Bizleri tabii ki ilk defa görüyordu, güler yüzü ve nezaketi ile  kapıda karşıladı, tek tek elimizi sıktı, hatırımızı sordu. Dış görünüşü, kıyafeti, konuşması, kibarlığı, alçak gönüllülüğü ile tam bir beyefendi olduğu yargısı birkaç dakika sonra zihnimde oluşmuştu. Bakanlık yapmış, ülkemizin yetiştirdiği sayılı büyük siyaset bilimcilerinden Prof. Kışlalı, en ufak dahi bir kibir göstermeden o yumuşak anlatımı, güzel Türkçesiyle bizi aydınlatıyordu. Bir ara sözünün arasında:

‘‘Hocam, peki umutlu musunuz?’’ diye sordum, ismimi sorduktan sonra, hocamız kollarını iki yana açarak:   

‘’Murat kardeşim, senin gibi genç kardeşlerim varken, umutsuz olmak mümkün mü?’’

23/Ekim/1999 tarihinde, Ankara Atatürk Bulvarı’nda hocamızın cenaze aracının arkasında, gözlerim yaşlı, kulaklarımda o gün söylediği sözler, O’nun güvenine layık olamamanın utancıyla yürüdüm.  

Kışlalı yurtseverliğin gerektirdiği sorumluluğu bulunduğu her görevde, konumda hakkıyla yerine getirdi. Bakanlık beklentisi, isteği olmayan Kışlalı’ya haberi Altan Öymen veriyor ve sonrasında şöyle diyor:

‘’Kültür Bakanı olacağını kendisine açıkladığımda yüzünde sevincin işaretlerini görememiştim. Yalnızca gözlerinde önemli bir sorumluluk yüklendiğinin bilincine varan ışıltının çaktığını gözlemiştim.’’(1)

Yakın arkadaşı Emin Özdemir ise:

‘’Onun eylemini ve kişilik özelliklerini nitelendirecek üç temel sözcük seç deseler, hiç duraksamadan şu sözcükleri seçerdim; Adanmış, aydınlatmacı, yalın’’(2)

Kışlalı yaşamını Atatürk Devrimine adadı. Kitaplarıyla, yazılarıyla, konuşmalarıyla ve eylemiyle milletimizi aydınlatmaya vakfetti kendisini ve bunu da son derece yalın bir konuşma ve yazı diliyle gerçekleştirdi.

Atatürk ilkelerini bugüne uyarlayarak, bugünün sorunlarına çözüm üretme konusunda temel ideoloji olarak görerek, milletimize anlatmaya çalıştı ve bu uğurda canını verdi. Atatürk’ü hiçbir zaman bir put, bir dogma haline getirmedi, yaşamın, ülkenin, dünyanın pratiği içerisinde ilke ve devrimlerinin doğruluğunu kanıtladı hep.

Maalesef bugün Atatürk ilke ve devrimlerini tüm gerçekliğiyle, doğruluğuyla savunan yazarımız, aydınımız pek kalmadı, hocamızın eksikliğini bugün daha çok duyumsuyoruz.

Yaklaşan Cumhuriyetimizin 100. yıl kutlamalarının sadece bayrak asmaya, Anıtkabir ziyaretine, balo düzenlemeye ve mesaj göndermeye indirgenmemesini diliyorum. Kuruluş felsefemizi oluşturan Atatürk ilkelerini öğrenmeye, hatırlamaya, öğretmeye, savunmaya ve yaşamımıza geçirmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bunun da yollarından birisinin Ahmet Taner Kışlalı hocamızın kitaplarını okumak ve yeniden okumak olacağını   düşünüyorum.

Değerli aydınımız yazar Ahmet Cemal, Kışlalı hakkında şunları yazmış:

‘’Ahmet Taner Kışlalı, yıllardır hiçbir söylediğini ya da yazdığını kaçırmamaya çalıştığım, bana göre sayıları artık çok azalmış olan gerçek aydınlardan biri. Onun, insanları ve değer yargılarını putlaştırmaktan özenle kaçınan, her insanı ve bütün olup bitenleri yerleştirilen genel kalıpların içerisinde değil, fakat aklın süzgecinden geçirdikten sonra görmekte direnen tutumunu, en azından kendim için hep örnek saydım.’’(3)

Sonsuzluğa uğurlamamızın üzerinden 24 yıl sonra, yurtseverlik öğretmeni Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümsüz anısı önünde sevgi ve saygıyla eğiliyorum. Düşünceleri her zaman yolumuzu aydınlatacak.

‘’Evet, Atatürk Suçludur. Eğer Türk işçisi, Batıdaki gibi, çocuk yaşta yeraltında günde 14-16 saat çalıştığı dönemler yaşamamışsa; bir oy hakkı için bile, Fransız işçisi gibi, 59 yıl kanlı bir savaşım vermek zorunda kalmamışsa bunun suçlusu odur’’(4)

(1) Çocukluğa Yolculuk, Işık Kansu, Bilgi Yayınevi, 1.Baskı, Mayıs 2002,  s.205

(2) a.e. s. 207

(3) Cumhuriyet, 27 Aralık 1997

(4) Kemalizm Laiklik ve Demokrasi, Ahmet Taner Kışlalı, İmge Kitabevi Yayınları, 8. Baskı, Mart 2007, arka kapak

H. Murat Doğan  
Gerçekedebiyat.com

                   

               

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)