2016’dan 2017’ye Türkiye / Selim Esen
2016 yılı, 31 Aralık Pazar günü saat 24.01’de 2017 yılına çözülememiş sorunları miras bırakarak son bulacak. Böylece Türkiye ve dünyamız türlü sorunlarla başı ağırlaşmış, insanlık için üzüntü kaynağı olan olaylarla birlikte yeni bir yıla girecek. 2016 yılını düşününce hemen akla, geçen bir süreden çok, yıl içinde yaşanan bin bir çeşit olaylar geliyor. 2016 yılını mutlu bir yıl olarak mı arkada bırakıyoruz!.. Her yıl olduğu gibi bu yıl da ülkelerin barışı arayıp, bulamadıklarını, gerçek barışı sağlayamadıklarını düşünecek olursak, 2016 yılını mutlu bir yıl olarak tanımlamamız doğru olur mu? Büyük umutlarla beklenen 2017 yılı, acaba mutlu bir yıl olabilecek mi? Her yeni yıl alışagelen iyi dilekler, ülkelerin ve insanlığın gelecek günlerinin iyi ve güzel geçeceği umudunu taşır. Ama bu umut nasıl gerçekleşir, ne kadar sürer bilinemez. 2016’dan kalan olaylar ve olguların başında gelen terör, savaş, açlık, işsizlik, sefalet, cehalet ve hastalık gibi kötü miras düşünülünce bu yılın nasıl geçeceği hakkında fikir sahibi olunabilir. Dünyamızda savaşsız dönem yok gibi; barış içinde geçen yıllar da her savaş hazırlıklarıyla geçti, geçiyor. Bunun nedeni de kuşkusuz barışın sağlanamaması. Bu anlayış sonucu ortaya çıkan savaşlar, ne uluslara ne de dünyaya huzur ve güven sağlayamıyor. Ancak, barışı ararken onun yalnız emperyalist sistemin elindeki maddi araç ve gereçlerle mücadeleyle bulunamayacağı, barışı sağlayacak olan manevi güçleri, yani bir anlayışın benimsenmesi gerektiğini hiçbir zaman unutmamız gerekiyor. Bu anlayış benimsenmediğinde, işte halimiz… İşte Orta Doğu… İnsanlar ölüyor, insanlar evinden yurdundan oluyor… 2016’da barış adına komşumuz Suriye’de bir sonuç alınamadığı gibi, savaşan guruplar arasında da barış adına ortak bir görüş sergilenemedi. Kişisel ve ruhsal mutluluğun bir bakıma bütün ırkların mutluluğuna bağlı olduğu unutularak ırk ayrımından doğan çatışmalara dünyanın birçok yerinde rastlanıyor. Nüfus artışı, kıtlık, kalkınma yetersizliği sorunları ile karşı karşıya olan Üçüncü Dünya ülkeleri çözümlenmesi gereken bu acil sorunlarını sonuca ulaştıramamanın üzüntüsü içindeler. Yeni uyanan genç ülkeler ciddi bir çabayla aradıklarını yine kendi uluslarında, milliyetçiliklerinde buluyorlar. Bu ülkelerin büyük çoğunluğu haklı olarak kapitalizmle sömürgeciliği aynı düzlemde gördüklerinden yeni yaşantılarını kapitalizm dışı temellere dayandırmanın yollarını arıyorlar. Zengin ülkelerle, fakir ülkeler arasındaki korkunç uçurumu daraltmanın insanoğlunun yaşamsal sorunu olduğu tüm berraklığıyla ortada… Zengin ülkelerin parçacıl yardım değil, bu ülkeler üzerindeki sömürüsünü durduracak gerçekçi bir sistem arayışı içinde olması gerekmiyor mu? Her yeni şey kendisi ile birlikte yeni umutlar getirir. Yeni yılın getirdiği umut da dünyada ve ülkemizde gerçek barışın kurulması ve insanlığı mutsuz kılan sorunların çözümlenmesi olmalıdır. 2017’de barış içinde bir Türkiye ve dünyada yaşamamız dileğiyle… Selim Esen GERCEKEDEBİYAT.COM
YORUMLAR