Ben/cil Metinler 17 / Tacim Çiçek
1 Ruh Terzim olduğundan eminim artık. Dediğim gibi, ağzın, yüzün, kulakların ve gözlerin de yoktu ilk gördüğümde seni. Bir yontuyla uğraşıyordun, bir yontucuydun. Önünde ak bir mermer vardı. İlgimi çekti uğraşın. ‘Kolay gelsin,’ demiştim. Teşekkür ettin beden diliyle. Sanki benle konuşmak istemiyordun. Israrcı oldum sesini duymak için başında ince bir tül örtü olmasına rağmen dediğim duyularının olmadığını rahatlıkla görebiliyordum. Aslında yanılmayacağımı anlamak için de seslenmiştim sana. Sesimi duyuyor, beni görüyor musun diye… Bu yüzden, ‘İnanılmaz bir şey, lütfen saygısızlık yaptığımı düşünmeyin ama sırf merakımdan soruyorum gözlerin olmadan nasıl çalışabiliyor ve yaptığın görebiliyorsun?’ demiştim ben de. Beni görüyormuşsun gibi bana dönüp, ‘Sizin bende gördüğünüz eksiklikleri ben kendimde görmüyorum. Çünkü sizin gözlerinizle kendimi görebilmem olanaksız, siz de bilirisiniz ki… Mermerdeki şey her neyse onu görünür yapmaya çalışırken ondan çıkan sesle ne yapmam gerektiğini biliyorum. Yaptığımı yarasaların yaptıklarına benzetebilirsiniz isterseniz,’ demiştin. Sonra aramızda şu konuşmalar olmuştu: ‘İnanılmaz bir şey! Bir tür yarasalık…’ ‘Öyle de denebilir…’ ‘Peki, kulaklarınızın olmamasını nasıl açıklarsın?’ ‘Size ayna olmadığımdan onları da göremiyorsunuz…’ ‘Nasıl yani, anlamadım dediğini?’ ‘İnsan, insanın aynasıdır. Siz bende kendinizi, ben de sizde kendimi görebildiğimde dediğiniz şeylerin bende de olduklarını görürdünüz. Size tuhaf gelecek belki ama bende görmediğiniz şeyleri ben de sizde göremiyorum…’ ‘Kafam iyice karıştı benim…’ ‘Karışmasın, aslında ikimizde dışımızdaki insanlar gibiyiz. Birbirimize ayna olduğumuzda sende olanların bende olduğunu görüp anlayacaksınız. Bu zaman ve sabır isteyen bir sonuç, maalesef... Siz bende kendinizi görebildiğiniz an’dan sonra ben de gözünüzde sizin gibi biri olacağım, ama farklı biri; anlıyor musunuz?’ ‘İçinden çıkamayacağım bir bilmece sanki dediklerin.’ ‘Öyle de olsa sizin için, unutmayın ki zaman ve sabır her bilmeceyi bize, çözmemiz için yardım eden büyük bir bilgedir.’ ‘Gerçekten de Ruh Terzim misin?’ ‘Bilemiyorum, şöyle açıklamaya çalışayım. Benim gibilerinin iki yaşamı vardır ve ikisi de birbirine karışmaz asla. Gece ile gündüz gibi. Hem birbirine bağımlı hem de birbirine oldukça zıt… İç yaşamım ilki ki tümüyle bana aittir. Buraya girmek isteyeni ben seçerim. Orada onunla yapacaklarıma da ben karar veririm. İç yaşamımın sınırları bende başlayıp biter. Bu yüzden hariçten gazel okutmam ve kimseye de buna müdahale etmesine izin vermem. İç yaşamımdaki güzellikler, renkler, sesler, kokular bana varsıllık katar. Buradan aldığım enerjiyle dış yaşamıma katlanırım. Dış yaşamım da bana aittir ve benim seçimimdir. Dış yaşamımda da vazgeçilmezlerim vardır. Gerçek yaşamımın tüm olmazsa olmazları buradadır. Sakın bir çelişki olduğunu düşünmeyin. Çünkü ben, her insanın içinde bir terazi olduğuna inanırım. Ben içimdeki terazide iç yaşamımla dış yaşamımı tartarım, hep eşit gelir. Buna özen gösteririm. Birinin diğerine baskın gelmesine izin vermem. O vakit yaşam dengem bozulur ve ben, ben olmaktan çıkarım diye. Ha istersem de birinin ötekine baskın gelmesine karar veririm. Onları birbirine karıştırmadığım gibi birbirine rakip olmalarına da izin vermem. Ruh Terzisi olup olmadığıma karar vermem için sizden bazı şeyler almam ve sizde de bazı şeyler görmem gerekir. İnanın pek çok kimse gelip karşımda durdu ve ruhlarını giydirmemi istedi benden. İstediklerimi onlardan alamadığım ve onlarda içimdekileri göremediğimden geri gittiler…’ ‘Ne istersen veririm. Yeter ki ruhum üşümesin artık.’ ‘Verecekleriniz de yetmeyebilir bana…’ ‘Ne demek şimdi bu?’ ‘Demek oluyor ki sizden alacaklarımla sizi tanımaya ve içimdeki terazide tartmaya çalışacağım, bunun için de zaman gerekecek, o sabır da var mı sizde?’ ‘Kabul her ne diyor ve istiyorsan...’ ‘Şimdi, işittiklerinizi işitebilmem için kulaklarınızı, yüzünüze bakanların yüzüme baktıklarında kendilerini görebilmeleri için yüzünüzü, ruhunuzun çıplak olduğunu ve ona nasıl bir giysi gerektiğini görebilmem için gözlerinizi, sesinizi duymak zorunda olanlara sesimi duyurabilmem için de ağzınızı vermelisiniz bana,’ demiştin ve artık senli-benli konuşmamızın gerektiğini de eklemiştin sonuna konuşmanın. Gerisini biliyorsun. İstediklerini vermem kendiliğinden olmuştu. Renklenen dünyam, ferahlanan içim beni bambaşka biri yapmıştı o anda. Senden hiç ayrılmak istememiştim. İşinin olduğunu ve sen istemedikten sonra da seni göremeyeceğimi, buna da saygılı olmamı istemiştin benden. İçim burkulmuştu, yüreğim yanmıştı. Ruh üşümesinin ne olduğunu da daha iyi anlamıştım. Israrcı olmamıştım ve içimin gri yollarının, güzelliklerinin yerini alan İrem güzelliğinin iç açıcı sevinciyle beklemiştim. 2 sen orada dalsız bir zerdali gibi dur ben burada zerdalisiz bir dal gibi durayım. a.kadir Gizemli ve ilginç şeyler oluyor artık. Üstelik de şaşırmıyorum olanlara. Aksine beni yaşama çelikten halatlarla bağlıyorlar. Sevincime sevinç katıyorlar. Beni ben yapıyorlar. Yaşamanın ne olmaması gerektiğini öğretiyor ve kanıtlıyorlar. İnsanın kendisi olması kadar güzel şey var mı? Bunun için sana binlerce kere teşekkür ederim. Bir şairi, yazarı yaşarken öldüren nedir biliyor musun? Diyeyim: Yazamaması, tek dize bile yaratamaması. Bu ölüm öteki ölümlere benzemez. Ya sevdalanmak zorunda yaşama veya yaşamı güzelleştiren birinin elinden tutması gerekir onun. Bu yüzden en şanslılardan biriyim diye düşünüyorum. Ne demek istiyordum neler söylüyorum değil mi? Gerçekten inanılmaz şeyler oluyor. Birini seninle paylaşmamı ister misin? Seninle ilgili sözcüklerden bir tablonun, yani şiirin üstünde çalışıyordum geçen gece. Arada ses olarak beni ziyaret ettiğini, sesinle, yüzünle beni çoğalttıktan sonra çekip gittiğini bildiğimden bıraktım sözcük tablo üstünde çalışmayı. Çalışma odamdaki dar kanepeye uzandım. Birkaç saat uyumak yetiyor bana. Şöyle bir yumdum gözlerimi. Sanki yanımdaydın ve küçük canına masal anlatıyormuşsun gibi uyumama yardımcı olacak güzel şeylerden söz ediyordun. Derken gözlerim varlığına kapandı. Aşkının peşinden giden yeniyetmeler gibi uykunun peşinden gittim. Seni öylece bıraktım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bütün olanları gördüm. Yani inanılmaz ve ilginç olan şeyi… Gözlerim kapalıydı, hâlen uyuyordum. Yine de görebiliyordum seni. Odaya giren günışığının beni uyandırmadan önce dönüşüp sen olduğunu gördüğümde şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak oldum. Öyle fırladım ki bana dokunduğunda. Dünyalar benim oldu. Gülen ışıltılı gözlerinle bana sokuldun. ‘Artık uyanman lazım bay yazar,’ dedin. Hayalet gibiydin, ama sendin. Doğruldum. Yanıma oturdun. Ne diyeceğimi bilemedim. Şaşkınlığımı, heyecanımı üstümden atmaya çalıştığım sırada kalktın çalışma masama gittin. Yazdıklarımı merak ettiğini ve bir an önce görmek istediğini söyledin. Mutfaktan gelen ses, beni kahvaltıya çağırıyordu. Çünkü onlar benden önce uyanır kahvaltı yapardı çoğunlukla, sonra da beni çağırırlardı. Geç yattığımı bildiklerinden biraz olsun geç uyanmama istekli katlanırlardı. Hatta kimi zaman bu yarım uykuların beni erken öldüreceğini söyler, üzüldüklerini belirtirlerdi. Ben acı patlıcanı kırağı çalmaz derdim. Bu sözün anlamını bildiklerinden kaşlarını çatarlar ve kendime haksızlık yapmamamı söylerlerdi. ‘Git, kahvaltını yap!’ dedin. ‘Birlikte gidelim,’ dedim. ‘Olmaz, görürlerse…’ ‘Seni ancak ben görebilirim bir başkası değil.’ Böylece mutfağa birlikte gittik. Hemen karşıma oturdun. Çay doldurdum kendi bardağıma. İnanılmaz bir şey oldu. O sırada senin önünde de hayali bir bardak belirdi ve bardağımla birlikte çayla doldu. Ben içtim, sen içtin. Ben ne yedimse, ne aldımsa masadan, sen de muziplik yapıyormuşsun gibi adeta beni taklit ettin. Öyle mutlu oldum ki sana nasıl anlatsam. Sonra birlikte çalışma odasına döndük. Sen yeni bir şeyler yazıp yazmadığımı sordun. Çalışmalarımı karıştırdın ve senin için yazdığım, oysa senden gizlemeye çalıştığım şiiri gördün. ‘Bu benim için mi?’ diye sordun. ‘Hayır, senin için değil, içimdeki sen için,’ dedim. ‘Anlamadım bay yazar, bilmece gibi konuşma, içindeki ben, benden başkası mı yani?!’ ‘İyi anlamışsın, demek ki bilmeceli konuşmuyormuşum.’ ‘İçindeki beni kıskandım doğrusu.’ ‘Emin ol, o da seni kıskanıyor.’ ‘Nasıl oluyor bu?’ ‘Çünkü sen gerçeksin, o ise bir düş olduğunun farkında…’ ‘Ama seninle kalacak olan o, gidecek olan benim. O şanslı. Bilmiyor mu bunu?’ ‘Biliyor, ama yine de…’ ‘Onun yerinde olmak güzel, ama…’ ‘Aması nedir, söyler misin?’ ‘Başka sefere kalsın bunun yanıtı, artık gitmem gerekiyor.’ ‘Niçin?’ ‘Çünkü buraya gelirken canlarımı yaşadığım yerde bıraktım, onun uyanması için dönmeliyim. Bu bir düş biliyorsun. Düşlerde de bir bakıma ruh bedenden ayrılır ve sonra bedene geri döner. Benim bedenim de canlarım, onları biliyorsun. Canlarımı bensiz koymamı isteme benden.’ ‘Haklısın, ne diyebilirim ki… İyi ki içimdeki asıl sen beni terk etmiyor, o da terk ederse ne yaparım ben?!’ ‘Gitmeden önce bana, içindeki “ben”im için yazdığını okur musun?’ ‘Evet, okurum,’ dedim. İçten bir sesle dillendirdim şiiri: bakmaya doyamadığım her gün bir demet ışıktı incecik yüzün gözlerin yıldızsız geceler gibi derin saçlarıma tarak olsa dediğim ellerin sudan daha da serin bakışınla mutluluğu verensin yine de içimden eksilmez keder biliyorum ya yollar ya da yıllar bir gün seni benden alıp gider kaybedersem eğer seni her öten kuş, her akan su beni senin peşinden çeker seni bulabilir miyim bilemem sesin ve yüzün her şeye değer Sustum. Öylece baktın bana. Konuşmadın. Tekrar günışığına dönüştün ve gittin. Beni yine içimdeki senle baş başa bıraktın. Dedim, git kendini daha fazla sevdirmeden ve içimdeki kendini de benden alıp götürmeden. En çok neyi seviyorum biliyor musun? Söylediklerim her sabah gerçekleşiyor. Yani artık beni uyandıran günışığı hep sen oluyorsun ve beni varlığınla yaşama bağlıyorsun. Tacim Çiçek
Gercekedebiyat.com

















YORUMLAR