Annesinin, kulağına Karacaoğlan’dan, Dadaloğlu’ndan, Oktay Rıfat’tan fısıldadığı şiirlerle büyüyen; düşlerinden topladığı inceliklerle dizdiği sözcüklerini lirik bir yağmurun ıslattığı, yaşamdan damıtılmış, hayatın, aşkın, kavganın şiirini, estetik bir harmanlamayla önümüze koyan İlhan Kemal, varlığın içinden ses katmak adına, odağına yarını koymuş uzak bir söylence gibi olan şiirlerini Aşkla Çattığım Dünyadır(*) yapıtında (Şiirden Yay.,2023) sergilemekte.

Yapıtta toplanmış olan şiirlerden Tan şarkısı, ebeveynlerden kalan ve çocuklukta yeşermeye başlayan  annenin ilencinin, babanın hınçlı isyan anlarının bir kalıtı olarak bellekte yer eden öfkenin, tarihsel, sosyolojik olgular ışığında ve mitik imgeyle görüldüğü; yükselen tonaliteyle duyulduğu bir dizelem olarak göze çarpar. Başından beri şiirlerinde ses önemlidir İlhan Kemal’in; bu vazgeçmediği, işitimsel birer imge sayabileceğimiz modülasyonu etkileyen metnin dramatik yönünü, duyguların belirginleşmesinde etkili olan noktalama kullanımından da bellidir. Dünyaya yeni bir şekil  vermek, karşılaşılan hoşgörüsüzlük ve barbarlığa ki bu kitabındaki başka şiirlerinde de şair-öznenin dönüp dolaşıp vurguladığıdır,bir tepkidir şiir. Başka bir dünyanın kurulması için tutkulu bir çabayla söylenen uzun bir söylevi andıran bir dizelemle güzel günlere, karanlıktan aydınlığa bir gündoğumu şarkısı söylenmiştir.Umudu yeşerteceğine inananılarak toprağa ekilen tohum, bir andın nedenidir “öfke”; “../ burası gecel günleri kışkırt, yeni sabahlar berile / öfkeni körükle ikide bir gülünün dalını kırana!” S.Freud temelli bir yaklaşımla, uygarlığın, insandaki “yıkım içgüdüsü”yle “kötülük ilkesi”nin özdeşimi sonucu silinmesine; yaşamın içeriğini oluşturan uygarlık evriminde “yaşam içgüdüsü”nün, “yıkım içgüdüsü”yle arasındaki savaşta üstün gelmesinin istemiyle; insandaki “birincil düşmanlık” olan saldırganlığa(1) karşı söylenen, “dünyanın alnının çatında” yankılanan “aşkıya bir nağme”dir Tan şarkısı. Yunan mitolojisine göre Zeus’un aşık olan Aphrodite ile Persophones arasında paylaştırdığı Adonis’in bir av sırasında ölmesinin acısıyla ona âşık olan Aphrodite’in şiir okuyup döktüğü gözyaşlarından ya da sürdüğü güzel kokuların karıştığı dökülen kanlarının yer yüzüne düşmesiyle büyüyen “anemon”(dağ lâlesi), İlhan Kemal’in zaman zaman şiirlerinin kurgusunda işlevselleşen mitik motif örneği olarak karşımıza çıkar şiirde. Kaybedilenlerin, gençliğin, umudun ve düşlerinin simgesi olur. Bireyin çevresini sorgulamasını gerçeklere ulaşmanın temeli gören, düşünülmeden onaylanan inançlara karşı çıkan, adil ve hakça bir düzen için savaşım veren; insanların nefslerinin boyunduruğuna girmesine ve tutkuların duyunca üstünlüğüne karşı çıkan bâtıni filozof; toplumsal bir başkaldırının sorumlusu olarak görülüp Bayezit Paşa tarfından Serez çarşısında astırılan Şeyh Mahmut Bedrettin. Yine evreni ve Tanrı’yı insanda görerek panteist görüşünü ortaya koyan “Enel Hak” sözü yanlış anlaşılarak el ve ayakları kesilerek Halife El Muktedir tarafından 922’de idam edilerek “Vahdet i Vücud” felsefesine adanmış yaşamı trajik biçimde sonlanan mutasavvuf Hallacı Mansur bir arketip olarak anıştırmayla, Sivas katliamının izlek olarak ele alındığı Ah şehri’nde de yer alır.

Çekilen acının, bir bülbülün inlemesi, kıyamet günü kalp divanında suç indirimi olmayacak bir “barbarlığın dondurduğu zaman”la, gökyüzünde dönenen otuzyedi yas kuşu”yla (Madımakta ölenler) yansıdığı görülür Ah şehri’nde. Şiirde ilk çağ felsefecilerinden Herakliteos’a yapılan gönderme de (“Her şey akar, geçicidir; hiçbir şey aynı kalmaz”sözünü anımsatarak) bu trajik olayın yol açtığı acının unutulmazlığını, donmuşluğunu, duygu değeri olan sözcüklerle ne yazık ki dercesine duyumsatır. Yanısıra anıştırma yapılan Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin Bin Ali’nin, Emevi Halifesi 1.Yezid’in ordusu tarafından otuz üç ok ve otuzdört  kılıç darbesiyle Kerbelâ’da öldürülmesi, beraberindeki yetmiş iki kişinin kafasının kesildiği (680) “Kerbelâ”, şiirde bir iktidar hırsının, bir türlü bitmeyen mezhep ayrılığının; atlasa düşen “ateş” ve “kan” odağında yine barbarlığın vurgulandığı birimler olarak karşımıza çıkar: “../ sonsuza dek dinmez duman, revan koydular aşkı / ben de demek isterdim cüretle; “panthe rhei” / lâkin bu ah şehrinde zamanı kaskatı donmuş koydular.”

Çocukluk önemli İlhan Kemal için. Çocukluğun bir şair ve şiir için önemini belirtmeye bile gerek yok; Jorge Amado’ya haksızlık olur. C.Gustav Jung, her erişkinin, hep olagelen, hiç bütünlenmeyen, ilgi gerektiren, sonsuz, hiç ölmeyecek olan bir çocuk gizlediğini belirtir. Çocuklar ki alık olmayıp gerçek olanla olmayanı ayırt ederler.(2) Çocukluk şair-özne için yaz gecelerinde penceresinden yıldızları seyrettiği, gündüzleri çevren’e bakarak düş kurduğu, bir ezgi gibi yağmur damlalarının sesini dinlediği; Toros dağlarının doruklarına yaslanmış ücra” bir “ev”de geçirilen günlerdir. Issızlığına kentlerden ürkecek denli denli alıştığı, yaşanılan mutsuz deneyimleri değiştirmek isteminden dolayı nedensel bir zorunluluktur. Barbarlığa ilencinin, şiirlerinde yaşadığı dünyaya çatmasının, zorbalığı kabullenememesinin nedenidir çocukluk. “İnsanlığın kovulduğu soğuk odalarda” konuk olmaktan uzak durmaya, “çocukluk yurdu”na çağırır “masumiyet”i. Erinçli günlere içindeki çocukla ulaşacaktır; şiirlerinin filizlendiği çocukluğundan. “Pencere” artsamalı kullanılır şiirde; kendiyle söyleştiği, yalnızlığını paylaştığı, çocukluğuyla özdeşleşmiştir, bir sırdaştır; “büyüdüm ama çocuk kaldım şiirle çatmam dünyaya bundan /../buradan bu çocukluk yurdundan, bu pencereden başlat / verevine ışık doluşu günlerin yeni evlerine.”(Günlerin yeni evlerinde), “../aklımın ortasında göverirdi, ümidin başaklarıydı / aldım insanlığın güzel harmanında ceç ettim /bir yanım yaşlı çocuk, kirpikleri kurumasız /..”(Rüzgârın rengi)

 “Dost mırıltılar, konu komşu toplaşmaları, karanfil kasırgası, kelebek resitali, hayatına evren sığan sıcacık evler” vb. imgesel yapılanmaların metonomikbir dizilişle yer aldığı, spontan bir söylemin olduğu Susar liriğinde, nostaljinin izlek olarak ağırlığını koyduğu görülür. Şair özne yabancılaşmış, iletişimin giderek zorlandığı,  narsistik doyum hırsının, çevreye ve etik değerlere duyarsızlığın ayrımsandığı, şiddetin tırmandığı, nobranlık ve saldırganlığın egemen olduğu bir ortamda sürüklenmenin doğurduğu bir bungunluk içindedir. Bunlar zaman zaman şiirlerde dizelere yayılan karamsarlığın nedenidir. Kaygının sezinlendiği, insancıllığın, insana erinç veren yeryüzünün, çocukluktaki esenliğin olduğu günlerin özlemi, modernitenin, anamalcılığın biçimlendirdiği toplumun; uygarlığın, olması gereken değil aksine robotik ilişkiler ağına soktıuğu zamanın eleştirisi görülür örneğin Susar’ın dizelerinde: “..yıkılmış / duvar altında kalmış tek çocukluk fotoğrafım / babamın kehribar tesbihinden daha hızlı dönmüş dünya/../bize ıslanmayı sevdiren varoluş, gülüş, esenlik / ben de onu diyorum işte, neredeler şimdi /../ susar dudakları cevabının sen neredesin.”

Şair-özne, beklentilerinin boşa çıkmasına karşın; cılız kalmış, tadı kaçmış kötürüm bir yaşama umutla direnmeye; asla, asla dememeye çağırır birimlerde, “hasar onarılmalıdır”!  İç sesine kulak verir; yaşama, dünyaya küskün olmaktan kaçınır. “Anka”, mitik bir imge olarak şiirine damga vurur. Pers mitolojisinde ölümsüzlüğün, yeniden doğuşun simgesi, her şeyi bilen bu kuş, küllerinden var olmanın, sabrın, yılgınlığa kapılmamanın, ulaşılması güç idealle emeğin ilişkisinin çağrışımıyla izleği güçlendirir. Simurgla bir söyleşi olarak ya da onunla bir özdeşimin sesi olarak da düal okumaya açık bir şiir olarak dikkat çeker (Yaşamın çalgın diliyle; “../ bir günebakan vakti güneşe derin bak! barbara kafa tut! / dedi: yenilmez haklı kavgalarda yüreğini kabartan, / yenilenir epriyen, yaşamın müziği, inancım bu! ..”

Şiirin, doğa ile imgelem arasındaki analojik garip paralelliğin, retoriğinden başka bir şey olmadığını anımsamaktayız lirikleri okudukça. Bu özellik daha önceki yapıtlarındaki, arkaik, yerel bir dille kurgulanan şiirlerinde de görülür. Özelden genele bir şairin özyaşamöyküsel dile gelişi olan Rüzgârın rengi’nde, bir “puhu” kuşunun acı  ötüşünü duyarcasına zaman zaman geçen bohem günlerin, yaşanılan aşkların, durulan yavaşlayan bir ömür sorgulanır lirikte. Kibir dolu ve kısasa kısas bir yaşamın acımasızlığına karşın, umudunu yitirmemeye çalışırken kendine yer açtığı düşleminde, sonunda geçip giden azalan zamanın yakalanamayacağını hüzünle anımsar; zaman sonsuz, yaşam sonludur... “Mim”! “Aklımın ortasında göverirdi, ümidin başaklarıydı / aldım insanlığın güzel harmanında ceç ettim /../ su şırıltısı, karanfil buğusu, puhu şarkısıydım! /../ sonunda bir yere geldim, rüzgârın solarkenki rengini gördüm, /..”

Rüzgârın rengi, Susar, Yaşamın çalgın diliyle , çocukluğundan ve annenin kaybından dolayı içine düşülen depresif duruma karşın öksüz bir yaşamın yaralarını Aşık Veysel’e göndermeyle simgeleşen(“han”) dünyayı, iyileştirme çabası içinde, doğum ve ölümün içiçeliğini vurguladığı, “hayıt” çiçeğinin bu bağlamda izleği zenginleştirerek imgeleştiği Çingene bohçası şiirleri birlikte okunabilecek paralelliktedir. Yine aşkın, zerafetin, duygusallık ve gönülden sevilene/sevgiliye ya da sessizliğe, suskun durana saflığın, arınmışlığın, sevdanın yüceltileceğinin “lâl” ve “zambak” imgesiyle mesel anlatırcasına dillendirildiği Yağmur ve lâl; dünyayı anlamlı kılmaya, ikincil özne ve kendi beniylebir özsöyleşim gibi okunan, zor acıları onarmanın, tükenmişlik ve yenilginin ağırlığından kurtulmanın, barış ve umudun belirtkesi “güvercin”le, “aşk”la ve “vefa”yla olacağını vurgulayan Çünkü vefa,felsefesel bağlamda da ortak payda da buluşurlar. Wordsvorth’un birçeşit otobiyografi olan, uzun; doğa ve toplumu ele alarak inzivaya çekilmiş bir şairin duygu ve düşüncelerini mevsimlerle dile getirdiği “The Prelüd”ü gibi, umutsuz anlarındaki tinselliğini yansıtmasından dolayı benzer izlekteki Bir uzun prelüd şiiri de dahil olmak üzere İlhan Kemal’in ontik/varoluşsal vurgulamalarla, existentialist felsefenin de izlerini taşıyan şiirler olarak göze batar.

 “../ o dağlara çıktı, yo kendine indi, boşlukta çiçek büyüttü!”(Yaşamın çalgın diliyle) “yırtılsın var olmanın çingene bohçası/../doğumlar! ölümler! her şey iç içe, apayrı./..”(Çingene bohçası),“../her biri hiçliğin içinden çıkagelen /..”(Yağmur ve lâl), “../ hiçlik bağında filiz gövermez hep güzdür ora /..”(Çünkü vefa), “../ boşluk okudum, kilit kırdım, şifre çözdüm /../ bir ressamın fırçaya töz yükleyen eliydim /..”(Rüzgârın rengi), “çiçeğin solduğu dalıymışım ya, yaprağın düştüğü yeriymişim ya,/../ güze yan bak, beni hiçliğin avlusunda aşka tomurcukla!/..”(Bir uzun prelüd) Demokritos’un, “hiçlik” için kullandığı; Parmenides’in “var olmak” ve “var olmamak” arasındaki ayrımı üzerine kurduğu, kişisel koşullarımızın duyusal algılarımızın belirleyicisi olduğunun göstergesi olan “boşluk”. İç erincini, zamana güvenini, umudunu yitirmişken, depresifliğin eşiğinde kendini aşmaya, temellendirmeye, özgür bir insan olarak gerçekleştirebileceği olanakları sorgulamaya itilişi içeren “hiçlik” benzeri göstergeler bu bağlamda değerlendirilir. Dolayısıyla zaman zaman birimlerdeki duyguların dışavurumunda rastlanılan aşırılık, sezilen kaygı; insan, yaşam, şair’in ne’liği ve sorumluluk üzerine değerlendirmeler, özgürlüğünün bilincine vararak geleceğe yönelik amaçlarıyla varoluşunu anlamlı kılma, “yapabilme” (Heidegger’deki “anlama”) isteminin yansıdığı bu dizeler söz konusu felsefesel yaklaşımları görünür kılar.

Yer ve düşünce ekseninde, kalıcı, değişmez bir gerçeklik olarak “ressam/şair; tuval/gazel; resim/berceste mısralar” özdeşimiyle şiirlerinde töz’ü kurmaya çalışan İlhan Kemal, tuvalini maviye boyar dizeleriyle. Her sözcüğün bir resim olduğunun farkındalığıyla, beyaz çiçekler açarak sahilleri süsleyen kumzambağı Prenses Maritumum’a yoldaş “güneş türküleri” söylemeye bir çağrıdır şairin şiirleri aşkla çattığı dünyada; bir requem.

DİPNOTLAR

 (*) İlhan Kemal, Şiirden Yay.,1.Bas.,İstanbul, Şubat, 2023

 (1) Sigmund Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu,(Çev. Haluk Barışcan) Metis Yay.5.Bas., İstanbul, 2014

(2) Anthony Storr, Jung’dan Seçme Yazılar,(Türkçesi Levent Özşar) Dost Kitabevi Yay.,1.Bas., Ankara, Haziran, 2016, s. 168

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)