sahi-sular-durulacak-mi-halit-payza-70190.webp


Ekim 1973’te Berlin’e gitti. Hür Berlin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde göçmen işçilerin sosyal hakları ile ilgili bilimsel araştırmalar yaptı.

Aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ‘Federal Almanya’daki Türk Göçmen Örgütleri’ konulu teziyle siyasal ve sosyal bilimler doktoru unvanını aldı. Öğretim görevlisi ve bilimsel araştırmacı olarak uzun yıllar görev yaptı.

‘Çağdaş Eğitim Derneği adlı kuruluşun bilimsel araştırmacı ve proje yöneticisi, 1988’den 2006 yılına kadar kurucu başkanlığını yaptığı Berlin-Brandenburg Türk Velilik Birliği’nde bilimsel araştırmacı ve genel müdürlük yaptı.

Özcan 1960’lı yılların sonunda şiir yazmaya başladı. Şiirleri Türkiye’de Yelken, Memleket, Özgün, Ege Sanat, Yenişehir, Almanya’da Schreiben und Lesen, Die Brücke, Bizim Almanca, Yeni Dil, Ezgi, Halkçı, HDF Meint, Yazınca, Volkshochschule gibi dergilerde yayımlandı. Tükenişin Türküsü, Emek Göçmenleri, Ağla ki Sağır Kulaklar Duysun, Sular Durulacak adlı şiir kitapları yayımlandı. Ertekin Özcan Türkiye’de de birçok örgütün kuruluşunda önemli görevler aldı.

Nâzım Hikmet’in kendini anlattığı Otobiyografi şiiri varsa, Ertekin Özcan’ın da kendini anlattığı Gözaçış’ı var: “gelinlik kızların kırlarda çiçek topladıkları aylarda / çiçek şenliklerinde türkü çağırdıkları günlerde / çayırların yemyeşil, dağların mor çiçeklerle donandığı / tarların buğdaya, arpaya, çavdara gebe olduğu / sığmadıkları bir zamanda ırmakların yataklarına / ben de sığmamışım ana karnına // (…) // ülkemin bir arayış döneminde / çok partili bir düzenin doğum sancılarına yakalandığı  / seçimlere hile karışsa da /  adım adım yönetimin halka açılmaya başladığı / her şeyin yukarıdan belirlenmesi daha sona ermese de / en iyisini ben bilirim / erk elimden giderse / ülke batar endişesi kısmen sürse de / oksijen çadırında demokrasiyi solumuşum / cesur adımların atıldığı bir dönemde / doğmuşum // (…) // çiçeklerin yaylalarda açtığı / ekinlerin yeşil tarlaları denizlere dönüştürdüğü / traktörlerin daha / tarlaları sürmediği / inönü’nün çok partili yaşama adım adım yaklaştığı /  demokrasi çiçeğinin ülkemde açtığı / bir zamanda / açmışım gözlerimi dünyaya / iyi ki açmışım”

Özcan’ın politik şiire yönelişinde göz açtığı politik ortamın etkili olduğu görülüyor. İkinci Paylaşım Savaşından bir yıl sonra, emperyalizmin sosyalizmi tehdit olarak dayattığı yıllarda Amerika ve İngiltere’nin siyasal baskıları sonucu İnönü çok partili düzene geçileceğini açıkladı. Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılan Adnan Menderes, Celal Bayar ve arkadaşları 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kurdu. Demokrat Parti’nin kuruluşu çok partili yaşam içinde çok kötü bir sürecin başlamasına neden oldu. Demokrat Parti’nin hızla ileri demokrasi adı altında faşizme kaydı. Kısa sürede adına ihanet ederek, Celal Bayar/Adnan Menderes ikilisi diktatörce ülkeyi yönetmeye başladı. Demokrat Parti’nin kuruluşu çok partili döneme geçişin yüzkarasıdır. Hürriyet ve İtilafla başlayan, ülkeyi gericileştirme çabaları Demokrat Parti diktası ile doruk noktasına çıktı ve demokrasi katledildi. Ülkenin bugün içinde bulunduğu politik ortamın havası daha o yıllarda kirletilmeye başlanıldı. Vatan Cepheleri, üniversiteli gençlerin katledilmeleri, gizli anlaşmalarla Türkiye’nin sömürüye açılması, Nato’ya girme hevesi ile bağımsızlığın ortadan kaldırılması, Kore’de dökülen masum Anadolu çocuklarının kanları yüzünden Menderes diktasının ve onu izleyenlerin ellerinde, döktükleri kan hâlâ kurumamıştır.

Nâzım Hikmet 25 Haziran 1959’da “Kore’de Ölen Bir Yedek Subayımızın Menderes’e Söyledikleri-Diyet” şiirinde dönemi şöyle anlatır: “Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
/ iki gözünüzle bakarsınız, / iki kurnaz,  / iki hayın  / ve zeytini yağlı iki gözünüzle / bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli / ve topraklarına çiftliklerinizin / ve çek defterinize.  / Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, / iki elinizle okşarsınız, / iki tombul, / iki ak, / vıcık vıcık terli iki elinizle  / okşarsınız pomadalı saçlarınızı, / dövizlerinizi  / ve memelerini metreslerinizin. / İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey, / iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı, / iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’ın / ve bütün kaygınız / iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri / halkın tekmesinden korumaktır. / Benim gözlerimin ikisi de yok. / Benim ellerimin ikisi de yok. / Benim bacaklarımın ikisi de yok. / Ben yokum. / Beni, Üniversiteli yedek subayı, / Kore'de harcadınız, Adnan Bey. / Elleriniz itti beni ölüme,/ vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. / Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan / ve ben al kan içinde ölürken /çığlığımı duymamanız için / kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. / (…)”

Ertekin’in Tükenişin Türküsü1 1970’de yayımlanır. Kitapta yer alan şiirler toplumcu gerçekçi bir şair muştusunu verir. Türkiye hızla 12 Mart karanlığına yol almaktadır. Ertekin’in bu kitaptaki şiirlerinde, küçük insan’ın bireysel ezilmişliği yer alır. Hesaplaşma daha çok varsıllıkla yoksulluk arasındadır. “Karşılaştırma” bu şiirlerden biri. “Doğdu / Kuş tüyü yataklar içinde / Büyüttüler, büyüdü / Beslendi kuş sütüyle // Doğdu / Cami avlusunda açtı gözlerini / Köprü altında büyüdü / Ana kucağına hasret / Ne sevebildi / Ve ne de güldü// (…) Öldü / Çiçekler, çelenkler yağdı / Cenazesine / Papyon kravatlı dostları / Omuzlarında taşıdılar tabutunu / Altın harflerle yazdılar / Mezar taşına adını //  Öldü / Yoktu kimsesi / Hani belediye de olmasaydı / Yumuşak kaldırımlarda kalacaktı / Merhumun cenazesi”

Emek Göçmenleri’nde2 Özcan’ın şiiri kitabın adından da anlaşılacağı gibi emek ve emekçiler üzerinde yoğunlaşır. Batı Berlin’de yaşamaya başlayan şair Almanya’daki emek işçilerinden söz eder şiirlerinde. Kendi ülkesinde ekmek parası bulamamış, emeğini satamamış emekçiler, İkinci Paylaşım Savaşından yenik ve yıkılmış çıkan Almanya’da ararlar ekmek paralarını. Savaşın enkazını kaldırmak, Almanya’yı bugünkü gelişmiş emperyalist düzeyine çıkarmak için ucuz emek gücüdürler. Almanlar kendi vatandaşlarına yaptıramadıkları bütün kirli işlerini yurdundan kopup gelen emekçilere yaptıracaktır. “Anayurt ve Ekmek”te şunları söyler Ertekin: “biz / el kapılarında / günde 24 saat seni düşünürken // biz fabrikalarda / akar bantlara tutsak / ekmek için // biz / ölmüyoruz / tarayan silahlarla / fakat / yaşamıyoruz da // biz / yitiriyoruz geçen her gün / varmadan farkına / bir şeylerimizi // biz / çıkarıldıktan sonra posamız / kapı önlerinde buluyoruz fabrikaların / ansızın kendimizi”

 “Anayurtta” şiirinde vurucu dizelerle anlatılır anayurtta ve gurbetteki sömürü düzeni. “yoksulduk ama / horlanmazdık bu denli / evde işte sokakta / bölüşürken yoksulluğu acı soğanı / bölüşürdü varsıllar / sırtımızdan vurdukları talanı”

 “Emek”te emeğin değeri yüceltilir; “o olmadan çalışmaz makine / o olmazsa ürün kalır tarlada / o olmasa açlık kaplar dünyayı // düğmeyi yapan el / düğmeye basan el / yaratan / yaşatan düşünce olmazsa / olmazdı bu yaşam / bu yeryüzü böyle güzel”

Ağla Ki Sağır Kulaklar Duysun, Berlin’de Türkçe ve Almanca yayımlanan şiir kitabından sonra yayımlanan Ertekin Özcan’ın son kitabı Sular Durulacak3. Özcan’ın ilk kitabından bu yana getirdiği politik çizgiyi Sular Durulacak’ta da görüyoruz.  Özcan’ın kitapları belli bir süreci içeriyor. Tükenişin Türküsü; 12 Mart’ı, Emek Göçmenleri; yurdundan koparak Almanya’da yaşayan emekçilerin sorunlarını ve duygularını, Sular Durulacak 12 Eylül öncesi ve sonrasını anlatır.

Sular Durulacak’ta yer alan “Yabanel Akşamları” bu uğursuz geleceği bir kehanet gibi fısıldar durur: “radyo haberleri çoktandır bozuldu / çatışmalar / yaralamalar / baskınlar / kovuşturmalar / tutuklamalar / kırımlar / büyük bir otorite boşluğu yaşanır anayurtta // 1 mayıs 1977’de / interkontinental oteli’nin çatışından / emeğin bayramını kutlayan yüzbinlere / ateş ederek taksim meydanını kana bulayan / 34 ölü ve yüzlerce yaralıdan sorumlu caniler / özgürce dolaşırken ortalıkta // devlet yok ortada / devlet var ama yok / bağ gözleri kapalı güvenlik güçlerinin / sağ gözleri kör / sözde güzel günler getirmek için / öldürülür gencecik insanlar / yakalanmaz katilleri / destek alırlar üstelik devletten / kamplaştırılır iyice saflar //(…) // dur demez güvenlik güçleri bilinçli bilinçsiz / siyasal gücü elinde tutanlar sessiz / devlet yansız değil / başbakan ‘milliyetçi cephe’nin başkanı / Süleyman Demirel açıklar / ‘bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz’ / ‘Davadan döneni vurun’ der Türkeş / ‘tespih çeken ile tetik çekeni ayırt etmek gerekir’ der / başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan // (…) // saldırılar başlar / gençlere barış çağırısında bulunan / uzlaşmacı demokrat yazarlara / vurulur savcı doğan öz ankara’da / biz eğitim ve emeklilik kurultayı yaparken / muammer ersoy’la frankfurtta // (…) //”

‘Özgürlük Gülleri’nde umuttan söz eder Ertekin: “ (…) // yine de düşünmek ve özlemek seni / güçlendiriyor / ayaklandırıyor beni / diren sevgilim / diren kafa / diren yürek / direnin bedenlerimiz / muştulayarak kesin yengimizi / açacak direnç direnç dallarda bir gün / özgürlük güllerimiz”

Günümüzde şiir, toplumsal gerçeklikten giderek uzaklaştı, bütünüyle bireycileşti. Şiirdeki bu dönüşüm, şiirin de tadını bozdu. Oktay Akbal’ın söylemliyle önce ekmekler sonra şiir bozuldu. Aziz Nesin’in söylediği gibi “her üç kişiden beşi” şiir yazdı. Siyasal nitelikli şiirler hâlâ şiirleriyle direnen bir avuç toplumcu gerçekçi şairin şiirlerinde kaldı. Yeni kuşaktan, kuşağa adını verecek önemli şair hiç çıkmadı. Okur şiirden uzaklaştı. Önce şairler şiire ihanet etti, kendi dışındaki şairleri okumadılar.

 Bu yazıyı şöyle bitecekti:

 Yine de umut etmeyi sürdürebiliriz.

Ertekin Özcan’ın emek ve politik ağırlıklı şiirleri hâlâ toplumcu gerçekçi şiirin yazılabileceğini duyumsatıyor.

Mutlaka…

Bu yazı şöyle bitiyor:

 Ne sular duruluyor, Ertekin Özcan ne yeni emek ve politika ağırlıklı toplumcu gerçekçi şiirler yazabilecek, ne iki ciltlik Almanya’daki yaşancılaşmayı anlattığı kitabını bile göremeyecek.

Belki yıldızlarda, gittiği yerde!

Elveda dostum!

--------------------

  1. Ertekin Özcan, Tükenişin Türküsü, Rengin Basımevi, 1970
  2. Ertekin Özcan, Emek Göçmenleri, Delisarmaşık, 2008
  3. Ertekin Özcan, Sular Durulacak, Delisarmaşık, 2008

Halit Payza
Gerçekedebiyat.com

 

ÖNCEKİ YAZI

Benzer İçerikler