Mümtaz Soysal her şeyden önce bir bilim insanıydı. Esas olarak öyle yaşadı. Fakat bilimin yanındaki başka bilme biçimleri ve eylemlilikler de önemli ölçüde yer kapladı yaşamında.

Bu onun Cumhuriyetimizin değerli fakat sayısı ne yazık ki çok olmayan “kamusal insan”larımız arasında yer alması ile ilgilidir.

Yaşamı boyunca parlak bir anayasacı, bilge bir hoca, dirençli bir özgürlük savaşçısı, Cumhuriyetçi bir siyasetçi, ilkeli bir devlet adamı, sanat ve mizahın yolunu açan renkli bir insan olarak bilindi. 

Siyasal duruşunda, düşüncesinde ve eyleminde ulusal olmayı gereklilik, evrensel olmayı ise yeterlik şartı olarak önerdi bize.

Geç modern ülkelerde bu oldukça zor bir duruştur. Ülkenin varlığı ve bekası, yurttaş-insanın özgürlük, eşitlik ve esenliği, ülkenin ve dünyanın barışçıl ve adil ilişkisi onda bileşik kaplar gibi birbirine bağlıydı. Bunlardan biri veya öteki tek başına ülkeye ve insana yapılan kötülüğün (ya da yapılamayan iyiliğin) mazereti olarak öne sürülememeliydi.

Emperyalizme karşı savaşarak giriştiğimiz modernleşme maceramızın yoldan çıkartılmasına çalışan acenteci modernlerden olmadığı gibi post modern zihin karışıklıklarıyla son dönemde bir daha parlatılan dinsel gericiliğe de yaşamı boyunca uzak durdu.

Hayatı boyunca hem modern aydınlanmanın hem de onun devamı olmayı deneyen ulusal kurtuluşların ve sosyalizmlerin yanında oldu. En önemli yanı bu özelliklerinin evrensel değerde bir bilim insanı özellikleriyle bir arada oluşuydu.

Bence Devrimci Cumhuriyet’i çağdaş, seçimli bir sosyalizme buluşturabilecek entelektüel bütünlük ve kapasiteye sahip az sayıdaki bilge-siyasetçilerimizdendi.

Öğrencileri olarak Mümtaz Soysal’ın öğrencisi olma imtiyazımızın ortadan kalktığı birçok alanda da onu sınıfta gibi yakından izledik.

Bunlardan biri onun köşe yazarlığı idi.


"Ana akım" gazetelerin köşelerinde düşünürlere ve sanatçılara rastladığımız -meğer o güzel günlerin- yazılarından birinde Bodrum’un deniz kıyılarındaki gürültüsünden yola çıkarak Beethoven’in Ay Işığı Sonatı'ndan söz ediyordu. Onu ve Bodrum’u tanıyanlar, bu yazıda ne demiş olacağını tahmin etmekte zorlanmayacaklardır.

Biz bu gece onu Konyaaltı Çakılboyu’nda o müziği dinleyerek anacağız. Sizinle.

 

Ferruh Tunç

GERCEKEDEBİYAT.COM

 

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)