulanmasını tercih ediyor, bir bakıma yazarın dar ortamda tartışma ya da çelişkili yollardan karşıdakini ikna etme çabalarını yazması da yönetmeni bu uygulamaya mecbur kılıyor. Yönetmenin başarısı, epik tiyatroda çok sık yapılan kolaycılıktan kaçınmış olması ve oyuna duygu da katmış olmasıdır.

Bir kadın ve bir erkek sıkışmış olmanın telaşı ile aynı tuvalete girerler ve oyun başlar. Dekor çarpıcı ve iyi düşünülmüş. Dışarı çıkma çabaları ve yardım isteme bağırışları  sonuçsuz kalınca, birbirlerini suçlama ile başlayan diyalog oyunun çatısını kurar.

Kadın ve erkek ilişkileri üzerine başlayan, kutsallığa da değinen derin, keyifli ve eğitici bir sohbetin içinde buluyoruz kendimizi.

“KADIN: Sürekli bataklığa dönüşen bir toplumda yaşıyoruz. Birçoğumuz,  sen de ben de aynı bataklığı aşmaya çalışarak hayatımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Az ya da çok üzerimize çamur değiyor. Bu bataklık var oldukça kendimizi tertemiz olarak ancak rüyamızda görürüz."

Değerlerde değişikliklerin işlendiği, güzel, kutsal ve iyi görünenlerin içindeki çürümüşlüğün toplum bazında ortaya çıkarıldığı bir oyunla karşı karşıya kaldığımızı anladım.  

Işık, sahnede uyumlu, geniş ve odaklanmış bir aydınlatma sağlamış. Öte yandan pis bir klozetin ortada durduğu dekorun üzerindeki ışık, pisliği bir kanaviçe gibi işlemiş, oyunun ana temasına uygun olarak, özündeki pisliği saklayarak, güzelleştirerek, parlatmış.

e2113284-ca17-4587-92e9-8b10ea3e1d8b.jpg

Kukla ve Maskeler  çeşitlilik veya aksesuar olarak kullanılırken, bu oyunda söylenmek istenenler Maske yolu ile verilmiş.

Sahne 2’de maskeler ile anlatılan diyalog, koku giderek yükselirken toplumdaki sıkıntıların da çoğaldığını anlatıyor ve “Ne kadar çürümüşlük, o kadar kitlesel yoksulluk” olgusunu gösteriyor:

ÇOCUK : Anne karnım aç!

ANNE : Tamam çocuğum, merak etme bir iş bulur bulmaz karnını doyuracağım.

ÇOCUK: Anne okula kayıt için para istiyorlar.

ANNE : Tamam çocuğum, merak etme bir iş bulur bulmaz seni okula yazdıracağım.

ÇOCUK : Anne çok hastayım.

ANNE : Tamam çocuğum, merak etme, bir iş bulur bulmaz seni hastaneye götüreceğim.

ÇOCUK : Anne ben büyüdüm.

ANNE : Tamam, çocuğum, merak etme, bir iş bulur bulmaz sen de çalışacaksın!

ÇOCUK : Anne mahallemizde bir cami yapılacakmış. İnşaatında ben de çalışacağım.

ANNE : Tamam evladım. Çok sevindim. Bak Allah yüzümüze güldü, artık senin de bir işin var.

Seyircinin sahnedeki olaylara eleştirici bir uzaklık kazanması için başvurulan maskeli diyalog çok başarılı. İzleyici klozet ile maskeli diyalogu birleştirip kendisini, duygusal katılım ve eleştirel bakış birlikteliği ile oyunun içinde buluyor. Oyun izleyicinin aklına adalet duygusu, temiz toplum ve özgürlük düşüncesini getiriyor ve haklı olarak onun içinde bulunduğu duruma öfke duymasını sağlıyor. Oyuncuların, izleyicilerin akıllarına hitap etmekte usta olduklarını da belirtmem gerek.

“Brecht’le Yaşamak”da Brecht tuttuğu günlüklerin bir gününde şöyle yazar:

“Nitekim, bir yandan duygusal katılım, akılsal öğelerin değerlendirilmesiyle de ortaya gelebildiği gibi, öbür yandan yabancılaştırma etkeni, salt duygusal yolla da sahneye konabilir.”

Maskeler değişir ve şöyle bir diyalog başlar:

“BAŞKAN : Elinize sağlık, hayırlı uğurlu olsun bay Buray!

MÜTEAHHİT : Tüm camiamıza hayırlı uğurlu olsun!

BAŞKAN : Duyduk ki, cami inşaat sırasında işçi bir genç hakkın rahmetine kavuşmuş.

MÜTEAHHİT : Ya, hiç sormayın böyle bir kaza oldu. Allah rahmet eylesin.

BAŞKAN : Allah rahmet eylesin.

MÜTEAHHİT : Bu sesler nedir başkan?

BAŞKAN : Mühim bir şey değildir. Gereksiz yere kargaşa çıkaran hadsizler. Biz işimize bakalım.

MÜTEAHHİT: Cami açılış töreni için çok güzel bir hazırlık yaptık başkan. Milletimiz çok mutlu olacak.

BAŞKAN : Öyle öyle bay Buray! Bu arada cami tuvaletini umuma açık ve girişleri 1 tl yaptık. E ne de olsa masrafları var.

MÜTEAHHİT : Kimler işletecek peki?

BAŞKAN : Onun da ihalesini yapacağız.

MÜTEAHHİT : Buyurun Başkan, açılışa geçelim!

Oyunda bir yabancılaştırma aracı olarak kullanılan maske bir gerçeği örtbas etmeye yaradığı gibi gerçeklerin açığa çıkmasına da neden olabilir.

Başkan ve Müteaahit’in konuşmalarından sonra verilen haber anonsunda, oyun bize, siyasal islamdan cesaret alan cemaatlerin yurtlarındaki cinsel istismarların boyutunu ve çürümeyi yani  kokuşmuşluğun toplumun en alt tabakalarına kadar yayıldığını gösteriyor. Din toplumsal kurallarımızı belirliyor ve cemaatler yüzünden din bizi ötekileştiriyor.

İşin özünde “çekirdek çürümüştür” diyor oyun. İnsanların çoğu bu çürümüşlüğe uyum sağlamıştır. Çünkü Nietzsche’nin tanımladığı gibi insanlar bencil yalnızlardırlar.  

“KADIN : Yalnız şu yaşadığımız gerçekten çok saçma! Bunun bir açıklaması olması gerekir. Bir süre sonra bizim bir doğamız olmaya başlayacak burası. Alıştık bak! Şaşırmıyoruz!

ERKEK : En büyük tutsaklığımıza sebep de zaten bu kolay alışıyor olmamız değil mi?”

Koşulların  davranışlarımızı belirlediğini görüyoruz diyaloglarda.

Brecht ‘Adam Adamdır’ oyununda Galy Gay için şunları söyletir:

“Böyle biri kendiliğinden dönüşür, bir su birikintisine atsanız, yarına kalmaz ayakları perdelenir. Çünkü kaybedecek bir şeyi yoktur.”

İçinde bulundukları durumdan kurtulma çareleri ararlar. Bireysel çabalar, bağırıp çağırmalar bir işe yaramaz.

Brecht’in “Madem İyisin” adlı şiirinden yapılan alıntı yerinde ve zamanımıza uygun:

“Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni.
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.”

Sahnede mantıksal bir akış var.

Oyunda Hasan Tanay’ın dar alanda Meyerhold’un vücut dili tekniğini kullanarak hiç konuşmadan tuvaletin içinde dolaşması dahi bir şeyler anlatıyor. Özgür Akıncıoğlu’nun mantıklı, cesur kadın rolü, çok iyi kullandığı jestlerle Toplumsal Gestus’a iyi bir örnek sergiliyor.

Işık ve Dekor Tasarımı’nı yapan Tiyatro İklimler başarılı, Maske fikri ve maskeler muhteşem, Yönetmene ve Hüseyin Çiğdem’ e teşekkürler. Müzik metin ile uyumlu, ses ve ışık uygulama yerinde ve başarılı. Savaş Sami Kündüroğlu ve Ayça Kılınçer’i kutlamak gerekiyor.

Oyun başladığında buradan çıkış nasıl olur diye düşünmeye başlamıştım. Nasıl kurtulacaklardı?

Kurtuluşun anahtarı bulundu:

“Hadi ne duruyorsun?”

Hasan’ın oyunu son dönem izlediğim en tutarlı, eğiten ve keyif veren bir oyun.

Tiyatro İklimler de böyle bir oyunu bizlere sunduğu için teşekkürü hak ediyor.

Oğuz Gemalmaz
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)