Edebiyat insanın sonsuz gelişim ve yaratı gücünden biridir. Yazınsal tür olarak roman, olayı kendi gerçekliği içinde ele alır. Düşünümü tetikler, var olanı ortaya koyarken kişiler yaratır. Yaratılan karakterlerin belirdiği tiplerle değişim dönüşüm olanağını, olumlu olumsuz seçenekleri, bilhassa etik eylemi gerçekleştirmekte insanlık durumunu gösterir. Roman çözüm sunmaz, durumu teşhis eder.

Yazınsal tür olarak yaşam öyküleri ve yaşam öyküsel eserler, özellikle roman, belirgin özellikler de gösterir. Bu alanda eser verenler bir yanı ile tarihçi, bir yanı ile sanatçıdır. Tarihçiler bilgi ve belgelerle ulaştığı gerçekliğe müdahale etmekten kaçınmalı, duygularını hayallerini nesnel gerçeklikten uzak tutmalıdırlar.

Yaşamöyküsü yazarı araştırma aşamasında tarihçi gibidir. Yazma aşamasında imgelem gücünü kullanır.

Sonuçta yazınsal söylemle, tarihsel bilgi değeri olan bir eser yaratır.

Yaşam öyküsel romancı kendine konu edindiği kişinin, kapalı dünyasını aralar. Kendine özgü olan bu karakteri kendi sesi, kendi dili mantığı ile verir.

Ama yaşam öyküsel romanlar ister istemez bir dönem romanı karakterini de taşır. Yaşam öyküsü, yaşam öyküsü roman yazarlığı bir aydınlanmayı, bilmeyi farkına varmayı gerektirir. Yazar yazacağı ömrü onun devrini anlayan, diline varlığına derinliğine giren bir işe girişmiş olur.

Sadece analitik düşünce burada iş görmez. İnsana ait dünyaya ilgi duymak, yazılacak kişi ile ortak değerlere sahip olmak gerekir. Bu yeniden yaşama, deneyimleme, yeniden inşa etmektir. Kendimizde duyumsamadığınız bir hayatı anlayamayız. Akıl ve zihinsellik ile sevgi ve empati Paton un arabasına koşulmuş iki at gibi, bizi de kendimize ulaştıran bu yolculukta eş güdüm içinde olmalıdır.

Yaşam öyküsel çalışmalarda araçsal aklın, etik problemlerin öne çıktığı da görülebilir. Burada yazarın niyeti ile eylemi arasındaki upuygunluk önemlidir. Dudak uçuklatan ederlerde niyetle eylem arasındaki uygunluktan şüphe edilmelidir. Bu büyük adama veya yaşam öyküsünü roman malzemesi yaptığınız kişiye hizmet etmek değil de, kendine hizmet etmek, hem maddi hem manevi çıkar sağlamak amacıyla davranan yazarlar, eylemlerinde dürüst değildirler. Çünkü dürüstlük eylemle niyetin örtüşmesidir. Büyük adamları ekmek teknesine çeviren yazarların yazarlık onurunu zedeledikleri açıktır.

Yaşam öyküsel romanın tarihsel yazınsal olmadan önce etik bir tavır olduğunu bilmek gerekir. Mahremiyetin kişisel olması bir yaşantının nereye kadar kamuya açık olmasını belirlemelidir. Yazılan kişinin savunmasız varlığı üzerinde duyunçla yaratı arasında, değerler bilgisiyle yürümesi gerekir yazarın. Duyarsızlık yazarı körleştirir. Bunun gibi yapmacık sevgi, saygı da yazarı ve yapıtı değersizleştirecektir.

Bu yüzden yaşam öyküsel çalışmalar, kendine özgü bir yazarlık, yazar kişiliği gerektirir.

Yaşam öyküsel metinler bu nedenle bilgi değeri sanat değeri ahlak değeri ve bütün bu alanları kapsadığından, eğitim değeri olan yapıtlar olmalıdır. Yazar kendi benliğinden ötekine giderken yüreğini eline almalıdır. Behçet Necatigil'in dediği gibi, ele aldığınız yaşam öyküsünün kahramanı, can çekişen kuşlar gibi elinizde, avucunuzun içindedir.

 Roman yazarları her gün dünyayı yeniden kurarlar. Bu nedenle semavi tanrı gibidirler. Yaşam öyküsel roman yazarı ise antik yunan tanrıları gibidir. Nehir tanrısının nehirlerle sınırlandırılmıştır etkinlik alanı. Yaşam öyküsel roman yazarının da devinim alanı kendi iktidar alanı sınırlıdır. Yazarın sonsuz yaratı gücü ile bu sınır arasındaki eytişimsel ilişkiden doğar roman. Elinize bir belge bir resim geçmiştir, bu sizin yaratımınızı kamçılayabilir, kurgunuza güç verebilir. Ama avcunuzdaki can çekişen o kuş, kişinin mahremiyetine saygı, yazarı bundan alı koymalıdır. Yahut kaptırdınız yazdıkça yazdınız bir de baktınız ki roman kişisinin karakterinden çok uzaklara düşmüş metiniz. Bunu çöpe atmakta ikircim gösterirseniz roman karakteriniz bir tahta kukla olacaktır. Kanlı canlı bir insan değil.

Zaman zaman belirli tarihsel kişilerin konu edindiği yaşamöyküsel romanların basım yayımında artışlar görülmektedir. Geçmişe bakarak şimdide, geleceğe ilişkin yaratımda bulunmaktansa, tehlikesiz sularda yelken açmaya yönelinebilir.

Veya pratiğe ilişkin politik tercihlerin kültürel ayağını oluşturma niyeti öne çıkabilir. Örneğin istibdat dönemi kişilerinin yaşamöyküsel romanları "İstibdat vatan için" alt iletisiyle yazılmış olabilir. Yahut inancın bireyselliğini kamulaştırma amacıyla yazılmış yaşamöyküsel romanlar da olabilir. Bütün bunları yazınsal alan içine almak yaşam öyküsel romanın ne'liği bilgisinden öte edebiyatın (yani edep/etik- bediat/ estetik) ne'liği bilgisinden uzaklığı gösterir.

Gerçek yaşamöyküsel eserler has edebiyatın öteki türleri gibi, yazarken ve okurken  kişi ve toplum olarak bir aydınlanmaya yol açtığından kendine özgü seçkin yeri koruyacaktır kuşkusuz.

Mucize Özünal
Gerçek Edebiyat

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)