2003’te Cumhuriyet gazetesinde “Hayat Epik Tiyatrosu” adlı bant karikatürlerimi çizmeye başlamıştım. “Ekmek Teknesi” adlı televizyon dizisi de o günlerde hâlâ yayındaydı.

Dizinin oyuncuları içinde iki tanınmış karikatürist vardı; Savaş Dinçel ile Hasan Kaçan.

Bilmeyenler olabilir, usta oyuncu Savaş Dinçel çok yönlü bir sanatçımızdı.

Çok Sesli” ve “Çizgilerle Nazım Hikmet” adlı iki kitabı vardır. Hatta kadim dostu Müjdat Gezen’in yazdığı, kendisinin de resimlediği ‘Çizgilerle Nazım Hikmet’ yüzünden seksenli yıllarda cezaeviyle bile tanıştılar.

Diziyi rastladıkça izlediğim o günlerde, Cumhuriyet gazetesinde çiziyor olmanın tatlı heyecanıyla, kapağına “Cumhuriyet-2003” etiketi yapıştırdığım bir arşiv dosyasında, yayınlanan bütün bant karikatürlerimi gün gün kesip biriktiriyordum.

Bir dosya kâğıdına alt alta anca sığan 5 çalışmamı yapıştırdıktan sonra karşısına geçip incelemek, koklamak, önceki sayfayla sonrakini kıyaslamak, yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya evirip çevirerek izlemek büyük sevinç veriyordu bana. Bir zamanlar İsmail Gülgeç’in “Hayvanlar” köşesi de varken “zirve” yapmış bir sayfada, şimdi Behiç Ak, Kamil Masaracı, Semih Poroy gibi ustaların köşelerine komşu olmuştum.

Mutluydum… Cumhuriyet gazetesinin o kılı kırk yaran bilinçli okuyucularının karşısında her gün kendimi ‘sözlü sınavına kalkmış’ gibi hissetmek dinç tutuyordu.

Bu arada yaz dinlencesi başladı. ‘Ekmek Teknesi’ dahil tüm televizyon dizilerine de ara verildi.  O günlerde İstanbul’a yakın Kıyıköy’de bir pansiyonda birkaç günlüğüne yer ayırtmıştım. Yolculuk telaşı... Karikatürümün çıktığı günkü gazeteyi almayı unutmuşum…

Çaresiz, odama yerleştim, kumsalın yolunu tuttum. Fakat o da ne!  Havlumu serdiğim yerin az uzağında bir tatilci yurttaşımız Cumhuriyet gazetesi okumuyor mu!

Keşke daha büyük bir şey dileseymişim; Arşivimdeki bu eksikliği tamamlayabilecektim, ağızdaki eksik diş gibi rahatsızlık vermeyecekti artık.

Bir süre sonra yanına yaklaşıp kendimi tanıttım tatilciye; “Cumhuriyet’in karikatüristiyim” dedim. 

Yurttaşımız beni tanımadı… Önemli değildi, zaten gazetede çok yeniydim…

“Memnun oldum…” dedi.

Sıkıntımı anlattım, lütfedip karikatürümü bana verirse, arşivimin onun sayesinde eksik kalmayacağını söyledim.

Sayfayı buldu… Sayfadaki yerimi buldu... Bir süre karikatürümü inceledi… O parçayı kopardığında sayfanın tam arkasında zarar görecek önemli bir haber ya da yazı olup olmadığını inceledi.

Sonunda; “Vereyim” dedi ve bant karikatürümü sayfadan itinayla koparıp uzattı.

Çok teşekkür edip tam ayrılıyorken; “Ben de sizden bir şey isteyebilir miyim?” diye sordu.

İlhanSelçukTurhanSelçukOktayAkbalİsmailGülgeçBehiçAkKamilMasaracıSemihPoroy, hızla aklımdan geçtiler... Kesin bu isimlerden birindendir isteği diye düşünürken...

“Hasan Kaçan’dan imzalı bir fotoğraf alıp, adresime yollayabilir misiniz?” dedi.

Cumhuriyet okuru bu yurttaş, imzalı fotoğraf istiyordu…

Hadi onu geçelim; gazetesinin yazar-çizerlerinden değil, Savaş Dinçel’den de değil, Hasan Kaçan’dan istiyordu imzalı fotoğrafı hem de.

Gerçi o günlerde Hasan “kaçmamıştı” henüz…

Karikatürist olduğu günlerin sonuna gelmiş, fakat “din soslu, ahlâk sorunlu” bir dönemin vitrinine manken olacağı, kârlı günlerin başındaydı.

Şimdi, “Bedava” yaşamı, “Dava” diye satıyordu topluma…

“Özür dilerim, tanışmıyoruz onunla” dedim, “Yolumuzun kesişeceğini de sanmıyorum…”

Bu yardımsever yurttaşımız, olacakları nereden bilsindi ki!

Cumhuriyet gibi bir fikir gazetesi okuyabilirdi, fakat gelişmeleri okuyamazdı…

Falcı değil ya adam!..

Mustafa Bilgin
Gerçek Edebiyat

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)