Bin bir renkten mürekkep Eflatun Usta
Karikatür sanatçısı Mustafa Bilgin, uzun bir yaz tatili sonrası gerçekedebiyat sayfalarında 'Karikatür Pazarı' yazılarına başladı.
1996 yılında, Karikatürcüler Derneği’nin düzenlediği, ‘Demokrasi İçin Karikatür Ödülü’ töreni kapsamında yapılan panelin konuşmacılarından biri Eflatun Nuri (Erkoç) ustamızdı. Demokrasi deyince… Bu karikatürümü ustamız Eflatun Nuri’ye ve demokrasi mücadelesinde çile çekmiş tüm aydınlarımıza armağan ediyorum: Karikatürcüler Derneği’nin kurucularından, ustamız Ferit Öngören, bir zamanlar Dolmuş mizah dergisini çıkaran bilge yazarımız İlhan Selçuk ile Leman mizah dergisini temsilen usta karikatürcü Mehmet Çağçağ panelin diğer konuşmacılarıydı. Musa Kart’a ile Leman mizah dergisine ‘1996 yılı Demokrasi İçin Karikatür Ödülü’ verilen bu tören, mini karikatür sergisiyle, slayt gösterisiyle, müzik dinletisiyle, paneliyle dolu dolu, güzel bir etkinlik oldu. Karaca Tiyatrosu’nun koltuklarını dolduran yüzlerce konuğa bu ödül törenine ilişkin bugün neler anımsıyorsunuz diye sorulsa, Eflatun Nuri’nin herkesi gülmekten kırıp geçirdiği panel konuşması ilk sırada yer alır, diye düşünüyorum. Ustamız havasını bulduğu her ortamda olduğu gibi komik anılarla süslemişti güzel konuşmasını… Özellikle, karikatürcüsü olduğu Dolmuş dergisi bürosuna, siyasi polis baskın yapınca, masanın üzerinde duran boş yemek tepsisini kapıp; “Aziz bey yemeğin parasını yarın alırız” diyerek polislerin arasından sıvışma anısı hepimizi kahkahaya boğmuştu. Dolmuş dergisinin Aziz Nesin gibi etkili yazarlarından, o günlerin en yakın şahidi İlhan Selçuk’a göz ucuyla bakıyordum, dostunun anlattıklarına candan gülüyordu. Girdiği her ortamda hep böyle, gerçekle düşü, asılla masalı harmanlayıp kendine özgü anlatımıyla neşe kaynağı olduğunu duyduğumuz Eflatun Nuri’yle aynı masada ilk kez bulunduğumda şansa bakın ki neşesiz ve kırgındı. Burada bir konuya dikkat çekip, anıma öyle devam etmek isterim… Oğuz Aral yönetimindeki Gırgır dergisi çıktıktan kısa bir süre sonra toplumdan çok büyük ilgi görünce, Karikatürcüler Derneği üyesi kimi ustalarımızdan sert eleştiriler yükselmeye başladı. Eleştiri gerekçelerinden bence en önemlisi, düşünceyi öne çıkaran evrensel nitelikli karikatürlerin dergide yok sayılıp, eğlenceyi öne çıkaran yazılı (balonlu) karikatürün yeğlenmesiydi. Küslüklere varan tartışmalar yüzünden karikatürcüler “Dernekçiler” “Dergiciler” olarak ikiye bölünmüştü. Fakat Eflatun Nuri, Mim Uykusuz gibi dernek üyesi kimi usta karikatürcüler de, Gırgır ve benzeri haftalık mizah dergilerinin kadrosunda, şu ya da bu nedenle yer aldılar, çizdiler. Belki de Eflatun Nuri gibi bir sanatçının dernek üyesi karikatürcüler ile dergi çalışanı karikatürcüler arasında bir doğal köprü oluşu sayesinde tartışmalar zaman içinde yumuşadı, giderek unutuldu. Şimdi Eflatun Nuri’yle bir arada olduğumuz o anıma gelebilirim… Sanırım 2001 yılının güzünde, bir etkinlik sonrasında Karikatür ve Mizah Müzesi’nin yakınlarında bir çay ocağının taburelerine çökmüştük. Özel bir otobüs gelip bizi Karikatürcüler Derneği’nin düzenlediği geceye götürecekti. Fakat çevresinde biriktiğimiz ustamızın sohbetinde neşeyi boşuna bekledik… Eli hep sigaralı, cümleleri dumanlıydı… - (Mizah) Dergilerin bu hale geleceğini bilseydim hiç bulaşmazdım! dedi bir ara. Onun adına konuşup polemik olsun istemem fakat sanıyorum, balonlardaki yazılarda komik olmak uğruna küfre başvurulması, bu durumun giderek zıvanadan çıkması, Oğuz Aral gibi bir saygın otoritenin yokluğunda, denetimden “kurtuldukları” için çoğu karikatürcünün çizgilerinin şişmesi, üstüne üstlük sayfa düzenlerindeki karmaşa gibi olumsuzlukların Eflatun Nuri’yi artık üzdüğünü duyumsatmıştı bana. Ayrıca sohbetin bir yerinde Eflatun Nuri ustamızın ağzından “Derneğin bana bir albüm yapması gerekir” gibilerden bir cümle de çıktı. Karikatürcüler Derneği’nin 1998 yılından başlayarak, talep eden üyelerine “Nasreddin Hoca’nın Torunları” başlığı altında peş peşe albüm çıkardığını bildiğim için garipsemiş; “Bu diziden bir albümünüzün çıkması çok kolay olur” demiştim. Fakat hiç unutamadığım bir yanıt gelmişti ustadan: - “Ben Nasreddin Hoca’nın torunu değilim!” Gözlerinde dillere destan muzipliğinden bir işaret aradım, yoktu… Özgün bir karakterdi Eflatun Nuri... Sanıyorum sıradan bulduğu bu albümler gibi bir albüm için sıraya girmek, sıra dışı karakterine uymuyordu… Tasarımı, sayfa sayısı, ebadı, belki renkli sayfaları, renkli anılarıyla ‘özel’ bir albüm hayal ettiğini anladım ustamızın. Bu konuda yerden göğe haklıydı. Haklı olmadığı konu, ne kadar reddederse etsin, hepimizden çok Nasreddin Hoca’nın öz torunuydu. Öyle olmasaydı, aynı zamanda hayvan sevgisiyle ünlü Eflatun Nuri, ayrı kalmaya gönlü razı olmadığı sevgili horozunu evrak çantası içine, kafası bir yandan, kuyruğu bir yandan çıkacak şekilde yerleştirip, kimseyi umursamadan belediye otobüsüne binebilir miydi? Mustafa Bilgin
Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR