Bilmem kaçıncı pazar bu içeride... / Erdal Atıcı
Evlerimize kapandığımız bugünler geçmişteki ve bugünkü olayları anlamak, okumak, düşünmek, düşündüğümüzü söylemek ve yazmak için iyi bir fırsattır. Bu fırsatı özellikle yazarlar, şairler çok iyi kullanmalıdır.
Hepimiz içerideyiz... Sokaklar boş... İnsanlar korkuyla evlerine kapandılar. Gezegenimiz koca bir hapishaneye dönüştü... Bugünler geçtikten sonra, eminim, hepimizde bir hapishane deneyimi kalacak! Öyle haksız yere içeride tutulan gazetecilere bugünkü kadar duyarsız kalmayacağız... Ortaokuldan beri, yolum hiç düşmediği halde, ara ara hapishaneleri düşünürüm, kale gibi yüksek duvarlı olanları söz gelimi... İçinde umutsuz yatanları, hücredekileri, kapı altına alınanları, dayaktan, işkenceden geçirilenleri... Zincir şakırtılarını, insanların ayaklarına bağlanan paslı prangaları... Ya da hiç suçu olmadan idam edilenleri... Sanırım Victor Hugo'nun Sefiller adlı romanını okuduktan sonra gelişti bu duygular bende... Cezası kürek mahkumluğuna çevrildikten sonra kahramanın gördüğü insanlık dışı eziyetler, çok etkilemişti beni... Sonra Mavi Sürgün Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın anılarını okumuştum. Zorunlu ve mahkum olarak geldiği, sürgün kasabasındaki var olma savaşını... Tanıdığı denizcilerin hikayelerini, Bodrum tarihini... Hepimize usta kalemiyle anlattı. Sonra Sabahattin Ali'nin üç buçuk yıllık mahkumiyeti için geldiği Sinop Kalesi... Bugün müze haline gelen o kaçması olanaksız mapushanede yazdığı şiirleri... "Dışarıda deli dalgalar /gelir duvarları yalar/ seni bu sesler oyalar / Aldırma gönül aldırma" bu dizelerin bir hapishanede ve gerçekten dalga seslerinin duyulduğu bir koğuşta yazıldığını kaç genç bilir bugün? Yine oradan yazılan "görülmüştür" damgalı mektupların yer aldığı İki Gözüm Ayşe adlı yapıtı kaç öğrencimiz okumuştur... Sonra sırf düşüncelerinden dolayı on beş yıla yakın yatan Nazım Hikmet'in "hapiste yatacak olana öğütler", "Bugün pazar / beni ilk kez dışarı çıkardılar" şiirlerini kaçımız, yazıldığı o kara günlerin duygularıyla okuyabiliriz... Ya Kemal Tahir'in mapushane günlerinde yazdığı romanlar? İçeride tanıdığı insanlar değil midir kahramanları? Duyduğu hikayelerin edebi bir dille romanlaştırılması değil midir, okuduklarımız... Orhan Kemal, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal, İlhan Selçuk ve daha niceleri... Hapishaneye düşmeyen kaç yazarımız vardır? Gelin beriye: 12 Eylül sonrası hapishanelerde yazılan şiir roman ve hikayeler ayrı ve büyük bir külliyattır aslında... Hemen ilk aklıma geliverenler: Nevzat Çelik'in Şafak Türküsü... "Beni burada arama anne / kapıda adımı sorma / saçlarına yıldız düşmüş/ koparma anne ağlama" dizeleri, ne kadar yakıcı gelir insana... 12 Eylül öncesi Artvin TÖB-DER Şube Başkanı Enver Karagöz'ün, "Şu Metris'in önü / bir uzun alan / bir tek seni sevdim / gerisi yalan" dizeleri ne kadar acı bir türküye dönüşmüştür sonraları. İsyanı anlatan bu dizeler hangi zaman diliminde ve hangi ruh haliyle yazılmıştır acaba? Kimler bilir Enver Karagöz'ün toplantılarda, mitinglerde çok güzel şiirler okuduğunu? 12 Eylül'de faşist işkencecilerin, bir daha şiir okumasın diye, ses tellerini yakmak için Enver Karagöz'ün boğazına kaynar su döktüklerini kimler bilir? Enver öğretmene yapılan bu insanlık dışı alçaklığın boyutu ölçülebilir mi, söz gelimi... Tarih ne yazık ki, geriye doğru değil ileriye doğru akıyor, o günler, o günler de yaşananlar edebiyatta, sanatta ve resimde sonsuza kadar yaşayacak, binlerce yıl geçse de hatırlanacak... Tarih iyi bir öğretmendir ders almak isteyenlere... Evlerimize kapandığımız bugünler geçmişteki ve bugünkü olayları anlamak, okumak, düşünmek, düşündüğümüzü söylemek ve yazmak için iyi bir fırsattır. Bu fırsatı özellikle yazarlar, şairler çok iyi kullanmalıdır. Erdal Atıcı (5 Nisan 2020) Gerçekedebiyat. com
Bugün pazar...
YORUMLAR