ayral ha ayral ha: yaklaştıkta ölüm, ey kam

şeydâ şeydâ eşyâya sinen ferdâ: gözüm gönlüm

büyütürken ağaçlarımın tomurlanan

çiçeğini; gülgen otların soluğunda dinlengen

tinin dirimi; kırların rüzgârlı kucağında

uyurken  reyhâ reyhâ sabahlar, kuşlar

uçarken bitimsiz tükenişe ey kaman,

 

feryâda ve  acıya katık edip günlerin köpüğünü

kanayan çocukluğun renkâhenk uçurtması;

taşların incisini denizin çağırışı: hayatın şarkısıdır

kendi gölgesinde ıslanan ömrün sağnağı: belki,

kalbidir, belki gözleridir alnına düşen akşam;

ayaklarında bukağı, boynunda ince urgan;

boynunda aşk yarası, dil yâresi: eskiden,

 

döndüm denizlerin ufkunu; gömüldüm

gökşin göğün günışığı görküne: imdi,

ölüyüz, dedi hayvân hayâtî!: kedilerle,

köpeklerle, yılan cânlarla, kaplumbağa

kardeşle yarışta gerü kaldık, ey yer-su

tini, ey köktengri zamanı yaşayan men,

benim öykümden sızan öy: özümden dirilen,

 

meğer, simurg imiş beni çığıran kuşlayub

ağaçları: yığılı yığınlar üzre evüm feleğim,

bildim ve anladım: ‘geceyle derdimi kimse

bilmez’: cömert doğanın dediği, budur;

ormana girince, uğultuya, verince sesimi.

erinç içre, kara dağlarından öğrendim:

arkurı kangısı, düzgün hangisi, ey kam,

 

ayral ha ayral ha: göresledim annemi, ey kam

çayırların sesini; otlardaki çiye düşen ışığı.

kıpçak sarışınlığın rüzigârlı soluğundan

varolma evvel zaman dünyayı: karaşın

yazıdan türeyen ölümün gölgesini:

okladım cânımın uçurumunu durma.

durmadan burada, vardım uçmağa ey kaman,

 

ayral ha ayral ha: kimesne bilür mü hâlimi!.--

 

Hayati Baki

(Sincan İstasyonu, Eylül-Ekim 2012, sayı: 61)

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)