Yas bildirisi / Erhan Doğan
Hep varsayımlar üzerine kurulmuş cennet bir dünya içinde yaşıyorduk. Gerçekle karşı karşıya gelmek hiçbirimizin işine gelmiyordu. Ne kadar kaçabilirsek kâr sayıyorduk. - İşte kaçılmış bir yaz daha yaşıyorduk. Asla unutamayacaklarını bile bile sevgilerini gömmeye çalışan bir sürü oyuncunun sahnesi olmuştu yazlıklar... Gelinmiş, görülmüş, aranmış, ancak bulunamamıştı... İkame aşklar ikamet etmişti. Belki de aşk diye yaşanan klişe davranışlar bütünüydü algılanan ve algılatılan. Hiç gerçek aşkla karşılaşmamış ne çok insan vardı çevrede. Ya da gerçek aşk neydi? Kim kendi aşkını gerçek ilan edebilirdi ki !!? Yaz, nefesleri zorlayacak kadar doruklardaydı. Ben seni unutmayı asla başaramamıştım. İçin için de keyif almıyor değildim hani. Sanki birileri karşıma çıkacak ve bunu başarmamı sağlayacaklar diye bir hayli korktuğumu da itiraf etmeliyim. Sonunda herkesin beklediği son gelmek üzereydi. Unutulamamış ya da yaşanamamış aşkları bavullarının bir köşesine sıkıştırıp kentlere geri dönülecekti. İki yüzlülük ve tiksindiren bir sürü ilişkinin içine yeniden girilecekti. Herkes birbirine gülümseyecek, için için sevgisizlik ve saygısızlık kusulacaktı. Herkes, hiç değilse birkaç haftalığına kendisi olmuştu. Özenilen bir zaman dilimi, insanların aynalarda kendilerini fark ettiği anlardı yaz akşamları. Bütün bunlar bırakılıp kentlere dönülecekti. İnsanlardaki bu değişim çevremde sessizce yaşanıp durdu... Ben, bütün bu olanlara gizlice ve gösterişsiz katıldım. Aylardan sonra ilk kez görecektim seni...Nasıldın iyi miydin? Uzun zaman önce birlikte kalmayı düşündüğümüz, ancak hiç kalamadığımız o otelin en üst katındaydım. Bütün boğazı görebiliyordum. Artık hiç heyecan vermiyordu bu kent bana... Parayla satın alınmış saygınlığın dekorları içinde seni bekliyordum. Rüzgârlı bir tepedeydik sanki... Senin bitmeyecek sevginin çarpıntılarındaydım. Birdenbire ortaya çıkıvermiştin. Alaycı gülümsemelerinle gelmiştin. Şehrin iki yüzlü, ticari pazarlıklar içindeki ruhu o güzelim yüzüne bulaşmıştı. Eskisi kadar zayıf değildin. Buna sağlıklı olduğun için sevinirken, artık bizim adımıza üzüntüden yemeden içmeden kesilmediğine içerledim!.. Bencilliğim midemi bulandırırken, bu iki duygu ruhumdan darmadağın ayak izleri bırakarak geçti ve gitti. “Neden seninle görüşmek istemiştim? Ne istiyorsam açık seçik söylemeliydim. Artık bu ilişki için nasıl bir özveride bulunacağımı çok açık belirtmeliymişim.” diyordun... Ben yalnızca seni izliyordum. O kadar özlemiştim ki! Ruhumun yıkandığını, arındığını hissediyordum. Ellerinin kanat çırpışlarına takılıp eski gökyüzümüzde dolaşıyordum. Bana bitmemiş bütün büyük sevdaların notalarını duyuruyordun. Kendi içimde yeniden çoğalıyordum sana. Tanrım ! İyi ki vardın... “Seninle görüşmeye otele gelmemeliydim. Hiçbir anlamı yoktu. Uzatmaları oynamak gerekmiyordu.” dedi telefondaki sesin. Bu konuşmaların sonradan olacağını çok iyi biliyordum . Aylar sonra... Yüzüne bulaşan şehirden anlamıştım zaten. Fakat ne önemi var? Beni üzmedin böyle söylemekle... Ben sebep olmamış mıydım bu kente mahkum olmana? Yaşarken , insanların insanlara yaptığı, inanılmaz acılarla dolu olayların içinde bana yaptıklarının ve yapacaklarının ne önemi olabilir ki!? Biliyordum ne kadar iyi bir insan olduğunu. Ne yapsan kaldırabilirdim. *** Biliyor musun? Yaz bitiyor... Bunu anlamak için çevreye bakmak yeterli aslında. Dün ilk kez lodos almaya başladı körfez... İkiztepe’lerden dörtnala bulutlar geldi... Senin kentine yağan yağmurun serinliği dolandı ortalıkta. Puslar kalktı ve dağlar pırıl pırıl giysileriyle gözler önüne serildi. Yaralı denizde akıntıların yönü değişti. Ölümün yüzünü yerleştirdik bu güzelim körfeze... Şimdi her deniz kıyısına gittiğimizde kötü anılar kadar anımsamamaya ve düşünmemeye çalışıyoruz onu. Gözlerimizi kaçırıp burnumuzu kapatıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu geriye dönüşsüz zavallılığa hep beraber alışıyoruz. Ağaçlardaki değişiklikleri de anlamak mümkündü. Düşüşe yaklaşan hüzün salınımlarındaydılar... Bitmiş bir aşkın son cümlelerini sarf ediyorlardı. Yanmış yaprak uçları , bir yaşamın ve bağlılığın nasıl böyle zamanla bitirildiğini anlamaya çalışıyorlardı. Rüzgârın her esişinde, tutunabilmelerinin gittikçe zorlaştığını anlamaları, bu tek taraflı yok oluşu daha da hüzünlü kılıyordu. Yapraklarından ayrılmaya kararlı ağaçların acımasızlığına hazırlanıyordu yeryüzü... Kara toprak, gizli beklentiler içinde, zorla koparılmış bu mecnun yaprakların açlığı içinde düşüşe hazırlanıyordu. Bitiyordu sevgilim!... Bu artık son bildiri... Sana yazabileceğim bir mevsim daha kalmadı. Yeryüzünde başka mevsim yok. Ellerimi nereden uzattıysam sana, dokunamadım. Bütün yolların teğet geçtiğini anladım artık. Kısa bir düştü. Mutlu bir gülümseme... Acı hiç olmadı. Olanları da anlamaya ve unutmaya o kadar hazırdım ki, bunu başardım. Hiç pişmanlık yaşamadım. Yalnızca, ruhumun bu evrensel açlığını giderememiştim. Yarım kalmıştı... Yanında unuttuğum yalnızlıktı. Düşüşe başlamıştım artık. Ana gemiyle hiçbir bağlantım kalmamıştı. Önce haberleşme kesilmişti. Uzayın sonsuzluğuna sürükleniyordum. Seni anlamaya çalışıyordum. Kinlenebilir miydim? Öyle bir duyguyla donatılmamıştım... Bir şiirdin. Dizeleri ayrı lisanlarda. Kahramanlarını katleden bir öyküydün. Aslında granit bir heykeldin, serçe yürekli. Bütün savaş tablolarındaki yere uzanmış, göğsünden yaralı kadındın. Ege idin. Ege ve Ege’nin bütün çiçekleriydin. Yağmur bulutu olduğunu bilseydin neden ansızın gözyaşları döktüğünü anlardın. Saklanmış uzun bir sevdanın yorgun gözleriydin. Güneştin, nisan yağmurlarının dinlendiği bulut aralarında. Melodisiydin sokak çalgıcılarının. Bütün çocuklukların bayram sabahı sevinçleriydin... Mavi papatyasıydın, Kardelen Meyhanesinde kendini asan adamın... Şimdi bu güzelim kentte sensiz , hayat da, ölüm de bendim Anılarıyla sokaklara atılmış , bütün mevsimlerden kovulmuştum. Ağzımdan tanrısı olmayan dualar dökülürken, senin için çiçekli güzel günler diliyordum !.. Hak edilmiş yenilgilerdeydim. Sonsuz acılar cehenneminde, “yalnızlığımı bir banda doldurup”, başa alıp alıp dinliyordum. Senden önce de, senden sonra da, sensizdim işte... -Işığı kaybettim... Erhan Doğan Gerçekedebiyat.com
YORUMLAR