Ayhan Hünalp (1927-2013), unutulmuş şair-yazarlarımızdandır. Gazetecilik yaşamının ve şiir kitaplarının yanı sıra “Şarkısız Dünyaların Orkinosları” adlı anı kitabıyla (Yazko, 1977) ünlenmiştir. Kitabın giriş sayfası şöyle başlar:

“…Yurdumuzdan uzak memleketlerin birisinde geçer. Devrin iktidarına başkaldıran bir siyasi suçlu, idam edilmek üzere sehpaya çıkarıldığında, savcı sorar: ‘Bir dileğin var mı?’

‘Bir orospu ile yatmak’ der, savcıya.

Savcı, soruyu sorduğuna pişman olsa da ‘Nasıl olsa bu adam ölecek, bu arzusu da olsun,’ der. Mahkûmu bir orospu ile kapatırlar. Ertesi sabah savcıya çıkan kadın:

'Beni bu adamın yanına niçin kapattınız elini bile sürmedi.’ diye sorar. Savcı da merak eder durumu. Asılmak üzere olan adamın kulağına, ‘Ulan hem kadın istersin hem de ne diye yatmazsın?’ diye sorunca, mahkûm tiksinerek şöyle bir bakınır:

‘Dünyada o kadar çok orospu çocuğu var ki, bir de benden olmasın.’ Yanıtını verir. Salon sessizliğe bürünür. Herkes külahını önüne koyarak düşünmeye başlar. Mini eteğinden beyaz donu görünen, babası ‘Kent’ sigaraları satarken yakalanan armatör kızından, saçlarının çokluğundan kulakları gözükmeyen kırmızı pantolonlu ‘Umursamaz Şükrü’ye kadar herkes burnunun ucuna kadar kızarır. Uzun uzun birbirlerine bakarlar.”

Hünalp’in konu aldığı yıllarda romana, şiire genelev kadını sokmak sık rastlanan bir olgudur. Örneğin, Orhan Veli’nin bir genelev kadınını anlatan “Tahattur” şiiri:

“Alnımdaki bıçak yarası

Senin yüzünden;

Tabakam senin yadigarın;

"İki elin kanda olsa gel" diyor

Telgrafın;

Nasıl unuturum seni ben,

Vesikalı yârim?”

Roman’a da aktarılmıştı “Tahattur.” Demek ki seks, öyle zamanlar var ki genelevi aşmıştır. Şimdilerde böylesi konuları işleyenler yok denecek kadar az.

Ayhan Hünalp ilginç bir kişiliktir… Başından hep akıl almaz olaylar geçer, bunları yazıya dökerdi.

İstanbul’un Üsküdar’ında, “Paşa Kapısı” nda tutuklu olarak yatmakta olan Can Yücel’e bir bayram kutlaması postalar.  Ne var ki, gönderi, Kayseri Kapalı cezaevinde tutuklu Can Uçak’a gider. O da Hünalp’e mektup yazar, çatar, “Soyadımı ne çabuk unutmuşsun?”

Şiirsel anlatımları da vardır Ayhan Hünalp’in:

“…

Milattan önce başlar yalnızlığım / Sen ölmüşsün yavrum kaderindir yaşayan / Bir damla kanım akmaz bıçaklasalar / Sevdim mi ölesiye severim-Sonra çeker başımı giderim /Ölümün de erkekçesi güzeldir / Senin gözlerinde salkım salkım yıldızlar-Benim içimde insan ayağı değmemiş karanlıklar var / Bütün insanlar çamur içindedir, fakat bazıları yıldızlara bakar / Yalnızların isyanını ayaklar haykırır / Usanır martılar ölü gözü yemekten / Tanrı görse ürker yalnızlığından / Münzeviler derin kuyulara benzer-Onlara bir taş atmak kolaydır fakat o taşı sonra kim çıkartabilir? / Mideyeler gibi iskelelere yapışmış çımacılar-Yalnızlığa meydan okuyor / İlk fakirliğimiz meyve yerine hıyar yemişliğimiz / Gemliğe doğru denizi göreceksin sakın şaşırma / Vurmayın güvercinlere-Uçarken-Vurunca ozanlara vuruyorsunuz / Herkes perdelerini çeker geceleri-Benim perdelerim-Benim pencerelerim yok ki.”

Bütün türküler, bütün şiirler birbiriyle sarmaş dolaş, kucak-kucağa kafasının içinde dolanıp durur Ayhan Hünalp’in...

Selim Esen
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)