Yalnızca Bir Sözcüktür Memleket Dendiğinde Nazım Hikmet / Adil Yılmaz
Ne zaman kaldırıp baksam duvarda asılı resme,
Döner bir daha bakarım duvardaki resme,
Bir rüzgârdı tanrının armağan ettiği Anadolu toprağına o,
Ateş olsan hükmün ne;
Adil Yılmaz
yüreğim sitemli, küçücük bir sandala yaslanır
yekpare denizi olurum onun ben,
çırpınıp dururum bir süre, oyalanırım gidip gelen dalgalarda,
sonra sürüklenip sanki, çekilen bir geminin bıraktığı ardında
boşluğun anlamını duyumsarım, ne varsa üstüne bulut gölgesi düşmüş kıyıda,
yavaşça uzaklaşıp kayboluşlarının gözlerimin önünden,
kıyıya vuran balıkların mı dersin, sahilde ıslak kumların mı,
hafifçe esen yelde yaprakları belli belirsiz umudu kıpırdayıp duran ağaçları mı!..
Düş biter, anlarım karşımda duran gerçeği, gözlerinin rengi bir Nazım!
Başlarım konuşmaya onunla:
Bana bir sözcük ver, bu kez içinde Türklerin ne zaman nasıl sekerek at nalı ışırca
yüzleri ve devrilir dağ gölgesi, ova enginliği omuzlarında ağır yük olmasın,
söyleminle varışları olsun bilincine
ne zaman uzanır Akdeniz'e bir kısrak başı,
sabah vakti bir memleket olsun Anadolu!
Nazım Hikmet anlar dediğimi: Dur orda!
bu kez geçmişte kalan bir gündoğum vakti o,
bekle beni azcık daha işim var ana dediğim,
ekin biçme zamanı tarla yolunda,
dayayıp sırtımı bir kayaya çapağını silmem gerek gözlerimin,
güneşin ilk ışıklarında başakların rengini göreceğim bugün,
ve haki rengini giyinip fistanının nasıl dalgalandırdığını
tarlanın ortasında dikili ceviz ağacının!..
Annemse dönüp arkasına gülerdi bana:
İş bekler mi oğlum, hadi çabuk!
Sonra doğan dev güneşim olurdu Nazım, bugüne umut!
kimileri bunu hâlâ anlayamıyor;
uzun bir koşu öngördü sürücüsüne,
sonsuzluğun ıslığı dudağında; ya sen?
koşarken o atın nalına çarpıp
yol kıyısına fırlattığı taştım ben!
Gercekedebiyat.com
YORUMLAR