Ahmet Yıldız yıllardır, köşesinde usanmadan yazıyor. Veriminin yaşadığı dönemin dalgalanmalarına tanıklık etmesini önemsiyor. O bir edebiyat emekçisi.

Ahmet Yıldız son yıllarda bugünü doğuran düne yani tarihsel süreçlere– eğiliyor. Sanırım hem tarih, merakını kışkırttığı için öznel nedenlerle, hem geçmişin çok da bilinmeyen, kıyıda köşede kalmış, ya da orta okul tarih kitaplarında cansız yatan parçalarını gün ışığına çıkartmanın aydınlara düşen bir tür sorumluluk olduğu bilinciyle tarihe dönüyor yüzünü. Belki eğitim sistemimizdeki ezberci ve  savaş odaklı tarih yorumunu insan  odaklı bir yaklaşımla onarmak istiyor.

Tıpkı önceki öykü kitabı Nizamülmülk’ün Öldürülüşü nasıl hem günümüzden yansımalar hem Selçuklu tarihinden ibret verici sahneler içeriyorsa, yenilerde yayımlanan Alçaklık Öyküler’i de öyle,hem günümüzden hem "kültürümüzle ilişkili geniş bir tarihsel coğrafyadan"(arka kapak)  örnekler sunuyor: Bizans’tan, İstanbul’un fethinden, Viyana Kuşatmasından, Kırım Savaşı’ndan sahneler. Ortak ve birleştirici yanları her öykünün bir ‘’alçaklık’’ edimi üstüne kurulmuş olması.

Günümüzün kalabalık olaylarla akan hızında, zamanın ne kadar çabuk eskidiğini hayretle gördüm, bu kitabı okurken. Henüz yaşadığımız bir dönemi sindiremeden nasıl da yeni kuşatıcı olayların içinde buluveriyoruz kendimizi; şu anda yaşadığımız ile henüz sadece dün yaşadığımız arasındaki organik bağı idrak edemeden!

Güncel olan nasıl da hızla tarih oluveriyor! Daha doğrusu tarih de olamıyor – tarih bilgi ve bakış açısı içerir, pis kokulu bir sisten oluşmuş muazzam bir kuşku ve dedikodu bulutu gibi bugünümüzü bulandırıyor ve karartıyor.

Kitabın son iki öyküsü ‘’Yürek Sızısı’’ ve ‘’Alçak Bir Gece’’ Türkiye’nin son yıllarını konu alıyor; yani güncel çağrışımlar içeriyor ya da içermeli: İlki, günümüzün neoliberalizme teslim olmuş kitle iletişiminde, farklı görüşlerin nasıl üstelik nezaketten uzak biçimde susturulduğunun anlatısı. İkincisi ise birkaç yıl önce salgın halinde seyreden ve bir çok kişinin siyasi hayatını bitiren, casusvari aygıtlarla özel hayata müdahale edilmesini ve çekilen cinsel sahnelerin kamuya açık edilmesini anlatıyor. Güncel mi, yakın tarih mi? İnsan doğrusu karar veremiyor.

İlk öykülerden "General ve Karısı’’ ve ‘’İmparatoriçesiz İmparator’’ okuru Bizans’a; "Çocuk Haçlılar’’ Haçlı seferlerine; "Son  Şeyh" güncel bir terimi tarihi bir akım için kullanmam mazur görülürse– İslam aleminin ilk ‘’teröristleri’’ olan Haşhaşiler'e; ‘’Viyana’da İhanet’’ İkinci Viyana Kuşatmasına; "Malahov Tabyası Katliamı"Kırım Savaşına; ‘’Kambur İzzet’’ İzmir’in Yunanlılarca işgaline; "Ay Işığında Mısır Tarlası" günümüzdeki ve her zaman yaşanabilecek bir tutku cinayetine; yukarıda andığım iki öykü de güncel mi yakın tarih mi olduğu belirsiz kargaşaya götürüyor. Ortak payda: Dürüstlüğe ve adalet duygusuna asla sığdırılamayan bir ihanet!

Günümüzün gerek ülkede gerek dünyada– bireyin üstünde sersemletici bir etkiden başka iz bırakmayan, derinleşemeden hızla akan bölük pörçük hayatını, bu hayatın girdabında bireylerin savruluşunu metinlere sığdırabilmek için romancılar ve öykücüler çeşit çeşit biçem deniyorlar deniyoruzçok da başarılı olamadan. Ahmet Yıldız böyle bir kaygı taşımıyor! O, Ömer Seyfettin gibi, Mauppasanvari ve Çekhov’un ilk dönemleri gibi yazıyor ve başarıyor. Böylece edebiyatta ‘’demode’’ diye bir şeyin olamayacağını gösteriyor.

Gerçi bu kitapta –son iki öykünün dışında günümüzün hastalıklarını anlatmak gibi bir amacı yok, yazarın; o daha ziyade tarihten günümüze uzanan süreçlerde iyi niyetli çabaların altında yılan gibi kıvrılarak akan ve iyi niyetlerin en iyimser deyişle yarım başarılar olarak kalmasına yol açan insani zaafları, alçaklığı inceliyor:

"Tarihi asıl yapanlar, bildiğimizin tersine, büyük yöneticiler… falan değil, yöneticilere ve olaylara yaptıkları etkiyle, adı sanı pek bilinmeyen, bir takım alçak karakterli insanlardır" der bir öykü kişisi (s.40).

yusuf yavuz

Elbette bu görüş tartışmaya açıktır, yani tarihi yapanlar, büyük yöneticilere, sessiz sedasız çabalarıyla, özverileriyle destek çıkan kitlelerdir de diyebilir ve haksız sayılmayız. Ancak, alçaklığın daha dayanıklı bir karakteri ve akla hayale kolay gelmeyecek yöntemleri bulunduğu da maalesef bir gerçek!

Yalın ve son derece kıvrak ve çekici bir dil kuruyor, Ahmet Yıldız. Çoğu kez biçimsel olarak iki kişinin sohbeti gibi (ör. "İmpratoriçesiz İmparator’’, ‘’Kambur İzzet’’) seyreden metinler, kişilerden birinin dilinde bambaşka bir hikayeye asıl hikayeye dönüşüyor. Takvimdizinsel yalın kurguları var öykülerin. Ve son, bir O. Henry  hikayesi gibi okuru şaşırtarak bazen kanını dondurarak geliyor! Çünkü olayların akışında fark edilmeyen alt akıntı yani alçaklık bu son ile açığa vuruluyor!

Burada küçük bir eleştiri: Dili kurarken, atmosfer yaratmaya, yada öykünün zaten yaratmış olduğu amosferi zedelememek üzere sözcük seçimine, daha çok  özen göstermeli, Ahmet Yıldız, diye düşünüyorum. Örnekse, Viyana Kuşatmasının tartışıldığı bir divanda, bir Osmanlı paşası ‘’kontrol’’ gibi o devirde dilde asla rastlanamayacak bir sözcük kullanmamalı (s. 59), kanımca. Böyle örnekler kitapta fazla değil  ama hiç olmaması yeğlenir.

Özellikle iki öykü, "İmparatoriçesiz İmparator’’ ve "Alçak Bir Gece" birer küçük mücevher. İkisi de farklı iki izleği kusursuzca harmanlamış: tarihi bilgi ile yalnız erkeğin ruh durumunu."İmparatoriçesiz İmparator" Bizans’ın son İmparatoru Konstantin’i Fatih’in İstanbul’u kuşatmasının öncesinde ve kuşatma sırasında incelerken son derece insani bir damar yakalamış. Bu öykü içindeki öykünün anlatıcısı müzmin bekar ve bekarlıktan hoşnut olmayan bir tarih araştırmacısıdır, ve bir çok evlenme teşebbüsü akamete uğradıktan sonra bekar bir adam olarak ölen imparator Konstantin’in imgesiyle yalnızlık üzerinden bir özdeşleşme kurmuştur. Ayrıca, pek çok ihanete uğradıktan sonra, öykünün sonunda kesin yenilgiyle yüz yüze kalan bahtsız İmparator’un mutlak sonu karşılamak üzere yeniçerilerin arasına bir nefer gibi yalın kılıç dalması okurun içine dokunur.

"Alçak Bir Gece" bir öykü içinde öykü değil. Üçüncü tekil şahıstır yani yazardır konuşan. Öykü kişisi gene yalnız bir erkektir, bu kez yaşlılığa yaklaşan dul bir adam. Seçeneklerin kısıtlılığında, yalnızlık ve cinsellikle baş edebilmek üzere talihsiz bir seçim yapar ve gizli kameranın eşlik ettiği bir cinsellik gecesinde geleceğini yakar. Öykü çok yakın tarihimizin (ya da güncelimizin) tipik hadiselerine ışık tutarken, bir yandan da evrensel bir izleği, cinsellik sorunları yüzünden kendi ayağıyla belaya dolanan erkeğin trajikomedisini örnekler.

Alçaklık Öyküleri hem zevkle hem ibretle okunacak bir kitap.

Erendiz Atasü
(Varlık Dergisi, Mart 2019)

Alçaklık Öyküleri'ni edinmek için...
Boyalıkuş Yayınları, İstanbul 2019


  Gercekedebiyat.com


ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)