Bestelenebilir şiirlerin şairi Mehmet İş
AHMET YILDIZ: Sevgili Mehmet İş, ilk şiir kitabını çıkardın. Neler hissediyorsun? Gerçekedebiyat.comBESTELENEBİLİR ŞİİRLERİN ŞAİRİ MEHMET İŞ
MEHMET İŞ: Sevgili Ahmet Yıldız, öncelikle bu söyleşi için teşekkür ederim. Benim açımdan yaklaşık çeyrek asır kadar geç kalmış bir eylem olmasına karşın, çok heyecanlandığımı söylemeliyim. Yıllarca sayfalar arasında kalmış onlarca şiir, kitaplaşarak artık gün yüzüne çıktı. Yaşadığım ve yaşatmaya çalıştığım duygular şimdi bu kitap sayesinde belki de başka gönüllerde yaşayacak, bu da beni mutlu ediyor. Buruk da olsa.
-Niçin uzun süredir şiirlerini kitaplaştırmadın?
-Bir kaç kez şiirlerimi kitaplaştırma düşüncem oldu ama bunu çeşitli sebeplerle gerçekleştiremedim. 1983/1987 yılları arasında Karadeniz Gazetesi Sanat Sayfasını hazırladım, bu süreçte bir çok şair arkadaş ürünlerini yayınlamam için bana gönderiyordu. Böylece tüm şair arkadaşlarla da görüşme fırsatımız oluyordu.
O dönemde birlikte yürüdüğümüz birçok şair arkadaş, seksen yılının sonlarına doğru ilk kitaplarını yayınlamıştı bile. Ancak Ankara’daki kitapçıların raflarında arkadaşlarımın şiir kitaplarını maalesef göremiyordum. Şiir kitabı satılmıyordu, sattırılmıyordu! Daha doğrusu raflarda pek şiir kitabı da göremiyordum; belli bir kamplaşma haricinde olanları ayrı tutarsak tabi ki. Şiir kitapları kamplaşmanın esiri olmuştu! İlginçtir ki ödüllü kitaplar bile raflarda yoktu! Bu durum o yıllarda beni oldukça fazla etkiledi. Şiire küsülmez tabi ki. Ama şiir dosyalarımı bir süreliğine “rafa kaldırdım”.
Diğer bir sebep de, ben hep özel sektörde çalıştım. Mesleğim gereği, elimde bir laptopla yirmi yıla yakın servis (Fabrika ve makina otomasyonu donanım ve yazılımı) mühendisliği yaptım. Evim Ankara’da olmasına karşın her yıl 300 günüm çeşitli ülke ve şehirlerde, fabrikalarda, geçiyordu. Hiç bir yerde iki haftadan fazla kalamadım. Bu sebeple, sosyal ve yazınsal yaşamla kopukluklar da yaşadım. Ama okumayı da hiç ihmal etmedim. Çantamda yıllarca laptop ve şiir kitaplarıyla dolaştım. 2010 yılından sonra nispeten yerleşik düzene geçebildim denebilir. İşte bundan sonra rafa kaldırdığım şiirlerimi tekrar gözden geçirme fırsatı buldum. Ve sonuçta benim için çok önemli bir girişimi de bu süreçte başlatmış, şiirlerimi kitaplaştırmış oldum.
-Birinci yeni ve sonrası dönemi anımsatan bir şiir poetikasına sahipsin? Bu bilinçli bir seçim mi?
-Ben temel anlamda Atilla İlhan’dan çok etkilendim. Oktay Rifat, Cemal Süreya ve Özdemir Asaf ı da sayabilirim. Ve Louis Aragon. Ben hangi şiiri okursam okuyayım, dönüp dolaşıp bir Atilla İlhan şiiri okumadan noktayı koyamıyorum hala!
Yaşam kültürümüz ve yaşam şeklimiz, üslubumuz, ruhsal yapımız, beklentilerimiz ve kendimize karşı davranışımız tercihlerimizi de etkiler diye düşünürüm. Şiirdeki tercih kendiliğinden gelişen bir olgudur bende.
Ben şiirde akımlara, kuşaklara, tiplere, ölçülere, karşıyım. Duygu özgürdür ve özgür olmalıdır şiir gibi. Gerçek duygular da zaten doğanın yasaları gibi ahengini korur. Gerçek duygular asla rahatsız edici bir gürültüye dönüşmez. Gerçek duygular etkileyicidir ve etkindir.
-Ayrılık İhanettir isminden belli olduğu gibi ikili ilişkilerin yoğunlukta olduğu konuları işliyor. Yanılıyor muyum?
-Otuz yıl önce yazdığım şiirlere bu ilk kitabımda yer verdim. Yirmi, yirmi beş yaşlarımda, doya doya yaşadıklarımı sanık ve tanık olduklarımı şiirlerime konu ettim. Aşk var tabi ki.
Ben ikili ilişkileri ve aşkı inkar etmem. Aşk olmazsa ben yokum zaten.
Kitabımda 46 şiir var. Genel anlamda ikili ilişkilerin yoğun olduğu şiirlerin sayısı 10’u geçmez. İkili ilişkilerde “ben” ve “sen / o ” zamirleri vardır. Ayrılık İhanettir sadece bir şiir olup; kitabın özeti ya da içeriği değildir. Benim şiirlerimdeki “sen /o “ zamirlerinin karşılığı genelde “felek” ve tinsel olgulardır.
ON İKİ EYLÜL isimli şiirimden bir alıntı yapmak istiyorum. 1980 yılına darbesinden sonra yaşananlardan bir kesit:
...
Okeydaşım başköşeye oturur,
Fazladan beş taş vardır elinde.
Silahı varmış gibi gezerdi belinde.
Kıdemli solcu liseden
Torpillisinden ülkücü.
Nasipli / On iki Eylülden.
Para verdi komutana
Sakıncalı olmak için.
Paralara konmak için.
Kaçıp gitti Almanya’ya,
Ülkeme sövüp saymaya.
Ben günlük siyasetin içinde de hiç olmadım. Ama genelde tüm olayları tam ortasında yaşayıp tanığı oldum. “Bana ne“ demedim. Burası Bizans’ın Osmanlı’nın toplam iki bin yıl yaşadığı topraklar. Aşk ve ihanetin mektebi bir kültürün çocuklarıyız. Bu topraklarda yaşayanların dışında kalanlar Ferhat’ın dağda deldiği delikleri göremez. Ayrılık İhanettir şiir kitabındaki her şiirimin beslendiği kaynak bu gönül gözünün yüreği ve tarihsel rehberidir.
İçinde yaşadığım toplumun, ülkemin sorunlarının, gelenek ve zevklerinin bendeki yansımalarını kitabımdaki bir çok şiirde görmek mümkündür. Örneğin “Zaman Yontusu” şiirinde genellikle halkıyla ilintisiz yaşayan Türk devlet erkanı (iktidar – muhalefet) ve aydın sıfatlı zümrenin, belki yüz asırlık periyodik İHANET öyküsünü anlatmaya çalıştım.
Bir Tulum Fırtınası, Çocukluğumun Efkarı, Ateşten Korkar Ayılar, Babam O Sese Uyardı, En Güzel Yerinde, On İki Eylül, Kıyıdan Kıyıdan, Anne Sofraları Utandı Bizden, Gökler Karardı...gibi bir çok şiir gerçek yaşamdaki sorunsal olgulara eleştirel odaklı çözümsel yaklaşımlardır.
-"Sokaktaki insan"ın günümüz şiirimiz şairimizle arası nasıl sence?
-Tam da bu konuya yanıt olsun diye sorunuza uygun şiirlerim var. İstedim ki okur bazı şiirleri, anlamak ve yüreğine almak için fazla efor harcamasın. Şiire hevesli insan, yeter ki bir kaç saç teli bıraksın bana, onu şiirin içine çekip almam için.
İsterseniz kitapçılara bir bakalım, kaç tane yeni şairin kitabı raflarda okurunu bekliyor? Sıfır şair dersem olur mu? Olur. Veya şu anda hayatta olan şairlerimizden kaç tanesinin şiir kitapları kitapçı raflarında? Bir elin parmaklarından bile az sayıda şairin. O zaman düşünmemiz gerekir; nedir eksik olan diye.
Kitapçı raflarında sadece Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Yahya Kemal, Atilla İlhan, Ahmet Arif, Orhan Veli, Ümit Yaşar Oğuzcan, Cemal Süreya, İsmet Özel gibi ustaların şiir kitapları var. Topluma mal olmuş ustaları bir yana koyacak olursak bir de belirli ve malum zümrelere mensup bilindik bir kısım şairlerin kitapları sadece göze çarpıyor. Belli ki aralarında belli bir “çıkar ilişkisi “ var! Kim bilir?
Çok şiir kitabı çıkıyor. Peki neden şiir kitapları bir kaç şair hariç baskı üstüne baskı yapmıyor? Neden Çok iyi şiir ve şairler de bu kalabalıkta yok olup gidiyor?
Çünkü uzun yıllardır şiir, şiir tüccarlarının elinde esirdir! İyi şair, kötü şair yoktur; senin şairin benim şairim vardır! Sonuç ortadadır.
İyi bir şiir eleştirisi geleneği oluşturamadık. Eleştirmenimiz yok. Kimsenin de istediği yok zaten. Tanıtıcılar yetiyor!
-Son yirmi yılın şiir anlayışlarını sen nasıl değerlendiriyorsun?
-Son yirmi yılda şiire başlayan şairlerin kaçının şiirleri kitapçı raflarında okurunu bekliyor? Sıfır! Oysa çok önemli şairlerimiz var son çeyrek asırda.
Şöyle bir sorun var. İnsanlar dinini okuyup anlamıyor; din dili ayrı. Hukuk sistemini okuyup anlamıyor, hukuk dili ayrı. Ticaret dilini anlamıyor, ticaret dili ayrı. Tıp ve mühendislik dili bile bu kadar zor değil.
Uzun yıllardır “şiir dili” diye bir sorunumuz var. Okur şiiri anlamak için bir uzman tutmak zorunda mı? Yani okur avukat, imam, muhasebeci gibi “imge çözer” uzmanı bulmak zorunda bırakıldı. Birçok şairin şiirinde ne dediğini, ne demek istediğini kendisinin bile anladığını düşünmüyorum; “bana ne, okur ne anlarsa anlasın” modunda bir çizgi. Salt imge yapmak için imge yapmış. Yetmemiş, imge içinde zincirleme imge yapmış. İmge almış başını gitmiş, şiirle ilgisi kalmamış.
İmge yeteneksizliği kamufle eden bir araç haline gelmiştir bir çok şiirde.
Şöyle bir kural vardır; ne yazarsanız yazın içinde bulunduğunuz toplumun en az %29,3’ü sizi anlamak zorundadır. (Bu kural nerden çıktı diyenler olacaktır, olsun.) Eğer bu durum yoksa, sorun yazandadır.
Gelinen nokta şudur. Dün ve bugün Divan şiirini yerenler, şımarttıkları imgenin şiirimizin üstüne karabasan gibi çökmesinden dolayı, Divan şairlerinden daha günahkar duruma düşmüştür. Bu dili yabancılaşan gerçeklik ruhundan uzaklaşan, içsel duygudan dışlanmış şairlerin okuyucusunu yakalayabilmesi ya da onunla ortak bir duyguda buluşabilmesi mümkün değildir.
-Bestelenebilir şiirler, şarkı sözleri konusunda ne düşünüyorsun?
-Şiirlerin okuruna ulaşmasının en önemli yollarından birisi şiirlerin bestelenmesidir. Bestelenebilir şiir sayısı ve şiirsel kalitesi her geçen yıl azalmaktadır. Üst düzey şairler bile bestelenebilir, prozedi uyumu kolaylaştırılmış derinlikli şiirlerden uzak durmaktadır. Burada akla aruz ölçüsünün basit kalıpları çözüm olarak gelebilir. Bu doğru olmaz. Gelişen Türkçemiz buna izin de vermez.
Bestekarlar bu şekildeki güzel şiirlerin azlığından dolayı, beceri alanları olmamasına karşın, kendileri “şarkı sözü” yazmaktadır! Sonuç: bir çok güzel ezgilere sahip bestelerin sözleri çok yüzeysel olduğundan müziğin de değeri düşmektedir. Doğrusu şiirlerin bestelenmesidir. Ve bestelenebilir düzeyde şiirler yazılmalıdır. Bu konunun edebiyatımızda çok büyük eksiklik olduğunu düşünüyorum.
-Teşekkür…
- Bana zaman ve yer ayırdığın için, çok teşekkür ederim.
YORUMLAR